Mutfakta parmak hesabı
Gazetemiz Damga her gün ekonomik sıkıntıları birinci sayfasına taşıyor. Rakamlar yazılıyor, açıklamalar yapılıyor, grafikler çiziliyor. Ama gelin bugün bu durumu bir de “parmak hesabıyla” konuşalım.
Geçen gün marketteyim. Sebze reyonunda patlıcanın kilosuna gözüm takıldı: 250 TL.
Bir tane aldım. Tartıya koydu çocuk. 50 TL tuttu.
Dayanamadım, “Bu nasıl fiyat?” diye sordum.
Çocuk gayet sakin bir şekilde cevap verdi:
“Abla yarın 350 TL olacak, sen ucuza aldın.”
Bir an durup düşündüm.
“Altınla mı yarışıyor bu?” dedim kendi kendime.
Bir patlıcanın fiyatını konuştuğumuz bir ülkede yaşıyoruz artık.
Bir sebzenin kilosu neredeyse bir günlük mutfak harcamasına denk geliyor. Ama mesele sadece patlıcan değil. Mesele mutfağın kendisi.
Mutfak, bir evin nabzıdır. Ve o mutfağın yükünü çoğu zaman kadınlar taşır.
Sabah kalkar, evin hesabını yapar.
Dolabı açar, “Bugün ne pişirsem?” diye düşünür.
Bir yandan çocukların ihtiyaçları, bir yandan evin giderleri, bir yandan hayatın bitmeyen hesapları…
Birçok kadın bugün artık alışverişe çıkarken liste değil matematik yapıyor.
“Bunu alırsam onu alamam.”
“Bugün bunu pişirirsem yarın ne yaparım?”
Bir patlıcanın bile hesabını yapmak zorunda kalıyorsa bir kadın, orada sadece ekonomi konuşulmaz; orada hayat konuşulur.
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.
Kadınların emeğini, mücadelesini, gücünü konuştuğumuz bir gün. Ama gerçek hayatın içinde kadınlar sadece başarı hikâyeleriyle değil, aynı zamanda görünmeyen yüklerle de yaşıyor.
Evde, işte, sokakta…
Birçok kadın hayatı ayakta tutan görünmez bir direk gibi.
Ama o direğin omzunda bazen çok ağır yükler var.
Bir patlıcanın fiyatına şaşırdığımız bir günde, kadınların hayatını kolaylaştıran değil zorlaştıran bir düzenle karşı karşıyayız.
Bugün Kadınlar Günü’nü kutlarken sadece çiçek vermek yetmez. Kadınların hayatını gerçekten kolaylaştıran, onları destekleyen bir toplum kurmak gerekir.
Çünkü kadın güçlü olursa ev güçlü olur.
Ev güçlü olursa toplum güçlü olur.
Bugün tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.
Ama içimden bir dilek de geçiyor:
Bir gün gelir de kadınlar pazarda, markette bir sebzenin fiyatını görünce şaşırmaz.
Bir gün gelir de mutfakta hesap yapmak yerine hayatın tadını çıkarabilir.
O gün, belki de bir patlıcan sadece patlıcan olur.
Çünkü bugün birçok mutfakta aynı hikâye yaşanıyor. Bir alışveriş torbasının içine yalnızca sebzeler, meyveler konmuyor; aynı zamanda bir haftanın planı, bir ailenin bütçesi ve bir kadının sabrı da konuyor. Kadınlar çoğu zaman görünmeyen bir ekonomist gibi evin dengesini kurmaya çalışıyor.
Belki kimse fark etmiyor ama bir evin mutfağında yapılan küçük hesaplar aslında büyük fedakârlıkların sonucu. Bir anne bazen kendi istediğinden vazgeçiyor, bazen çocuklarının sevdiği bir yemeği yapabilmek için başka bir ihtiyacı erteliyor. Bu fedakârlıkların çoğu ne manşetlere taşınıyor ne de istatistiklere giriyor.
İşte bu yüzden kadınların emeği sadece bir gün hatırlanacak bir değer değil. Kadınların hayatını kolaylaştırmak, onların yükünü biraz olsun hafifletmek sadece bir kutlama mesajıyla değil, hayatın içinde gerçek çözümlerle mümkün.
Belki de en büyük dileğimiz şu olmalı: Kadınların mutfakta sürekli hesap yapmak zorunda kalmadığı, çocuklarının geleceğini düşünürken kaygı yerine umut duyduğu bir hayat.
Çünkü kadınların yüzündeki bir gülümseme bazen bir evin huzurudur. O huzur çoğaldıkça toplum da güçlenir.
Ve belki o zaman gerçekten bir patlıcan sadece patlıcan olur.