Devlet Ana…
“Devlet Ana” dediğimiz büyük yazar Kemal Tahir’in, Türk edebiyatında kült olmuş bir romanı. Ne yazıktır ki otuz küsur yaşımda henüz okumaya başladım. Kitabı geçtiğimiz ay okuma fırsatım oldu; Hemen de buraya gelip kitaptan söz açmak, okumayan varsa okusun diye dil dökmek istedim...
Özellikle tarih merakınız varsa Devlet Ana, Osmanlı’nın kuruluşuna dair çok sayıda anekdot barındırıyor. Elbette bu bir roman ve salt gerçeklik içermiyor; ama yine de o döneme dair çok güzel anlatılar saklıyor. Kitapta Şeyh Edebali, Osman Bey, Orhan Bey, Bizans tekfuru Filatyos’tan Bizans’a paralı askerlik eden Hristiyan Türklere; elinde bir asa ile gezip duran abdallardan Moğol dervişlerine, eşkıyalarına kadar her şey var.
Selçuklu’nun zayıf düştüğü, Moğol’un at sürdüğü, beyliklerin palazlandığı bir Anadolu’da; hem o dönemin siyasetini hem kültürünü hem de töresini anlamak için çok anlamlı bir kitap.
Kitaptan bir bölüm buraya eklemek isterim. Hristiyan Rum Ortodoks Mavro Müslüman olur ve şöyle bir diyalog hasıl olur:
“Mavro’nun ellerine yapıştı. ‘Dediğimi deyiver bir solukta… Aman berbatlık elvermeden, hoplayalım bu berzahı kardeaaş…’
‘Tanrı’dan başka Tanrı yoktur, Muhammed onun elçisidir,’ dedirtti! İslam’ın şartını, inançlarını tekrarlattı. Sonunda parmağını göğe kaldırdı:
‘Kulağını ver, can kulağını… Beni sağlam işit… İslam’a giren, Tanrı’yı her yerde var göre… Peygamber’den gayet utana… Halka karşı edepsiz olmaya sakın… Töresiz iş tutmaya hiç… Kendinden büyüğe kasıntılı olmaya… Küçüğe kıyıcı olmaya… Sözünde, yemininde dura sımsıkı… Kimselere haset etmeye… Doğru söze “Evet,” diye… Ayıp görse gerilip örte, kendi günahlarını bilip… Çünkü yere güç yetmez, göğe el vermez. Tamamsın, Kara Vasil’in Mavro kardeşim, var yürü… Bundan böyle cennetliksin, çünkü sana kör şeytan girişebilemez!’
Bayhoca laf attı:
‘Oldu mu ya Kel Derviş, hani bunun Arapça duası?’
Kel Derviş suratını buruşturarak baktı:
‘Biz Türk dili biliriz. Suyun geldiği yana “yukarı”, gittiği yana “aşağı” deriz Bayhoca; dilin anlaşılmazından hiçbir şey anlamayız, koca Tanrı’ya şükür!’…”
Mesela bu diyalog, Türkçe ibadetin Osmanlı kuruluş döneminde ne denli yaygın olduğunu gösterir. Arapça ibadet edilirken dahi çok kullanılmaz; hele ki Farsça hiç yoktur.
Bunun gibi birçok ayrıntıyı saklayan kitap, aynı zamanda müthiş bir olay örgüsüne sahip. Tarihi bir aksiyon romanı tadında. Okurken sayfalar akıyor, akıyor ve akıyor.
Bugüne değin okumamış olan varsa, benim gibi, hiç geç kalmadan bir an önce okumalı bu kitabı. Kemal Tahir gibi büyük bir yazarla tanışmayı asla ertelememeli…
