Tarihin gölgesindeki iki kara: Kemal ve Vasıf
Tarih, bazen kahramanlarını spot ışıklarının altında parlatır, bazen de gölgelerde bırakır. Bugün, Cumhuriyet’in temellerini atan gizli kahramanlardan ikisini, Kara Kemal ve Kara Vasıf’ı anmak istedim. Bu iki isim, Osmanlı’nın son nefeslerinde doğan direnişin sessiz mimarlarıydı. Onlar olmadan, belki de Anadolu’nun bağımsızlık ateşi bu kadar hızlı yanmazdı. Ama ne yazık ki, tarih kitaplarında hak ettikleri yeri pek bulamıyorlar belki de sırlarının derinliğinden, belki de trajik sonlarından dolayı.
Kara Kemal, yani Kemal Bey, 1875 civarında İstanbul’un sokaklarında doğmuş bir Osmanlı devlet adamı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen figürlerinden biriydi. Ekonomiyi yeniden şekillendirme çabalarıyla tanınıyordu; Osmanlı’nın çöken mali yapısını ayağa kaldırmak için uğraştı. Ama asıl ünü, I. Dünya Savaşı sonrası dönemde geldi. Mütareke yıllarında, İstanbul işgal altındayken, o ve yoldaşı Kara Vasıf Bey, “Karakol Cemiyeti’ni kurdular. Bu cemiyet, bir nevi yeraltı örgütüydü: Silah kaçırıyor, istihbarat topluyor, milliyetçi liderleri Anadolu’ya geçiriyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul günlerinde, bu ikilinin desteği olmadan hareket etmesi imkansızdı diyebiliriz.
Kara Vasıf Bey ise, asıl adıyla Mustafa Vasıf, 1880 doğumlu bir Osmanlı subayı. Savaş yıllarında ordu içinde görev almış, sonra Cumhuriyet’in politikacıları arasına katılmış. Karakol Cemiyeti’nin askeri kanadını yönetiyordu; gizli toplantılar, şifreli mesajlar, riskli operasyonlar… Halide Edip Adıvar’ın anılarında bile, Vasıf Bey’den “en vatansever adamlardan biri” diye bahsediliyor. Onun çabaları sayesinde, işgalci güçlerin gözetimi altında bile direniş ağı örülebilmiş. 1931’de vefat ettiğinde, arkasında bıraktığı miras, bugünün Türkiye’sinin istihbarat ve direniş geleneğinin temel taşlarından biriydi.
Peki, neden “Kara” lakabı? Belki de karanlıkta, gizlilikte çalıştıkları için; belki de dönemin çalkantılı siyasetinde “kara gün dostu” oldukları için. Ama trajedi burada bitmiyor. Kara Kemal, 1926’daki İzmir Suikastı soruşturmasında adı geçince, tutuklanmamak için intihar etti. Bu olay, Cumhuriyet’in erken dönemindeki iç hesaplaşmaların bir simgesi haline geldi. Bazıları onu hain olarak gördü, bazıları ise fedakar bir vatansever.
Kemal Tahir, Kurt Kanunu isimli romanında Kara Kemal’in kara talihini onun ağzından şu sözlerle söyletmiştir; “Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.”
Kara Vasıf ise bu olaylardan sonra kabuğuna çekildi ve daha sakin bir sonla ayrıldı bu dünyadan, ama onun da hayatı sırlarla doluydu.
Bugün, 2025’te, bu iki ismi hatırlamak neden önemli? Çünkü Türkiye, hala gizli kahramanlara ihtiyaç duyuyor. Dijital çağda, siber tehditler, ekonomik savaşlar… Karakol’un ruhu, belki de modern istihbarat teşkilatlarımızda yaşıyor. Ama unutmayalım: Tarih, sadece zaferleri değil, fedakarlıkları da öğretmeli.