Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
32°
Ara

İki büyük yazarın mukayesesi

YAYINLAMA:
İki büyük yazarın mukayesesi

Edebiyat dünyasının bitmeyen tartışmalarından biridir: Dostoyevski mi, Tolstoy mu?

Birini seçmek zorunda kalsanız hangisini seçerdiniz?

Ben bu soruya uzun süre cevap veremedim. Çünkü aslında iki yazarı karşı karşıya koymanın biraz haksızlık olduğunu düşünüyorum. Dostoyevski de Tolstoy da yalnızca büyük romanlar yazmış iki yazar değil; insanı, toplumu, ahlakı, inancı, kötülüğü, sevgiyi ve hayatın anlamını farklı pencerelerden sorgulamış iki dev.

Ama yine de insanın aklına geliyor…

Dostoyevski mi, Tolstoy mu?

Tolstoy insanı biraz daha yukarıdan, geniş bir manzaranın içinden görür. Onun dünyasında birey kadar toplum da vardır; aile vardır, savaş vardır, tarih vardır, sınıflar vardır. Savaş ve Barış yalnızca bir roman değildir adeta; bir çağın, bir toplumun, milyonlarca insanın hareket ettiği devasa bir dünya kurar. Anna Karenina ise aşkın, evliliğin, kıskançlığın ve toplumsal baskının içine girer.

Tolstoy'un insanı bazen kendi hayatına dışarıdan bakıyormuş gibi hisseder.

Dostoyevski ise insanı masanın üzerine yatırır.

Onun romanlarında insanın kafasının içine girersiniz. Suçluluk, korku, inanç, kıskançlık, aşağılanma, kibir, vicdan… Karakterlerinin zihninde dolaşırken zaman zaman kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Suç ve Ceza'da Raskolnikov'un zihninden çıkmak kolay değildir. Karamazov Kardeşler ise insanın Tanrı'yla, ahlakla ve kötülükle hesaplaşmasını neredeyse bir mahkeme salonuna dönüştürür.

Belki de aralarındaki en büyük fark burada.

Tolstoy hayatı anlatır, Dostoyevski insanın içindeki hayatı.

Ama bu, Tolstoy'un psikolojik derinlikten uzak olduğu anlamına gelmez. Tam tersine. Anna Karenina'nın iç dünyasına girdiğinizde insan ruhunun ne kadar karmaşık olduğunu görürsünüz. Aynı şekilde Dostoyevski'nin romanları da yalnızca bireyin iç dünyasından ibaret değildir; dönemin Rusya'sını, sınıfsal çatışmaları, siyasal ve dini tartışmaları da taşırlar.

İkisini birbirinden ayırmak bu yüzden o kadar kolay değildir.

Bir başka fark da şu olabilir:

Tolstoy size dünyayı gösterir; Dostoyevski dünyayı neden böyle gördüğünüzü sordurur.

Tolstoy'un romanını bitirdiğinizde sanki büyük bir hayatın içinden çıkmış olursunuz. Dostoyevski'yi bitirdiğinizde ise bazen kendi içinizden çıkamazsınız.

Belki de bu yüzden Dostoyevski daha “tehlikeli” bir yazardır.

Çünkü onun karakterleri iyi insan-kötü insan diye kolayca ayrılmaz. İnsan kötülük yaparken kendisini haklı görebilir. Bir katil vicdan sahibi olabilir. İnançlı bir insan şüphe edebilir. Ahlaklı görünen biri içinde korkunç düşünceler taşıyabilir.

Dostoyevski insanın çelişkilerini affetmez.

Tolstoy ise insanı daha geniş bir hayatın içinde anlamaya çalışır.

Ve işin ilginç tarafı, ikisinin de kendi dönemlerinin çok ötesine geçmesidir. Bugün hâlâ Raskolnikov'u, Anna Karenina'yı, Levin'i, İvan Karamazov'u konuşmamızın nedeni yalnızca büyük romanlar yazmış olmaları değil.

Bizi anlatıyorlar.

Aradan yüz elli yıl geçmiş olmasına rağmen insan hâlâ aynı sorularla boğuşuyor.

Sevmek nedir?

İnsan neden kötülük yapar?

İyilik gerçekten karşılıksız olabilir mi?

Tanrı varsa kötülük neden var?

Bir insan hayatını değiştirebilir mi?

Aşk insanı kurtarır mı, yoksa daha da mı kırılgan hale getirir?

Toplum mu bizi biçimlendirir, biz mi toplumu?

Büyük edebiyatın gücü biraz da burada yatıyor.

İyi bir roman size cevap vermez. Sizi sorularınızla baş başa bırakır.

Dostoyevski ile Tolstoy arasındaki tartışmanın da belki tek bir kazananı yok.

Çünkü Tolstoy'u seçtiğinizde Dostoyevski'den vazgeçmiş olmuyorsunuz. Dostoyevski'yi seçtiğinizde de Tolstoy'un büyüklüğünü inkâr edemiyorsunuz.

Biri insanın ruhunun karanlık koridorlarında dolaştırıyor bizi, diğeri insanı hayatın bütün karmaşası içinde gösteriyor.

Biri insanın içindeki uçuruma bakıyor.

Diğeri o uçurumun çevresindeki hayatı anlatıyor.

Bu yüzden bana sorarsanız mesele “Dostoyevski mi Tolstoy mu?” değil.

Asıl mesele şu:

İnsanı anlamak için hangisine ihtiyacınız var?

Belki de cevap, ikisine birden.

Çünkü insan yalnızca Raskolnikov değildir.

Biraz da Anna'dır, biraz Levin, biraz İvan Karamazov…

Ve belki hepimiz, hayatımızın farklı dönemlerinde önce Dostoyevski'ye, sonra Tolstoy'a; bazen de Tolstoy'a, sonra yeniden Dostoyevski'ye ihtiyaç duyuyoruz.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *