Funda Erkoç'la magazinmatikte bu hafta
“DİNLE” İLE AVRUPA’YI AYAĞA KALDIRMIŞTI…
Eurovision 2026 tarihi yakınlaştıkça eski anılar hatıralarda yeniden canlanmaya başladı.Uzun yıllardır Eurovision şarkı yarışmasına katılmıyoruz. Geçmişte aldığımız iyi sonuçlarla kendimizi avutmaya çalıştığımız şu günlerde aklıma Şebnem Paker düştü!...
1997’de Eurovision sahnesinde Türkiye’yi gururlandıran Şebnem Paker, o unutulmaz performansla müzik tarihine adını yazdırmıştı. Sertab Erener’den önce gelen bu büyük başarı, onu hâlâ Eurovision efsaneleri arasında tutuyor.
Peki şimdi ne yapıyor?
Sahne ışıklarını geride bırakan Paker, müziği sınıflara taşıdı. Marmara Üniversitesi Müzik Eğitimi mezunu olan sanatçı, uzun yıllardır müzik öğretmenliği yapıyor. 2023’ten bu yana Muğla’nın Milas ilçesinde görev alan Paker, bilgisini ve sevgisini yeni nesillere aktarıyor.
Gözlerden uzak, sakin bir hayatı tercih eden Şebnem Paker; evli, iki çocuk annesi… Alkışlar yerini tebeşir sesine bırakmış olsa da, o güçlü ses hâlâ müziğin tam kalbinde.

EKRANLARDA BİR NİLÜFER HATUN FIRTINASI ESİYOR, HABERİNİZ OLSUN…
ATV’nin iddialı yapımı “Kuruluş Orhan”da izlediğimiz Mahassine Merabet, sadece dizideki performansıyla değil, sosyal medyadaki yankısıyla da adeta sahnenin ortasına yerleşmiş durumda. Öyle sessiz sedasız bir yükseliş falan değil bu; bildiğiniz “Ben buradayım” diyen bir çıkış.
Ocak ayının sosyal medya bilançosu açıklandı, sonuç net: zirve yine onun. Medya Takip Merkezi’nin DigiLUP verilerine göre Mahassine Merabet hakkında tam 676 binden fazla paylaşım yapılmış. Yani timeline’lar Nilüfer Hatun’la dolup taşmış. Aralık ayında ilk kez liderlik koltuğuna oturan oyuncu, Ocak’ta da ipleri bırakmamış ve üst üste ikinci kez listenin tepesine adını yazdırmış.
Bu tablo bize ne söylüyor?
Sadece güzel olmak yetmiyor, sadece iyi oynamak da… Seyirciyle bağ kurabiliyorsan, hikâyenin ruhunu taşıyabiliyorsan konuşuluyorsun. Merabet tam da bunu yapıyor. Sessiz ama sağlam adımlarla ilerliyor; abartı yok, gürültü yok ama etki büyük.
Listede onu Biran Damla Yılmaz, Afra Saraçoğlu ve Demet Özdemir gibi güçlü isimler takip etse de, Ocak ayının sosyal medya kraliçesi değişmemiş.
Kısacası; Mahassine Merabet için bu sadece bir karakter başarısı değil, kalıcı bir yıldız olma yolunda güçlü bir işaret. Bu ismi daha çok konuşacağız, şimdiden not edin.

FİLTRE BAHANE, DİDEM ŞAHANE!
Geçtiğimiz hafta sosyal medyada bir görüntü dolaştı… Didem Arslan Yılmaz’ın canlı yayında filtresi bir anlığına “kaydı” diye ortalık karıştı. Vallahi haberi görünce dayanamadım, ben de klavyenin başına geçtim. Çünkü mesele filtre değil, mesele çok daha büyük.
Didem Arslan Yılmaz, Vazgeçme programında öyle dosyalar açıyor ki; insanın içi daralıyor, vicdanı sızlıyor. Ama sonra o dosyaların adım adım çözüme gittiğini, kayıpların bulunduğunu, haksızlıkların ortaya çıktığını görünce “İyi ki bu kadın var” diyorsun. Bu işler süslü cümlelerle, makyajla, filtreyle olmuyor; emekle, disiplinle, gazetecilik refleksiyle oluyor.
Didem Hanım alaylı değil, okullu bir gazeteci. Mesleğinin sınırlarını bilen, neyi nerede söyleyeceğini çok iyi tartan, yılların tecrübesini cebine koymuş bir isim. Bugün ekranda gördüğümüz o heyecan, o yer yer sert çıkışlar, bazen sinirlenip ayar vermeler… Hepsi işine olan inancından. Ama bir de kimsenin görmezden gelemeyeceği tarafı var: Yufka yüreği. Özellikle kadınlar ve çocuklar söz konusu olduğunda gözünün nasıl dolduğunu, sesinin nasıl titrediğini izleyen herkes biliyor.
Gelelim filtre meselesine…
Zaten güzel olan, yıllardır ekran önünde olan, başarısını reytingle, çözülen dosyalarla kanıtlamış bir kadının emeğini “filtre kullandı mı?” diye gölgelemeye çalışmak yersiz!
Didem Arslan Yılmaz’ın başarısı ne bir filtreye sığar ne de bir kareyle ölçülür.
Özetle; filtre kayar, ışık değişir, kamera affetmez…
Ama gerçek duruş, gerçek gazetecilik ve gerçek emek yerli yerinde durur.
Didem şahane, gerisi detay.

AVLU YİNE BOŞ KALDI!
Bir umut, bir teaser, bir “efsane geri dönüyor” heyecanı… Ve sonra yine hüsran.
Uzun süredir ikinci sezonu merakla beklenen Avlu, ne yazık ki bir kez daha rafa kalktı. Türkiye’de dizilerin kaderi bazen senaryodan değil, kulislerden yazılıyor ya… Avlu bunun en net örneklerinden biri oldu.
Limon Film, 12 Nisan’da yayınladığı teaser’la izleyicinin kalbini hoplatmış, “Efsane dizi geri dönüyor” mesajıyla yeni yayın döneminde Avlunun ekrana geleceğini duyurmuştu. 2018–2019 yılları arasında Show TV’de yayınlanan dizi için yine aynı kanalla imza aşamasına gelinmişti. Her şey hazır gibiydi… ta ki işler bir anda durana kadar.
Kadro tarafı da fena değildi. Ceren Moray, Nergis Öztürk, Su Burcu Yazgı Coşkun, Esra Dermancıoğlu, Ümmü Putgül, Ayça Damgacı ve Alican Yücesoy’la prensipte anlaşmalar yapılmıştı. Üstüne üstlük, kulislerde dolaşan son bomba: Vahide Perçin’e senaryonun gönderildiği konuşuluyordu. Yani tablo “Bu iş oluyor” dedirtiyordu.
Ama olmadı.
Show TV’ye kayyum atanmasının ardından imza süreci tamamlanamadı ve proje sessizce rafa kaldırıldı. Oyuncular başka işlerin kapısını çalmaya başladı, hayranlar ise bir kez daha bekleyişle baş başa kaldı
İşin ironik yanı şu:
Dizinin yurt dışı versiyonları sezonlarca sürerken, Avlu Türkiye’de şeytanın bacağını bir türlü kıramadı. Güçlü hikâyesi, kadın merkezli anlatımı ve kemik bir izleyici kitlesi vardı ama ikinci sezona ulaşmak nasip olmadı.
Kısacası Avlu, bir dizi olmaktan çıkıp neredeyse televizyon tarihimizin “keşke”leri arasına girdi.Belki bir gün… Ama şimdilik kapı yine kapandı.

CEMO VE SET’TEN SÜRPRİZ DÖNÜŞ!
Rap sahnesi bazen gürültüyle değil, suskunluğun ardından gelen net bir cümleyle sarsılır. Cemo ve Set, yıllar sonra yollarını yeniden kesiştirdikleri yeni teklileri “DERMANE” ile tam da bunu yapıyor. Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanacak şarkı, uzun bir sessizliğin ardından gelen bilinçli bir varoluş ilanı niteliğinde.Gösterişsiz, filtresiz ve tavizsiz…
İkilinin verdiği mesaj net: “Artık sahadayız.” Uzun süre kendi kabuklarında üretmeye devam eden iki eski dost için “DERMANE”, bir geri dönüşten çok, sağlam bir eşik atlama hali.Film tadındaki klip ise İzmir sokaklarından beslenen doğal sahnelerle ilerliyor.
Uyanış metaforları, karakterlerin kendi iç dünyalarından çıkıp hayata yeniden temas edişini simgeliyor.“DERMANE”, çözüm dağıtan değil; yaşananı olduğu gibi ortaya koyan bir şarkı. Hayatta kalmış olmanın sakin ama güçlü bir ilanı.Cemo ve Set’in bu yeni dönemi, 13 Şubat itibarıyla tüm dijital platformlarda yerini aldı.

HERKES AYNI, O BAŞKA: 5 DAKİKA MAGAZİN
Sosyal medyada magazin sayfaları çok… Hatta fazlasıyla çok.
Ama dürüst olalım; çoğunda aynı haberler, aynı başlıklar, hatta birebir aynı cümleler dönüp duruyor. Okurken “bunu ben az önce başka bir sayfada görmedim mi?” hissi artık refleks haline geldi.
İşte tam da bu noktada, son dönemde bir magazin sayfası dikkatimi çekti: 5 Dakika Magazin.
Öyle kopyala-yapıştır haberlerden değil; belli ki emek var, editoryal bir bakış var. Haberler özenle hazırlanmış, başlıklar her habere özel, kullanılan fotoğraf ve videolar yerli yerinde. En önemlisi de okurken insanı yormuyor, aksine keyif veriyor.
Takip ettikçe şunu fark ediyorsunuz: Sayfa durduğu yerde saymıyor. Gittikçe kendini geliştiriyor, dili oturuyor, tarzı netleşiyor. Bunun karşılığı da zaten rakamlara yansımış durumda. Takipçi sayısı düzenli artıyor, paylaşımlar ciddi etkileşim alıyor, bazı gönderiler resmen etkileşim rekoru kırıyor.
Kısacası; magazin kalabalığında fark yaratmak zor iş. Ama 5 Dakika Magazin, “özen”in hâlâ karşılığı olduğunu hatırlatan sayfalardan biri olarak bu hafta benim gözüme takılanlar arasına girmeyi başardı.
Demek ki hâlâ mümkün: Aynı gündemde, farklı ve kaliteli durabilmek.

KENYA’DA TÜRKİYE RİTMİ
Ben ve Dünya YouTube kanalını takip edenler bilir; Mavi Gökçe Ücel enerjiyi bavula koyup yola çıkanlardan. Gezgin ruhlu YouTuber, bir süredir Afrika’nın en renkli duraklarından Kenya’da yaşıyor ama Türkiye’yle bağını hiç koparmıyor.
Instagram’da paylaştığı görüntülerse tam anlamıyla iç ısıtıyor. Kenya’daki çocuklarla Türkiye’nin en sevilen pop şarkıları eşliğinde dans ettiği anlar, izleyenleri gülümsetmekle kalmıyor, ekran başında keyifli anlar yaşatıyor. “Ağaç yaşken eğilir” dedirten bu karelerde, Afrika’nın genç yüzlerine Türkiye sevgisi ince ince işleniyor.
Dünyanın bir ucundan samimiyet, neşe ve bolca ritim taşıyan bu renkli YouTuber’a kocaman bir alkış göndermemek elde değil

MERT YAZICIOĞLU’NUN SESSİZ GÜCÜ
Ekranda bağırmadan da var olunabileceğini gösteren bir isim Mert Yazıcıoğlu. Enerjisi yüksek ama bunu asla gösterişle sunmuyor. Oyunculuğunda öyle bir denge var ki izleyiciyi sessizce içine çekiyor, fark ettirmeden karakterin dünyasına taşıyor.
Bazen tek bir bakışı yetiyor. Konuşmasına gerek kalmadan, beden diliyle sahneyi dolduruyor. Yüzünde beliren en küçük ifade bile uzun bir monolog etkisi yaratıyor. O an anlıyorsunuz ki mesele sadece yakışıklılık ya da fizik değil; mesele karakterin ruhunu taşıyabilmek.
Her işinde “Daha iyi ne yapabilirim?” arayışını hissettiriyor. Bu da onu kalıcı kılan en önemli detay. Duyguyu hemen tüketmeyen, sahneyi bir anda kapatmayan bir oyuncu o. İzleyiciye bilinçli bir boşluk bırakıyor ve o boşlukta karakterini büyütüyor.
Belki de bu yüzden inandırıcılığı bu kadar yüksek. Parlamaya değil, iz bırakmaya odaklanan bir çizgi… Yolu açık, alkışı bol başarısı daim olsun.