Uzm. Psk. Gül Çolak: Sevgililer Günü’nde yalnız olmak;
Kırmızı bayrak değil, yeşil ışık!
Terapilerimde tanık olduğum en dönüştürücü an, kişinin yalnızlığı bir kayıp değil, kendisiyle yeniden bağ kurma alanı olarak görmeye başlamasıdır.
İnsan önce “Biri yok” diyerek geliyor; sonra bir gün “Ama ben varım” diyerek çıkıyor. İşte bu geçiş, çoğu zaman gerçek dönüşümün başladığı yerdir.
14 Şubat yaklaştıkça şehir kırmızı kalplerle donatılıyor, vitrinler kırmızıya bürünüyor, sosyal medya romantik karelerle doluyor. Dışarıdan bakınca herkesin tutkulu bir ilişkisi varmış gibi görünüyor. Bu atmosfer, yalnız olan birçok kişide aynı soruyu tetikliyor:
“Bende bir sorun mu var?”
Yetişkin terapisti olarak şunu net söyleyebilirim: Sorun sizde değil, bize anlatılan masalda.
Bu masal bize yalnız olmanın bir eksiklik, bir geri kalmışlık ya da bir başarısızlık olduğunu fısıldar. Oysa gerçek hayat çok daha karmaşıktır: İnsanlar bazen bilinçli olarak yalnız kalır, bazen iyileşmek için mesafeye ihtiyaç duyar, bazen de doğru bağı kurabilmek için zamana… Yani sorun çoğu zaman yalnızlıkta değil, yalnızlığı nasıl yorumladığımızdadır.
Aşkın Vitrini ve Gerçek Hayat
Sosyal medya bize ilişkinin vitrini gösteriyor: sürprizler, çiçekler, kusursuz kareler… Ama kamera kapandığında yaşanan çatışmalar, iletişim sorunları, kırgınlıklar ve yalnızlık duygusu çoğunlukla görünmez kalıyor.
Seanslarımda sıkça görüyorum ki insanı en çok yaralayan şey yalnızlık değil; “yalnız olmakta bir sorun var” düşüncesi.
Bu düşünce içeri sızdığında kişi kendini değersiz, geride kalmış ya da sevilmeye layık değilmiş gibi hissedebiliyor. Oysa yalnızlık bir kimlik değil; geçici bir durumdur.
Yalnızlık ≠ Boşluk
Birçok kişi yalnızlığı boşlukla karıştırıyor. Oysa klinikte en sık gördüğüm şey şu: Yalnız geçen dönemler çoğu zaman en öğretici dönemler oluyor.
Bu süreçte kişi:
• Gerçek ihtiyaçlarını fark eder.
• Sınırlarını netleştirir.
• Ne istemediğini cesurca söylemeyi öğrenir.
• Kendi değerini, dışarıdan onay beklemeden hissedebilir.
Bunlar romantik görünmeyebilir ama son derece dönüştürücüdür. Çünkü sizi ilişkilere muhtaç değil, bilinçli giren birine dönüştürür.
“Birisi Olsun” Baskısı
Sevgililer Günü yaklaşırken bazı insanlar sırf yalnız görünmemek için ilişkileri zorlayabiliyor. Kırmızı bayrakları görmezden geliyor, mutsuz olduğu bağlarda kalıyor, “Yalnız kalmaktansa böyle olsun” diyebiliyor.
Ancak şu çok net bir gerçek:
Yanlış bir ilişkide olmak, yalnız kalmaktan çok daha yıpratıcıdır.
Yalnızlık bazen sessizdir. Yanlış ilişki ise sürekli bir içsel çatışma yaratır.
Bu 14 Şubat’ı Kendin İçin Geri Al
Eğer bu Sevgililer Günü’nü yalnız geçiriyorsan, bunu bir başarısızlık günü yapmak zorunda değilsin. Aksine, bunu kendinle bağ kurduğun bir güne çevirebilirsin.
Kendine şu soruları sorabilirsin:
• Hayatımda nasıl bir ilişkiye gerçekten hazırım?
• Bir partnerde vazgeçilmez değerlerim neler?
• Hangi sınırları daha güçlü korumak istiyorum?
• Kendime duygusal olarak nasıl daha iyi bakabilirim?
Bazen en iyileştirici hediye çiçek değil, kendine dair kazandığın farkındalıktır.
Aşkın Daha Geniş Tanımı
Aşk sadece iki kişi arasında yaşanan bir şey değildir.
Aşk; kendine şefkat göstermek, yalnızken de değerli hissetmek ve kendi varlığından keyif alabilmektir.
Bu yüzden şunu hatırla:
Birinin olmaması, senin eksik olduğun anlamına gelmez. Bazen bu, kendinle kurduğun ilişkinin derinleştiği bir dönemdir.
Ve belki de gerçek romantizm tam burada başlar.