Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
13°
Ara

Üniversite eğitimi 3 yıla düşürülürse ne olur?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Üniversite eğitimi 3 yıla  düşürülürse ne olur?

Türkiye’de son zamanlarda yükseköğretim sistemine dair dikkat çekici bir öneri yeniden gündeme geldi: Üniversite eğitim süresinin 4 yıldan 3 yıla düşürülmesi. İlk bakışta kulağa verimlilik, hız ve iş gücüne erken katılım gibi kavramlarla cazip gelse de, bu mesele yalnızca bir yılın kısaltılmasıyla sınırlı değil; aynı zamanda eğitim kalitesi, bilgi derinliği, gençlerin donanımı ve akademik hayatın ruhu ile doğrudan ilgili bir tartışmadır.

Savunucular, “Zaten birçok derste gereksiz tekrar var”, “İş hayatı üniversiteyi beklemiyor” gibi argümanlarla sürenin azaltılmasının mantıklı olduğunu savunuyor. Avrupa’da bazı ülkelerde 3 yıllık lisans uygulamaları örnek gösteriliyor. Ancak bu karşılaştırmalar çoğu zaman bağlamdan kopuk yapılıyor. Çünkü o sistemlerde 3 yıl kısa ama çok yoğun, uygulama ağırlıklı, önceden yapılandırılmış eğitimlerle destekleniyor. Türkiye’de ise birçok üniversitenin hâlâ altyapı, akademik kadro ve program içeriklerinde ciddi eksiklikleri bulunuyor.

Üniversite, sadece bilgi edinilen bir yer değildir. Aynı zamanda kişiliğin, düşünce yapısının, sosyal becerilerin, kültürel derinliğin geliştiği bir yaşam alanıdır. 4 yıllık süreç bir ders değil; hayata dair deneyimdir. Bu süre, öğrencinin hem akademik hem de insani anlamda olgunlaşması için bir fırsattır. Üç yıla sıkıştırıldığında öğrencinin bu çok yönlü gelişimi büyük risk altına girebilir.

Mezun sayısı artar iş bulan sayısı değil

Bazı çevreler bu uygulamanın iş gücü piyasasına erken katılımı artıracağını savunsa da, Türkiye’de asıl sorun mezunların çokluğu değil, nitelikli iş alanlarının azlığıdır. Her yıl yüz binlerce genç üniversite bitiriyor ancak işsizlik oranı hâlâ yüksek. 3 yılda mezun olan birey sayısı artacak, ama iş bulabilme oranı yükselmedikçe bu sadece diplomalı işsiz sayısını artıracaktır.

Birçok akademisyen bu fikre temkinli yaklaşıyor. Müfredatın sıkıştırılması durumunda özellikle temel bilimler, mühendislik, hukuk, tıp gibi alanlarda ciddi nitelik kaybı yaşanabileceği ifade ediliyor. Ayrıca bu kararın YÖK, üniversiteler, öğretim üyeleri ve öğrenciler arasında geniş çaplı tartışılmadan gündeme gelmesi, sürece dair şeffaflık ve katılımcılık eksikliği olduğunu da düşündürüyor.
Eğitimi hızlandırmak kulağa çağdaş gibi gelse de, her hızlanma kalite anlamına gelmez. Bilgiyi “yetiştirmek” ile “işlemek” farklı şeylerdir. Türkiye'nin ihtiyacı daha çok mezun değil; daha iyi yetişmiş, düşünebilen, çözüm üretebilen bireylerdir. Eğitim sisteminde yapılacak reformlar, sadece süre değil; içerik, öğretim yöntemleri, öğrenci destekleri ve sektörle entegrasyon gibi boyutlarıyla ele alınmalıdır.

Eğer üniversite bir inşaysa, temeli hızla değil, sağlam atılmalıdır. 
Çünkü çabuk biten eğitim, uzun süren pişmanlıklar doğurabilir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *