Liderlerin gölgesinde büyüyenler...
Siyaset, özünde topluma hizmet etme sanatıdır. Halkın ihtiyaçlarını görmek, adaletsizlikleri gidermek, yoksulluğu azaltmak, kalkınmayı sağlamak ve insanların daha özgür, daha eşit, daha onurlu bir yaşam sürmesinin yollarını açmak için vardır. En azından olması gereken budur.
Ancak siyaset, yalnızca ilkelerle ve ideallerle yürüyen bir alan değildir. Gücün olduğu her yerde yaşandığı gibi, siyasetin çevresinde de zamanla kendisine alan açmak isteyen, liderlerin gölgesinde varlık göstermeye çalışan ve siyasi gücü kişisel geleceğinin aracı haline getiren bir çevre oluşur.
Siyasetin merkezinde toplum değil, kişinin kendisi yer almaya başlar. Hizmetin başarısı değil, kimin öne çıktığı; halkın sorunları değil, kimin lidere daha yakın olduğu; adaletin gerçekleşmesi değil, kimin daha fazla etki alanı oluşturduğu önem kazanır.
Liderlerin etrafında oluşan bu dar çevreler, zaman içerisinde siyasetin görünmeyen ama son derece etkili aktörlerine dönüşürler. Algı üretir, bilgiyi süzer, olayları kendi çıkarlarına göre yorumlar ve çoğu zaman liderin dünyayı olduğu gibi değil, görmek istediği biçimde görmesine neden olurlar.
Böylece gerçek ile liderin önüne konulan gerçeklik arasında büyük bir mesafe oluşur.
Sokağın sesi başka bir şey söyler, halkın beklentisi başka bir gerçeği işaret eder; fakat liderin çevresindeki dar kadro, kendi konumunu korumak adına farklı bir tablo çizer. Çünkü gerçeklerin ortaya çıkması, çoğu zaman kurulan küçük iktidar alanlarının da sorgulanması anlamına gelir.
Aslında Türkiye gibi demokratik değerleri yaşamla bütünleştirememiş toplumlarda, en büyük problem bu yönetme şeklidir. Bu nedenle bazı çevreler için en büyük tehlike başarısızlık değil, liyakatli insanların ortaya çıkmasıdır.
Onlar için halkın sorunlarını çözen, toplumda karşılığı olan, bilgi ve birikimiyle öne çıkan insanlar çoğu zaman desteklenmesi gereken kişiler değil, etkisizleştirilmesi gereken rakiplerdir. Hırs, kıskançlık ve çekememezlik siyasi bir davranış biçimine dönüşür. Karalama, dedikodu, dışlama ve itibarsızlaştırma, siyasetin doğal rekabeti gibi sunulmaya başlanır.
Partiler değişiyor, isimler değişiyor, liderler değişiyor; fakat liderlerin çevresinde oluşan küçük çıkar gruplarının davranış biçimleri çoğu zaman değişmiyor. Herkes kendi alanını genişletmenin, kendi geleceğini güvence altına almanın ve kendi etkisini artırmanın hesabını yapıyor.
Bu nedenle halk arasında söylenen “Al birini, vur ötekine” sözü, yalnızca siyasetçilere yönelik bir eleştiri değildir. Aynı zamanda siyasetin çevresinde oluşmuş bu kültüre yönelik güçlü bir toplumsal tespittir.
Çünkü sorun yalnızca iktidarda ya da muhalefette olmak değildir. Sorun, siyasetin hangi anlayışla yapıldığıdır.
Liderler için en büyük tehlike de çoğu zaman karşılarındaki siyasi rakiplerden değil, çevrelerinde oluşan bu yapay dünyadan gelir.
Çünkü lideri gerçeklerden uzaklaştıran, ona yalnızca duymak istediği sözleri söyleyen, her eleştiriyi düşmanlık olarak gösteren ve kendi çıkarını liderin çıkarı gibi sunan insanlar; siyasetin görünmeyen aşındırıcılarıdır.
Siyaseti kendimiz için mi yapıyoruz, yoksa toplumsal değerler için mi? Bu soruya verilecek dürüst cevap, yalnızca siyasetçilerin değil, onların etrafında oluşan bütün çevrelerin de gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Çünkü halkın derdi, birilerinin siyasette kendisine yer açması değildir. Ve en önemlisi, kendisini yalnızca seçim zamanı hatırlamayan, kendi çıkarını değil toplumun geleceğini düşünen bir siyaset anlayışı ister.
Siyaset, liderlerin etrafında kümelenen küçük hesapların değil, milyonlarca insanın ortak geleceğinin alanı olmalıdır. Ancak o zaman siyaset yeniden anlam kazanır. Makamlar değil ilkeler, kişiler değil değerler, çıkarlar değil insan onuru belirleyici olur.
Belki o zaman, liderlerin gölgesinde yaşamaya çalışanların değil, halkın ışığında yürümeyi seçenlerin siyaseti öne çıkar.
İyi başkan, iyi kadro kuran başkandır. Bu ilke yaşamın her alanında dikkate alınması gereken bir iletişim ve yönetişim gerçeğidir.
Çünkü bir ülkenin, kentin, bir kurumun ya da bir siyasi yapının başarısı yalnızca başkanın kişisel yetenekleriyle ölçülemez. Asıl başarı; bilgili, liyakatli, üretken, eleştirebilen ve ortak akla katkı sunabilen insanlarla yol yürüyebilmektir.
Etkin ve yetkin bir lider; kendisini sürekli alkışlayanlarla değil, gerektiğinde yanlışlarını söyleyebilenlerle güçlüdür. Kendisinden daha bilgili ve yetenekli insanlardan korkmaz, tam tersine onların birikimini kurumun ve toplumun yararına kullanır.
Liderlik, etrafında kendine benzeyen insanlar toplamak değil; birbirini tamamlayan güçlü bir kadro kurabilme sanatıdır.
Çünkü kötü bir kadro, en iyi başkanı bile yalnızlaştırır; iyi bir kadro ise doğru liderlikle birleştiğinde bir ülkenin, kentin ve toplumun geleceğini değiştirebilir.
Bizim meselemizde budur zaten…