Savaşın masum kurbanları
Savaşların kazananı olmaz deriz. Ama kaybedeni her zaman bellidir: Çocuklar.
İran’daki savaşta, daha hayatlarının başındaki çocukların okul sıralarında can vermesi, insanlığın utanç hanesine yazılmış bir başka kara sayfa olarak karşımızda duruyor. Okul, Güvenli olması gereken yer. Kalem seslerinin, teneffüs kahkahalarının yükselmesi gereken mekân. Ama şimdi o sıraların üzerinde kitaplar değil, toz ve enkaz var.
Bir çocuğun ölümü yalnızca bir istatistik değildir. Bir ailenin yıkımıdır. Bir toplumun geleceğinin sönmesidir. Savaşın hararetli açıklamaları, stratejik hesapları, siyasi nutukları arasında kaybolan gerçek şudur: Hayatını kaybeden her çocukla birlikte insanlık biraz daha eksiliyor.
Okulda ölen çocuklar bize şunu hatırlatıyor: Savaş cephede kalmıyor. Füze hedef gözetmiyor, bomba yaş sormuyor. Çatışmaların dili sertleştikçe, en savunmasız olanlar bedel ödüyor. Oysa uluslararası hukuk, sivillerin ve özellikle çocukların korunmasını emrediyor. Kağıt üzerinde kalan maddeler, enkaz altındaki çığlıkları susturmaya yetmiyor.
Bugün İran’da yaşanan bu acı, yarın başka bir coğrafyada karşımıza çıkabilir. Çünkü savaşın mantığı aynı, sonuçları aynı: Yıkım, gözyaşı ve telafisi mümkün olmayan kayıplar.
Bir çocuğun okulda ölmesi demek; yarım kalmış bir doktor, bir öğretmen, bir sanatçı demektir. Hayal kurma hakkı elinden alınmış bir gelecek demektir. Savaşın gerçek maliyeti işte budur.
Dünya, çocuk haklarını yüksek sesle savunurken, neden aynı kararlılığı savaşları durdurmak için göstermiyor? Neden diplomasi masaları, silahların gölgesinde kuruluyor?
Bu sorulara verilecek samimi cevaplar olmadan, yaşanan her trajedi tekrar edecek bir senaryonun habercisi olacaktır.
Gazetelerin üçüncü sayfasında küçük bir haber olarak yer alan çocuk ölümleri, aslında birinci sayfayı hak eden bir insanlık dramıdır. Çünkü savaşın en ağır bedelini ödeyenler, savaşın neden başladığını bile bilmeyenlerdir.
Bugün yapılması gereken şey, taraf tutmak değil; çocukların tarafında durmaktır. Savaşın değil, hayatın yanında olmaktır.
Ve unutmamaktır: Okul sıralarında yarım kalan her hayat, insanlığın ortak vicdanına bırakılmış bir emanettir.