Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
14°
Ara

Yağmur suyunu neden tuvalette kullanmayalım?

YAYINLAMA:
Yağmur suyunu neden tuvalette kullanmayalım?

Şiddetli bir yağmur yağdığında ilk refleksimiz “Bu suyu buradan nasıl uzaklaştırırız?” oluyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’a düşen aşırı yağışları hep birlikte izledik. Bir tarafta su basan yollar, bodrumlar, otoparklar… Diğer tarafta rögarları taşan, suyu bir an önce uzaklaştırma çabaları… Bir de başka bir bakış açısıyla düşünelim.

Belki de öncelikle suyu uzaklaştırmaya çalışmak yerine bir kısmını tutmayı düşünebiliriz. Evimize gelen şebeke suyu ciddi bir altyapı ve arıtma sürecinden geçiyor. İçilebilir kaliteye getiriliyor, kilometrelerce taşınıyor ve musluğumuza ulaşıyor. Sonra bu suyun bir bölümünü tuvalet rezervuarına doldurup birkaç saniye içinde kanalizasyona gönderiyoruz. Oysa rezervuardaki suyun yüksek derecede arıtılmış olması gerekmiyor.

İSKİ ise Türkiye’deki kullanım alışkanlıkları için daha genel bir veri veriyor: evsel su tüketiminin yaklaşık yüzde 70’i banyo ve tuvalette gerçekleşiyor. İşte yağmur suyu hasadı tam burada devreye giriyor.

Çatıya düşen yağmur oluklarla toplanıyor, ilk kirli su ve yabancı maddeler filtreleniyor, ardından su bir depoda biriktiriliyor. Buradan ayrı bir tesisatla bahçe sulamasında veya klozet rezervuarlarında kullanılabiliyor.

Şimdi bu noktada rakamları biraz somutlaştıralım. Bir milimetre yağmur, bir metrekare alanda yaklaşık bir litre su demek. İstanbul’un yıllık ortalama yağışı düşünürsek 1.000 metrekarelik bir çatının üzerine yılda yüz binlerce litre su düşüyor. Elbette bunun tamamını depolamak mümkün değil. Ama ortada değerlendirilmeden akıp giden ciddi bir kaynak olduğu da açık.

Tabii ki, yağmur suyu sistemi bir bedava su makinesi değil. Depo için alan gerekir. Pompa elektrik tüketir. Filtreler ve tankın bakımı gerekir. Sistemin içme suyu hattından kesin biçimde ayrılması gerekir. Yağış az olduğunda rezervuarın şebeke suyuyla beslenmesi gerekir… Ezcümle, yağmur suyu hasadı İstanbul’un sel sorununu tek başına çözemez. Birkaç saat içinde olağanüstü miktarda yağış düştüğünde hiçbir apartmanın depo kapasitesi suyu tutamaz.

Ama meselenin bütün suyu tutmak değil zaten. Binlerce çatının yağmurun bir bölümünü aynı anda kanalizasyona göndermek yerine kendi parselinde tutması, sisteme zaman kazandırabilir. Buna geçirgen zeminleri, yağmur bahçelerini, yeşil çatıları ve geçici su tutma alanlarını eklediğimizde şehir yağmurla mücadele etmek yerine yağmuru yönetmeye başlayabilir.

İstanbul gibi bir megakentte toprağın önemli kısmını asfalt, beton ve çatılarla kaplıyoruz. Yağmurun toprağa süzülebileceği alan azalıyor. Bu sefer su daha hızlı biçimde kanalizasyona ve derelere yöneliyor. Bir yandan sel riski büyürken diğer yandan yeraltı suyunun doğal olarak beslenebileceği yüzeyleri kaybediyoruz. Suyu şehirde mümkün olduğunca uzun süre tutabilmek bu noktada önemli.

Başka bir deyişle zaman ve alternatif satır alabiliriz. Yani aynı su iki farklı anda iki farklı soruna cevap verebiliyor: Yağmur çakken taşkın yükünü azaltıyor, yağmur azalmadığında ise alternatif bir kaynak haline geliyor.

Aslında bu fikir yeni değil. Yağmur suyu toplama sistemleri 2021’den beri mevzuatımızda yer alıyor, 2026 itibarıyla kapsamı daha da genişletildi. Şimdi asıl mesele, suyun yalnızca yönetmelikte kalan bir zorunluluk olmaktan çıkarıp şehir kültürünün bir standardı, bina tasarımının doğal bir parçası haline getirmek.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *