Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
8°
Ara
yazar
Stratejik İletişim Danışmanı
Tüm Yazıları

8 Mart: Kutlamalar artıyor,  kadınlar ölmeye devam ediyor

YAYINLAMA:
8 Mart: Kutlamalar artıyor,  kadınlar ölmeye devam ediyor

Her yıl aynı sahne.

8 Mart yaklaşırken şirketler mor logolarını hazırlıyor.
Siyasetçiler “kadınlarımız” diye başlayan mesajlarını yazıyor.
Reklamlar, kampanyalar, indirimler…

Bir günlüğüne herkes kadınları hatırlıyor.

Ama ertesi gün yine aynı Türkiye’ye uyanıyoruz.

Kadınların öldürüldüğü, şiddetin görünmez kılındığı, davaların sürüncemede bırakıldığı, koruma kararlarının bile kadınları koruyamadığı bir ülkeye.

Çünkü Türkiye’de 8 Mart artık giderek bir kutlama günü değil, bir çelişki günü haline geliyor.

Bir yanda çiçekler, mor balonlar, kampanyalar…
Diğer yanda istatistikler.

Ve o istatistikler bize çok sert bir gerçeği anlatıyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre yalnızca 2025 yılının ilk ayında 33 kadın öldürüldü, 32 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. 

Şubat ayında 16 kadın cinayeti ve 21 şüpheli ölüm kaydedildi. 

Mart ayında ise 18 kadın öldürüldü, 30 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. 

Bu sayılar birer istatistik değil.

Her biri bir hayat.
Bir isim.
Bir hikâye.

Üstelik bu cinayetlerin büyük bölümü, kadınların en temel hakkını kullanmak istemesiyle bağlantılı.

Boşanmak istemek.
Bir ilişkiyi bitirmek istemek.
Hayatına kendisi karar vermek istemek.

Başka bir deyişle:

Kadınlar çoğu zaman yaşamak istedikleri için öldürülüyor.

Bu yüzden 8 Mart’ın gerçek anlamı, şirketlerin hazırladığı reklam filmlerinde ya da siyasetçilerin paylaştığı mesajlarda değil.

Sokaklarda.

Adliye koridorlarında.

Kadın dayanışma ağlarında.

Çünkü kadınlar için 8 Mart, hâlâ bir hak mücadelesi günü.

Daha güvenli bir hayat için.

Şiddetsiz bir yaşam için.

Adalet için.

Ama Türkiye’de son yıllarda kadın hakları tartışmasının yönü de değişti.

Sorunun kendisi yerine kavramlar tartışılıyor.

“Kadın cinayeti var mı?”
“Bu mesele abartılıyor mu?”
“Toplumsal mı bireysel mi?”

Oysa mesele çok daha basit.

Bir ülkede kadınlar sistematik biçimde öldürülüyorsa ve bu cinayetlerin çoğu en yakınlarındaki erkekler tarafından işleniyorsa, burada sadece bireysel bir suçtan değil toplumsal bir sorundan söz ediyoruz.

Sorun yalnızca suç değil.

Cezasızlık.
Koruma mekanizmalarının işlememesi.
Şiddetin normalleşmesi.

Ve belki de en tehlikelisi:

Toplumsal duyarsızlık.

Bugün 8 Mart.

Yine konuşmalar yapılacak.

Yine mesajlar paylaşılacak.

Ama belki de asıl soru şu:

Kadınları gerçekten kutluyor muyuz, yoksa kadınların yaşadığı gerçekliği görmemek için bir günlüğüne vicdanımızı mı rahatlatıyoruz?

8 Mart’ın anlamı, kadınlara çiçek vermek değil.

Kadınların öldürülmediği bir ülke kurmaktır.

Çünkü bir ülkede kadınlar hayatta kalmak için mücadele ediyorsa, orada kutlanacak bir şey yoktur.

Orada yapılması gereken tek şey vardır:

Gerçekle yüzleşmek.

Ve değiştirmek.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *