Latife Hanım
Bugün 10 Kasım…
Bu tarih hepimizin kalbinin derinliklerinde bir sızı, gözümüzde akmayı bekleyen bir damla gözyaşıdır. Saat 09.05’te çalan o sirenler, kornalar ve olduğu yere çakılı kalan milyonlarca insan beni hep hüzünlendirir. Aramızdan ayrılışının 87. yılında Atamızı anarken, bu yazımda size o’nun kahramanlıklarından değil de kısmetsiz bir aşk hikayesinden bahsedeceğim.
Şimdi Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatında kısa ama etkileyici bir sayfa açan bir kadına, Latife Hanım’a odaklanalım. O, sadece bir eş değil, aynı zamanda dönemin aydınlanmış, cesur ve entelektüel kadınlarının simgesiydi.
Bu genç ve aydın kadın Cumhuriyet devrimlerini hayata geçirmede Mustafa Kemal için biçilmiş bir kaftandı adeta. Bu evlilik halka rol model olacaktı.
Gelin, bu ilginç hayatı birlikte keşfedelim.
Latife, 1898 yılında İzmir’in köklü bir ailesinde dünyaya geldi. Babası Muammer Bey, tanınmış bir tüccardı ayrıca günümüzde dizi olarak uyarlanan o meşhur “Aşk-ı memnu” romanının usta kalemi Halit Ziya’nın da yeğeniydi. Bu aile bağı, ona erken yaşlardan itibaren edebiyat, sanat ve fikir dünyasının kapılarını açmıştı. İzmir’in kozmopolit ortamında büyüyen Latife, Fransızca, İngilizce ve Almanca gibi dilleri akıcı bir şekilde konuşuyor, Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alıyordu. O dönemde bir kadın için bu kadar ileri bir eğitim, adeta bir devrimdi.
Tarihin dönüm noktası, 1923’te İzmir’in kurtuluşu sırasında gerçekleşti. Mustafa Kemal Paşa, İzmir’e geldiğinde Uşaklıgil konağının konuğu oldu hatta orayı bir karargah olarak kullandı. O günlerde Latife Hanım’ın zekâsı, kültürü ve vatanseverliği Paşa’yı etkilemiş olmalı ki, kısa sürede evlilik kararı aldılar. 29 Ocak 1923’te, Cumhuriyet’in ilanından sadece aylar önce, Çankaya Köşkü’nde sade bir törenle evlendiler. Latife Hanım, Atatürk’ün eşi olarak sadece bir figür olmadı; o, yeni Türkiye’nin kadın hakları mücadelesinde aktif rol aldı. Latife, Çankaya’da düzenlenen toplantılarda yabancı diplomatlarla sohbet ediyor, kadınların eğitimine dair fikirlerini paylaşıyordu. Atatürk’ün “Kadınlar, erkeklerle eşit olmalı” vizyonuna somut bir örnekti.
Ne var ki, bu rüya gibi evlilik kısa sürdü. 1925’te, anlaşmazlıklar nedeniyle boşandılar. Latife Hanım, boşanmanın ardından sessiz bir hayata çekildi; İstanbul ve İzmir’de yaşadı, anılarını yazdı ama bunları yayımlamadı. Latife hanım, ölümüne dek (1975) Atatürk’ün hatırasına sadık kaldı, hiçbir zaman kamuoyu önünde konuşmadı. Bu suskunluk, belki de onun en büyük gücüydü. Bir kadın olarak, tarihin fırtınasında dimdik durmanın sessiz bir manifestosuydu.
Evet, bu yazı vesilesiyle Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun saygıdeğer eşi Latife Hanım’ı anmış olduk. Ruhlarınız şad olsun…