Nefret
Bencil, doyumsuz, çıkarcı, açgözlü, ispiyoncu, silik ve sümsük karakterlinin bastırılmış duygusunu karşındaki kim olursa olsun yok etme ve yıkma olarak ortaya çıkma durumudur nefret dili.
Kutsal kitaplarda anlatılan Âdem ile Havva’nın oğulları Kabil ve Habil’in arasında geçen ve birbirlerini çekemeyip kıskanan ve bunu nefret biçimine getirip kardeşi Habil’i öldüren Kabil olarak görürüz.
Neden nefret ederiz?
Aynı karından doğan, aynı inanç veya örgütsel yapı içinde bulunan, doğadaki aynı havayı, suyu kullanan insanların bencillik, daha fazlaya sahip olma ve doyumsuzluk, bunun için yaptığı ikiyüzlülükle sahtekârlığı görmekteyiz. İnsan evladı bir yanda dünyayı yeniden biçimlendirmeye yaşanır hale getirmeye çalışırken, bir yanda bencil, doyumsuz ve yolsuzluk (fonculuk) yaparak daha fazlaya sahip olma duygusu ve yanında acizlik içinde intikam almak isteyen nefret duygusu.
Hani dilimizde barış, kardeşlik ve özgürlük vardı?
Hani hakkını arayanın yanında olup grev önlüğünü giyip, farklı dil ve renkte de olsa aynı sözleri kullanıp aynı sloganı atıyorduk neden şimdi nefretle bakmakta?
Birlikte yaşam deyip yastığının altında kim ve neden silah saklamakta?
Aynı inanca, aynı dile ve aynı deri rengine sahip olamadık diye neden ondan nefret edilir?
Dünden bugüne aynı inanç ve değerleri savunmadıkları için kimler katledildi kimler sürgüne gönderildi?
Engizisyon mahkemelerinde ve ulemanın fetvalarında kimler katledildi?
Dünyanın döndüğünü dile getiren Galileo, yârin yanağı hariç her şeyde ortak diyen Şeyh Bedrettin’in akıbetini bilmeyen yok.
Günümüzde birilerinin dillerinden düşürmeyip onlar adına dernekleri kuranlar tarihte bilimsel çalışma yapanları sürgüne gönderdiklerini bilmezler. Hepimizin tarihte bildiğimiz Galata Kulesinden kanat takıp uçan Hezarfen Ahmet Çelebi Cezayir’e, füze sisteminin babası sayılan Lagari Hasan Çelebi Kırım’a neden sürgün gönderildi; kimileri de sürgüne gönderilmeyip ulemanın fetvası ile işkence edilerek katledildi.
15.5.1915; 28 Ocak 1921; 30.3.1972; 6.5.1972; 1 Mayıs 1977 Taksim; 16 Mart 1978 Beyazıt Meydanı; 22.Mayıs.1980’de insanların üzerine atılan bomba, sıkılan kurşun, kahpece kurulan tuzak, kurulan darağaçları, sorgu odalarında ki işkence hangi nefretin ürünü?
Suruç ve Ankara’da demokrasi ve barış mitingine gelenlere kendine bomba bağlayıp yanlarına gidip vahşice patlatıp katliam yapmak hangi nefretin ürünü?
Düşünce ve inanç değerleri, hatta fiziksel özellikleri nedeniyle farklı olanın neden farklı olduğunu sorgulamalıyız? Onların da bizim gibi yaşama hakkı yok mu? İnsan evladını birbirine hasım yapmak neyin nefreti?
Günümüzde hala birilerinin dilinde düşmanca nefret ve intikam sözleri var. Bu durum toplumu ayrıştırmaya ikiye bölmekte oysa kendisiyle barışık paylaşımcı olması çok mu zor?
İktidara geldiklerinde geçmişte yapılan toplumun yararına olan ne varsa yıkmak ve parçalamak günümüzdekilerin yaşam biçimi haline geldi. Bakmayın belli günler geldiğinde önünde sıraya girdiğine aslında kendi yaptıklarını örtmek için “bende sizdenim, benimde büyüğüm” dediğine.
Oysa birileri kendi tabanını bir arada tutmak ve seçmen kitlesini bir çıkar etrafında birleştirmek için ağır ifade kullanmakta. Toplumsal bunalım ekonomik kriz dönemlerinde, kendi seçmenin dağılmasını önlemek için dışarıda ve içeride "ortak düşman ve tehdit" varmış algısı yaratılmakta.
Ekonomik bunalım, işsizlik, yolsuzluk, rüşvet ve adaletin eşit dağıtılmadığı birilerinin kayırıldığı, çıkarı için “mevlasını” bile değiştirmekten çekinmeyen seçilmiş ve atanmışlar gündemi meşgul ettiğinde, kurulu sistemin iktidarı dikkatleri dağıtmak ister. Sert ve ağır ağdalı dil kullanarak yapılan açıklama, medyanın ve kamuoyunun günlerce bu konuyu konuşmasını sağlar. Böylece iktidarın yanıtlamakta zorlanacağı somut sorunlar unutturularak ötelenir.
Sorunları dile getiren demokratik kitle kuruluşları ve aydınları “vatan haini", "terör sevicisi" ya da "dış güçlerin maşası" olarak nitelendirerek, onların demokratik meşruiyetini tartışır hale getirir. Muhalefetin ve aydınların yaptığı gerçekçi eleştirileri (ekonomik politikalar ve hukuk ihlallerini), nefret dili sayesinde "devlete yönelik bir saldırı" gibi sunarak geniş kitleler gözünde değersizleştirmeye çalışır
Kurulu sistemin toplumsal ve politik kültürü ağız dalaşına girerek ağır bir dil kullanmayı "güçlü olmak" ile eşdeğer görür. Uzlaşmacı bir dil, tabanın bir kısmı tarafından zayıflık olarak anlaşılır. Onlar için yönetici dediğin otoriter ve baskıcı bir üslubu elden bırakmaz.
Günümüz basın yayın ve sosyal medya ılımlı mesajlardan ziyade öfke, hırçın ve çatışma içeren içerikleri öne sunar. Sistemin iktidarı, mesajlarının kitlesel olarak yayılmasını sağlamak için bu “popülist” ve dikkat çekici dili bilerek ve isteyerek işlevsel bir araç olarak kullanır.
Nefret dili ve kullandığı üslup, kısa vade de seçim kazandırma ve tabanı koruma noktasında fayda sağlayıp ve bir kısım yeni ittifaklar bulsa da, uzun vadede toplumsal güveni zedelediği gibi derinleşir. Bunalım ötelendikçe toplumsal muhalefet yapısı ve uzlaşmaz çelişkiler daha net ve keskin bir duruma dönüşür.
Dillerinde ve bakışlarında nefret, tavırlarında hiddet gösteren mutlaka saklayacak ya da üstünü örtecek bir şeyleri vardır.
Yine “mızrak çuvala sığmıyor”.