Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
32°
Ara

Ev yapmak yetiyor mu?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Ev yapmak yetiyor mu?

6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç buçuk yıla yakın zaman geçti.
Resmî verilere göre depremler 14 milyondan fazla insanı etkiledi, 53 bin 697 kişi yaşamını yitirdi. 
 

Hatay'da 156 binden, Malatya'da 67 binden, Kahramanmaraş'ta 55 binden fazla insan…
Yüz binlerce konut ağır ya da orta hasar aldı. 

Depremden sonra en çok duyduğumuz kelimelerden biri “konteyner kent” ve “kalıcı konut” oldu. 
Haklı olarak.

Bugün yaklaşık 300 bin insan hala konteyner kentlerde yaşamaya çalışıyor. 
 

Tabii ki yıllarca konteynerde yaşayan biri için kapısı kapanan, mutfağı olan, çocukların ayrı bir odada uyuyabildiği gerçek bir eve geçmek küçümsenecek bir şey değil. Binlerce aile için bu, uzun süredir beklenen yeni bir başlangıç.
 

Depremin ilk günlerinde gözümüzün önünde enkaz vardı. Sonra enkazların yerini şantiyeler aldı… Vinçler yükseldi, yeni bloklar yapıldı, kuralar çekildi, anahtarlar teslim edildi.
 

Aradan geçen yıllarda yüz binlerce yeni konut üretildi -ki 2026 başı itibarıyla 433 bini aşkın konutun ve 21 binden fazla iş yerinin kurası tamamlanmıştı.
 

Şu an Türkiye, çok büyük bir yeniden inşa sürecine girdi ve bugün hâlâ bu sürecin içindeyiz.
Ama mimarlık ve şehircilik açısından mesele anahtarın teslim edildiği yerde bitmiyor.
Yani, bir felaketin ardından bina yapmakla hayatı yeniden kurmak aynı hızda gerçekleşmiyor.
 

Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca binalardan oluşmuyor.
 

Şehir, aynı zamanda sabah ekmek aldığımız fırın, çocuğun yürüyerek gittiği okul, yıllardır aynı köşede duran esnaf, komşunun balkonu, buluşmak için tarif vermeye gerek duymadığımız meydandır. 
 

Bugün yeni yerleşim alanları yükseliyor. Daha güvenli zeminler üzerinde yeni mahalleler kuruluyor. Elbette sağlam bina, doğru zemin ve mühendislik güvenliği tartışmasız öncelikler…
 

Özellikle Antakya gibi güçlü bir kent hafızasına sahip yerlerde mesele daha da hassas. Uzun Çarşı'yı, Kurtuluş Caddesi'ni ya da tarihî mahalleleri biçimsel olarak yeniden kurabilirsiniz. Cepheleri eskiye benzetebilir, aynı sokak çizgisini tekrar oluşturmaya çalışabilirsiniz, bir ölçüde…
 

Peki o sokakları yaşatan insanlar geri dönmezse?
Esnaf dükkânını açmazsa?
Mahalleli başka kentlere dağıldıysa?
Neticede bir mahalle yalnızca apartman bloklarının yan yana gelmesiyle oluşmuyor.
Okulu olacak.
Pazarı olacak.
Sağlık merkezi olacak.
Toplu taşıması olacak.
 

Çocuğun oynayacağı alan, yaşlının oturacağı gölge, insanların tesadüfen karşılaşacağı sokaklar, meydanlar olacak. Değil mi?
 

Ve mümkünse insanlar kendilerini o yerin “yeniden” sakini gibi hissedecek.
İşte en zor kısımlarından biri de bu.
 

Yeni şehirlerde bütün bunların yeniden kurulması zaman alacak.
 

Belki de deprem sonrası yeniden yapılanmayı değerlendirirken yalnızca “kaç konut tamamlandı?” diye sormamız şu dönem için ne yazık ki “hâlâ” çok yerinde ancak yeterli de değil…
 

Çünkü bina yapmak bir mimarlık, mühendislik meselesiyken şehir kurmak ise hafıza, komşuluk, ulaşım, kamusal alan ve aidiyet meselesidir.
 

Türkiye bugün deprem bölgesinde yüz binlerce yapı inşa ediyor ancak asıl şehircilik sınavımız ise belki de bundan sonra başlayacak.



 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *