Parti değiştirmeler ve siyasetin ahlakı
2026 yılı, yerel siyasette hafızalara kazınacak bir kırılmaya sahne oldu. Mesut Özarslan’ın CHP’den istifası, sıradan bir “parti içi anlaşmazlık” değil; doğrudan seçmenin iradesine yönelmiş siyasi bir meydan okumadır.
Keçiören seçmeni 2024’te oyunu verirken bağımsız bir figüre değil, CHP’nin adayına ve programına oy verdi. Belediye başkanlığı makamı kişisel bir kariyer basamağı değildir. O makam, bir siyasi kimlikle ve o kimliğin vaatleriyle kazanılmıştır. Aradan iki yıl geçmeden partiyle yolları ayırmak, seçmene “ben artık başka bir siyasi zemindeyim” demektir. Bu, en hafif ifadeyle siyasi tutarsızlıktır.
Dahası, istifa sürecinde kullanılan sert söylem ve parti yönetimine yöneltilen suçlamalar, siyasetin seviyesini daha da aşağı çekmiştir. İç meseleler kamuoyu önünde restleşmeye dönüştüğünde kazanan kim oluyor? Ne parti kazanıyor ne belediye ne de Keçiören halkı. Kaybeden doğrudan seçmenin güvenidir.
Burada asıl sorun sadece bir ismin ayrılması değildir. Asıl sorun, Türkiye’de belediye başkanlarının seçildikten sonra “kişisel siyasi ajandalarını” önceleyebilme rahatlığıdır. Eğer seçildiğiniz partiyle temel görüş ayrılığı yaşıyorsanız yapılması gereken nettir: Görevi bırakır, yeniden aday olur ve seçmenin karşısına yeni kimliğinizle çıkarsınız. Sandık meşruiyetin tek kaynağıysa, cesaret de sandığa dönmektir.
Bu tablo aynı zamanda CHP açısından da ağır bir uyarıdır. Parti, aday belirleme süreçlerinden kriz yönetimine kadar ciddi bir özeleştiri yapmak zorundadır. Bir ilçede böylesine bir kopuş yaşanıyorsa, sorun yalnızca giden kişide değildir. Siyasi organizasyon ciddiyet ister; iç disiplini zayıf, iletişimi kopuk yapılar uzun vadede güven üretmez.
Ancak kimse meseleyi “kişisel kırgınlık” seviyesine indirgemesin. Bu olay, yerel demokrasinin ahlak sınavıdır. Seçmen oy verirken bir siyasi çerçeveye onay verir. O çerçevenin sonradan keyfi biçimde değiştirilmesi, temsil sözleşmesini fiilen bozmak anlamına gelir.
Siyaset güven işidir. Güveni aşındıran her hamle, yalnızca bir partiyi değil, demokratik kültürü zedeler. Keçiören’de yaşanan tam olarak budur: Sandığın ağırlığının hafife alınması.
Ve seçmen bunu unutmaz.