Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
8°
Ara
yazar
Stratejik İletişim Danışmanı
Tüm Yazıları

Bunlar birer cinayet değil, sistem çöküşü

YAYINLAMA:
Bunlar birer cinayet değil, sistem çöküşü

Kadınlar korunmuyor.
Çocuklar korunmuyor.
Öğretmenler güvende değil.

Bu cümleleri yazmak bile ağır. Ama artık susmanın daha ağır bir bedeli var.

Fatmanur Çelik yıllarca işkence gördü. Şiddet gördüğü kişiyle zorla evlendirildi. İstismar bitmedi; fail bu kez dört yaşındaki öz çocuğa yöneldi. Anne çocuğunu alıp adalete sığındı. Koruma talep etti. Fakat istismarcı “adli kontrol” şartıyla serbest bırakıldı. Fail, bağlı olduğu yapının sağladığı güçle elini kolunu sallayarak dolaşmaya devam etti.

Anne ise açıkça şunu söyledi: “Korkuyorum. Güvende değilim. Ölürsem bilin ki intihar etmedim.”

Bugün o anne ve çocuğunun cansız bedenleri bulundu.

Bu yalnızca bir cinayet değil. Bu, göz göre göre gelen bir çöküşün ilanıdır. Bu, koruma mekanizmalarının, sosyal hizmet ağlarının, adli süreçlerin ve en önemlisi kamusal sorumluluğun iflasıdır.

Bir başka isim: Fatma Nur Çelik.
Bir biyoloji öğretmeni. Geçtiğimiz yıl katıldığı disiplin kurulunda “can güvenliğimiz yok” dedi. O kurulun gündeminde, dün işlenen cinayetin failinin kavga dosyası vardı. Önlem alınmadı. Uyarılar ciddiye alınmadı. Ve bugün aynı kişi tarafından, görev yaptığı okulda, öğretmenlik yaparken hayattan koparıldı.

Bu iki trajedi birbirinden bağımsız değil.
Aynı cezasızlık kültürünün, aynı ihmalkârlığın, aynı sistemsel boşluğun sonucu.

Sorun münferit değil.
Sorun, devletin ve kurumların koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesi.

Şiddet yalnızca failin elindeki bıçak değildir.
Şiddet, tehdidi ciddiye almamaktır.
Şiddet, koruma talebini geciktirmektir.
Şiddet, istismarı görmezden gelmektir.
Şiddet, öğretmeni yalnızlaştıran ve itibarsızlaştıran dildir.

Toplumun en kırılgan alanları — kadınlar, çocuklar ve öğretmenler — güvencesiz bırakıldığında gelecek de güvencesiz kalır.

Bugün gençler yalnızca ekonomik kaygılarla değil, adalet ve güvenlik kaygısıyla da büyüyor. “Bir tehdit varsa korunur muyum?” sorusu sıradanlaşmışsa, orada hukuk devleti zedelenmiş demektir.

Bir toplumun medeniyet seviyesi, en güçsüz görüneni ne kadar koruduğuyla ölçülür.

İhtiyacımız olan şey hamasi sözler değil; etkili koruma politikalarıdır.
Adli kontrol değil, risk analizine dayalı gerçek önlemlerdir.
Sembolik açıklamalar değil, önleyici sosyal destek mekanizmalarıdır.
Öğretmeni hedef haline getiren söylemler değil, öğretmeni güçlendiren kamusal iradedir.

Kadınların “ölürsem bilin ki…” diye başlayan cümleler kurmadığı, öğretmenlerin “can güvenliğimiz yok” demek zorunda kalmadığı bir ülke mümkündür.

Karanlık büyüyor olabilir.
Ama aydınlık da örgütlü olmak zorundadır.

Mesele sahiplik değil; sorumluluktur.
Mesele koruma yükümlülüğünü hatırlamak ve hatırlatmaktır.

Susmamak, görmezden gelmemek ve kurumsal sorumluluğu talep etmek…
Geleceği yeniden kurmanın ilk adımı budur.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *