Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Ara

Küçük ay Şubat

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Küçük ay Şubat

Yaşamımızı idame ettiğimiz bu yer küresi binlerce hatta milyonlarca yıldır hep dönüyor. Dönerken de güneşe bağlı onun etrafında dönüyor. Güneş, etrafındaki gezegen ve uydularla birlikte samanyolu galaksisi içinde dönüyor. Bile bildiğimiz kadarıyla samanyolu galaksisi de içinde bulunduğu evrende dönmeye devam ediyor. Bu nedenle içinde bulunduğumuz evrende adına dünya dediğimiz yer küremiz güneşin etrafındaki bir turu içindeki bir ay. Kimi küçük kimi minik ay demiş. İşte o küçük ay yani Şubat ayı özellikle son iki yüzyıllık süre içinde toplumsal birçok olaylara şahit oldu.

Canlılar âleminden kopuş yani insan evladı olmak sürü karakterinden toplumsal yaşama geçiş zor olsa da başarıldı. Toplumsal yaşam kolektif işbirlikleri, bildiklerini bir sonraki kuşağa aktarma yaşam tecrübesi olanların itibarını değer olduklarını gösterdi. Bireyin nitelikli ve bilgili olması emeğin önemli bir değer olduğunu gösterdi.  Bilgi beceri ve bunu başkalarına aktarma nitelikli emek oldu.

Tecrübe yani bildiğini aktarma ilkin çizerek ardından konuşma ve yazma ile bu daha da genişledi netleşti. Gelecek nesil onları öğrenirken kendileri de üstüne bir şeyler koydu. Toplumsal yapının paylaşımcı ve bölüşümcü anlayışı iş bölümünü getirdi. Hemen herkesin bir görevi ve sorumluluğu olurken tecrübe ve bilgi sahipleri danışılan “ihtiyar heyeti” konumuna geldi. Çalışacak konumda olmayanlar çocuklar ve yaşlılar her birey gibi haklarına düşeni aldı. Topluluk içinde birileri paylaşım ve bölüşümde onlar çalışmıyor biz çalışıyoruz diye daha fazla hak talep etmeye başladı ve bunun yanında ürettiklerinin bir kısmını sakladı paylaşmadı. Oysa kendi çocuk olduğunda ve kendisi doğuran ana babası yaşlandığında paylaşımdan hakkını aldığını unuttu.

Günü düşünürken dünü ve geleceği unutmak bencil ve kibirli bir davranıştır. Paylaşım ve bölüşüm yapılırken dünü unutmamak ve geçmişi toplumsal temelde planlamak gerekir. Birileri bencil ve kibirli davranarak diğerlerinden daha fazla mülk edinmesiyle özel mülkiyet yaşama girdi. Bugün olduğu gibi dün beli silahlı güçler ayrıcalıklı olmaya başladı. Ava gidenler üretim yapanlar onlara pay vermek zorunda kaldı. Yaptıklarına ilahi güç ve yasal kılıf uydurarak onlara da bundan pay verdiler. Çalışmadan ibadet ve idari yönetim çalışmadan yargı çalışmadan güvenlik olunca sırtına binilecek emeği sömürülecek toplum oluşturuldu. Bu üçlü saç ayağı kurumsallaşıp sistemleşti adına “devlet” dendi.

Kurulu sistem çarkını döndürmek için her türlü oyuna başvurdu. Kimi zaman inanç, kimi zaman derisinin rengi, gözlerinin çekikliği bahane edilerek toplumun ortak değerde toplanması birliği engellendi. Taşı topraktan, dalındaki meyveyi zedelemeden, ekinleri toprağa karışmadan ayırıp toplamak emek gerekir. Dünde bugün de emeğin varlığı yok sayılmıyor ama hakkı verilmiyor gasp ediliyor. Üretim aletleri geliştikçe üretim ilişkileri de buna bağlı değişti ama emeğin sömürüsü hiç yok olmadı. Tarihsel süreç içinde farklı inançlara sahip olsalar da baskı, cebir, şiddet yani emek sömürüsüne angaryaya karşı ortak karşı çıkışlar yaşandı. Kurulu sistemin emek temelindeki gasp ve baskısı yani sömürü sistemi kendine özgü yasal kılıf uydurmaya çalışmakta. Onlara karşı emek sahipleri de politikleşmek ve örgütlü olmak zorunda.

Tarihsel süreçte emek sahipleri çeşitli biçimlerde karşı çıkışlar yaptı ve haklı isteklerini dile getirdi. Her karşı çıkış ve haklı istekler en ağır biçimde kanla bastırıldı. Tarih ne kan dökenleri ne kanlarını akıtanları unutmadı. Üretim ilişkileri geliştikçe sömürü sistemi buna bağlı gelişmeye başladı. Kullandıkları silahlar daha da gelişti sömürü ilişkileri daha da büyüdü. Paris’te yoksul halk baskı ve sömürüye karşı ayaklanıp barikat kurdu. Ayaklanan halkın haklı talepleri K. Marx’ın nitelikli çalışmasıyla 21 Şubat 1848 de “Manifesto” olarak yayınlandı.   

Günümüzdeki iktidarın önceli onu besleyip büyüten siyasi güç 1960’lı yılların sonunda yönetimdeydi. Gelişen emek ve öğrenci gençlik hareketi toplumsal mücadeleden uzak değildi. ABD’nin askeri gemilerinin ülke karasularına girip demir atması ve komünizmle mücadele derneklerinin hızla çoğalması yanında çalışanların sendikal örgütlenmesinin engellenmesi, demokratik kitle örgüt ve önder nitelikli kişilere saldırılar gittikçe artar. Bunlara karşı uyarı amaçlı bir protesto mitingi düzenlenir. Zemheri kışların biri yaşanıyordu hava soğuk olmasına rağmen protestoya katılım yoğundu. Fakat ara sokaklarda şimdiki çevik kuvvetin önceli toplum polisleri vardı. Onların aralarında ve arkasında sivil kıyafetli elleri sopalı bir güruhta bulunur. Yürüyüş başladıktan hemen sonra arkadan saldırıya geçerler. Saldırı kara gözlükleri olan hukuk okumuş Balkan Göçmeni bir ailenin emniyet mensubu yetkilinin telsiz anonsu ile başlar. 16 Şubat 1969, tarihe “Kanlı Pazar” diye geçer.

Küçük Amerika olacağız diye taviz üstüne taviz verildi. Kurulu sistemin baş jandarması ülke yöneticilerini bölgesel jandarma olarak tayin etti. Bu yöneticiler toplumu biat ve sadaka kültürüne alıştırmakta. Kim karşı çıkıyorsa ister kişi ister toplum olsun resmi ve gayri resmi güçleriyle yıldırma politikasına başladı. Örgütlü güç olmaya başlayan çalışan, küçük üretici ve özellikle onların çocuğu ve kardeşleri öğrenci gençlik yıldırma politikasına karşı durmaya başladı. Öğrenci ve işçi gençlik devrim ve sınıfsal tavır almaya başladı. Çalışanların sendikal örgütlenmesini kısıtlamak gibi yasaların çıkarılması girişimine 15/16 Haziran 1970 de en ön saflarda bulundular. Saldırı ve meclisteki gücüyle bunu başaramayan egemen güçler 12 Mart 1971 askeri muhtırasıyla faşist darbesini yapar. Yasaklar kısıtlamalar ve sıkıyönetim yasasıyla ülke yönetilir. Özellikle işçi ve öğrenci gençlik üzerine yoğun baskı yapılır. Muhtıra öncesi İzmir Aliağa rafineri inşaatı işçilerinin sendika başkanı Necmettin Giritlioğlu öldürülür.

Kanlı Pazarı örgütleyenlerden biri kendisi gibi memur ve amirleri etrafına topladı. Hele bir de muhtıra sonrası sıkıyönetim yasakları ile tespit ettikleri işçi ve öğrenci devrimcilerin ev ve yurtlarını basmaya başladı. Gözaltına aldıklarına baskı ve zorbalık yapılır. Yine kışın kısa ayı şubat da zemheri soğuklarının başladığı gecenin ayaz ve don yaptığı bir gündü 19 Şubat 1972. Gençliğin umudun temsilcilerinden biri Rasih Ulaş BARDAKÇI barınmış olduğu evde hunharca öldürülür.

Toplum muhtıra ve askeri faşist darbelerle biat ve sadaka kültürüne alıştırıldı. Her şey onun sessiz kalması ile başladı. 6 Şubat 2023 de ki depreme kader mukadderat dedi.

Ayların kısası küçük ay şubat tayız. Yine hava soğuk, kar ve yağmur yağarken fırtına esmeye devam etmekte.

Umudunu yitirmeyeceksin, bir “kardelen” gibi her şeye rağmen çiçeğini açacaksın.
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *