Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Ara

Yeni yıla girerken…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Yeni yıla girerken…

Yeni yıl, aslında sadece takvimsel bir değişiklik olsa da kendimize bir dönüm ilan ettiğimiz, kararlar aldığımız, büyük hayaller, cümleler kurduğumuz bir zaman oluyor çoğunlukla. Gerçekte büyük cümleler kurmadan da umut mümkündür. Bazen umut, yalnızca sabah perdeleri biraz daha istekle açabilmekte.
Dünya zor bir dönemden geçiyor, bunu inkâr etmek mümkün değil. Ama insanlık tarihi bize şunu da gösteriyor: En karanlık zamanlar, en güçlü yenilenme anlarının hemen öncesidir. Bugün yaşadığımız belirsizlikler, yarının ne olacağına dair korkular kadar ne olabileceğine dair ihtimalleri de içinde barındırıyor.
Bir yandan teknoloji ilerliyor, yapay zekâ konuşuyor, Mars planları yapılıyor; ama hâlâ çocuklar açlıktan ölüyor, kentler bombalanıyor. Albert Camus, Veba kitabında salgını bir hastalık olarak değil, bir ahlaki sınav olarak anlatır. Bugünün dünyası da benzer bir sınavdan geçiyor. Sorun, sadece felaketlerin varlığı değil, bu felaketler karşısında ne kadar duyarsızlaştığımız.
Türkiye’de de benzer bir eşikteyiz. Hepimizde aynı duygu var: belirsizlik. Sabah uyandığımızda gündem değişmiş oluyor; bir yerde savaş, bir yerde yoksulluk, bir başka yerde büyük bir felaket. Haberler sürekli akıyor... Bence en büyük sorunumuz bu: alışmak. Olan bitene alışmak… İnsanların acılarına, çocukların korkularına, geleceğin bulanıklığına alışmak…
Evet çok zorlandık, zorlanıyoruz, yorulduk; ama bir şekilde hâlâ ayaktayız. Umut ettiğimiz sürece hayatta kalabiliyoruz. Sokaklarda, pazarlarda, okullarda, mahalle aralarında canlı bir hayat akmaya devam ediyor. İnsanlar hâlâ selam veriyor, hâlâ paylaşmayı biliyor, hâlâ birbirine omuz olabiliyor. Bu, küçümsenecek bir şey değil; aksine, umudun en sağlam zemini tam olarak burası.
Tolstoy, İnsan Ne ile Yaşar’da insanın asıl gücünün sahip olduklarında değil, başkalarıyla kurduğu bağlarda saklı olduğunu anlatır, ne ile değil kiminle yaşadığını sorgular. Sevgiyle mi, korkuyla mı, sahip olmakla mı, paylaşmakla mı? Bugün bunu her yerde görüyoruz. Dayanışma ağlarında, gönüllü çalışmalarda, sessiz yardımlarda… Belki olumsuz haberler kadar manşet olmuyor ama hayatı ayakta tutan asıl güç, bu görünmeyen bağlar.
Dünyada tabi ki umut veren şeyler de oluyor. Gençler daha bilinçli, daha sorgulayıcı. Kadınlar daha görünür, daha kararlı. Çevreye, doğaya, yaşama dair farkındalık her geçen gün artıyor. Belki çok yavaş ilerliyoruz ama ilerlemeye çalışanlarımızın sayısı artıyor. Sonuca, aceleyle değil belki ama istikrarla ulaşılacağına inanıyorum.
Belki de yeni yıl, büyük değişimlerin değil; küçük fark edişlerin zamanı olmalı. Daha az bağırıp daha çok dinlemek, daha az yargılayıp daha çok anlamaya çalışmak ya da sosyal medyada hızlı tepkiler vermek yerine, gerçek hayatta yavaş ama kalıcı bağlar kurmak gibi… Daha sakin bir dil, daha az öfke, daha fazla merhamet de birçok sorunu çözmek için yeterli olabilir. Çünkü, küçük insani hareketlerle büyük yaralar iyileşebiliyor.
Belki de yeni yıl bize şunu hatırlatmalı: Gelecek, sadece planladığımız bir zaman değil, nasıl bir insan olmaya karar verdiğimiz bir yer. Takvim değişiyor, evet. Ama asıl soru şu: Biz neyi değiştirmeye cesaret edebiliyoruz?
Bu yeni yıldan çok büyük mucizeler beklemek zorunda değiliz. Bence biraz daha umutlu olmak yeterli…Ve biraz daha cesur, biraz daha merhametli… Çünkü umut, bir sonuç değil, bir tutumdur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *