Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
12°
Ara

Merkezini yitiren şehir: Kızılay artık yalnızca bir yön (mü?)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Merkezini yitiren şehir:  Kızılay artık yalnızca bir yön (mü?)

Bazı şehirlerin değiştiğini sadece yükselen binalarından ya da artan kalabalıklarından değil, yaşadığı/yaşattığı travmalarından ve gömüldükleri sessizliklerinden de anlayabiliriz. Haldun Açıksözlü’nün “Yüzünü Yitiren Şehir” başlıklı kitabını okuduğumda tam olarak bu duyguyu hissetmiştim. Dostluğumuz Ankara DTCF’ye dayanan Haldun’un anlattığı şehir bambaşka bir yangının içinden geçiyordu. Benim sözünü edeceğim Kızılay ise ağırlığını yavaşça başka yerlere/semtlere bırakan bir merkezin hikâyesi. Bu yazıya “Merkezini Yitiren Şehir” adını vermem, hem dostuma bir selam, hem de çok sevdiğim Ankara’ya düşülmüş küçük bir not olsun diyedir. Çünkü bazen şehirler merkezlerini kaybederek de yüzlerinden olur, en azından o merkezin sokaklarında gezmiş, oturmuş, üzülmüş ve/veya sevinmiş benim kuşağımdan olanlar için. 

Türkiye’de toplumsal değişim, çoğu zaman büyük olaylar ya da sert sosyal kırılmalarla değil, sıradan görünen küçük işaretler üzerinden görünür hâle gelir. Nitekim son günlerde gençlerin Kızılay tabelasına tutunarak sallandığı görüntülerin sosyal medyada dolaştığına hepimiz tanıklık ediyoruz. Bu sahneler üzerine gençlerin ne istediği, nasıl bir politik mesaj verdiği ya da yeni bir anlam arayışının dışa vurumu mu olduğu üzerine türlü yorumlar yapılabilir. Fakat bana kalırsa üzerinde çokça durulacak bir mesele değil. Hızla yayılıp kaybolan spontane akımlardan biri sadece. Yine de bu akıma sahne olan yer, rastgele seçilmiş bir arka plan değil. Bu nedenle yönümü sosyal medya kullanıcılarına ve sallandıkları tabelaya değil, Kızılay’ın kendisine çevirmek istiyorum. Çünkü asıl meselenin ne tabelada sallanan gençlerde ne de onlara yüklenen anlamlarda değil, Kızılay’ın değişen yüzünde saklı olduğuna inanıyorum.

Bir zamanlar Kızılay, Ankara’nın “gidilen” yeriydi. Buluşmalar orada başlar, gündelik hayatlar orada kesişirdi. Hele de benim gibi fakültesi yahut evi veya işyeri Kızılay’a yakın olanlar için bu hem bir ayrıcalık hem de kolaylıktı. Bugün Kızılay’ın sağladığı bu ayrıcalık ortadan kalkmış durumda. İnsanlar Kızılay’a hâlâ uğruyor, ama artık orada kalmak istemiyorlar. Aslında Kızılay’ın kalabalığı daha da artmış ama cazibesi kalmamış.

Kızılay’ın merkez olma niteliğini yitirdiğini kalabalığına bakarak değil; insanların orada ne kadar vakit geçir(ebil)diğine ve özellikle mekânla kurulan duygusal bağın zayıflayıp zayıflamadığına bakarak anlayabiliriz. Kızılay bugün ilki dışında diğer ikisini kaybetmiş durumda. Kalabalık var ama aidiyet ve duygusal bağ yok.

Elbette bunun pek çok nedeni var. Öncelikle Ankara’nın değişen ve çeşitlenen demografisi ile ülkenin içinde bulunduğu siyasal iklimin yarattığı kamplaşmalar, kentin sosyalleşme rotalarını yeniden biçimlendirdi. Yeni orta sınıf, ait olduğu sosyal ve siyasal kümeye göre Çayyolu, Tunus Caddesi, Çukurambar gibi kendi merkezlerini oluşturdu. Buna ek olarak AVM kültürünün yükselişi, özellikle orta sınıfın mekânla kurduğu ilişkiyi köklü biçimde değiştirdi. Sonuç olarak insanlar Kızılay’a artık eğlenmek ya da vakit geçirmek için değil; işini bitirip bir an önce oradan uzaklaşıp kendi merkezlerine dönmek için gidiyor.

İkincisi, kamusal alanın geçirdiği dönüşümle ilgili. Devlet kurumlarının büyük ölçüde Kızılay’ın dışına taşınması, bir zamanlar kurumlara bağlı spontane karşılaşmalara açık olan meydanı bugün yalnızca bir geçiş hattına dönüştürdü. Durmanın giderek güçleştiği bir yerde, merkez olma niteliği de kaçınılmaz biçimde zayıfladı.

Üçüncüsü, mekânsal istikrarsızlık. Kızılay’ın hafızasını taşıyan işletmeler, yerlerini hızla el değiştiren dükkânlara bıraktı. Bir semti merkez yapan şey sadece binalar değil, o binalardaki işletmelerin sürekliliğidir de. Kızılay’da bu istikrar kayboldukça, mekânla kurulan duygusal bağ da çözülmeye başladı.

Dördüncüsü, güven duygusunun aşınması. Bir semtin merkez olabilmesi, insanların kendilerini orada güven içinde hissedebilmesine bağlıdır. ‘Geçelim ama durmayalım’ ya da ‘buluşalım ama oturmayalım’ gibi ifadeler, mekânın artık güven veren bir yer olarak algılanmadığını gösteriyor.

İşte bu nedenlerle gençler artık Kızılay’a gitmiyor ama garip bir şekilde Kızılay’ın tabelasına gidiyor. Bu durum ne politik bir mesajdır ne de kolektif bir uyanış halidir. Başta söylediğim gibi yalnızca eğlenceli ve risksiz bir sosyal medya akımı. Ancak ortaya çıkardığı ironi oldukça net: Yeni nesil için Kızılay’ın semti değil, tabelası merkez hâline gelmiştir. Bugün Kızılay’ın tabelasında sallanan gençler, aslında farkında olmadan bize mekânın anlamı kaybolduğunda geriye yalnızca adının kaldığını hatırlatıyor. Yine de Kızılay artık şehrin merkezi olmasa da, bizim kuşağın belleğinin merkezinde hâlâ yitip giden zamanların sesi ve çoktan dağılmış bir semtin içten içe sızlayan hatırası olarak yaşamaya devam ediyor.


 


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *