Türkiye için ulusal sıcak hava eylem planı ve yüz yıllık iklim dirençli şehircilik önerisi
Şehirler ısınıyor, insanlar ve canlılar korunamıyor
Avrupa’da son haftalarda yaşanan aşırı sıcaklıklar, iklim değişikliğinin geleceğe ilişkin soyut bir tahmin olmadığını bir kez daha göstermiştir. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi’nin açıkladığı ilk verilere göre, 2026 yazında yalnızca beş ülkede sıcaklıkla ilişkili yaklaşık 10 bin aşırı ölüm tahmin edilmiştir. Aynı dönemde İspanya’da birkaç gün içinde 300’den fazla sıcaklık bağlantılı ölüm hesaplanmış, İtalya’da ise yalnızca 24 saat içerisinde beş ölüm bildirilmiştir. Bu rakamlar, yaz dönemi tamamlanmadan ortaya çıkan ilk değerlendirmelerdir ve aşırı sıcaklığın artık sıradan bir meteorolojik olay değil, doğrudan bir halk sağlığı ve şehir güvenliği sorunu olduğunu göstermektedir.
Her yaz sıcaklık rekorlarını, bunaltıcı geceleri, güneş altında çalışmak zorunda kalan insanları ve sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruları konuşuyoruz. Hava sıcaklığı yükseldiğinde vatandaşlara bol su içmeleri, güneşten uzak durmaları ve günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmamaları tavsiye ediliyor. Bu uyarılar gereklidir; ancak artık yeterli değildir.
Çünkü aşırı sıcaklık, yalnızca bireylerin kişisel tedbirlerle yönetebileceği mevsimsel bir rahatsızlık olmaktan çıkmaktadır. Sağlığı, çalışma hayatını, enerji tüketimini, su kaynaklarını, ulaşımı, eğitimi, şehir planlamasını ve sosyal eşitsizlikleri aynı anda etkileyen çok boyutlu bir afet riskine dönüşmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, sıcaklık stresini önemli bir çevresel ve mesleki sağlık tehlikesi olarak tanımlamakta; kalp-damar hastalıklarını, böbrek sorunlarını, diyabeti, solunum rahatsızlıklarını ve ruh sağlığı problemlerini ağırlaştırabildiğini belirtmektedir. Dünya genelinde 2000–2019 döneminde yılda yaklaşık 489 bin sıcaklık bağlantılı ölüm gerçekleştiği, bu ölümlerin yüzde 36’sının Avrupa’da yaşandığı tahmin edilmektedir.
Bu tablo karşısında Türkiye’nin sıcak hava dalgalarını yalnızca meteorolojik bir olay olarak değil, önceden öngörülebilen ve etkileri önemli ölçüde azaltılabilen bir halk sağlığı, iş güvenliği, şehircilik ve afet yönetimi riski olarak değerlendirmesi gerekmektedir.
Sıcaklık herkesi aynı ölçüde etkilemez
Aşırı sıcak havalarda herkes aynı şartlara maruz kalmaz ve herkes aynı imkânlarla korunamaz. Kliması ve iyi yalıtılmış bir konutu bulunan kişiyle, çatı katında, kalabalık veya yetersiz havalandırılan bir evde yaşayan kişi aynı risk altında değildir. Özel aracıyla seyahat eden biriyle gölgesiz bir durakta uzun süre toplu taşıma bekleyen vatandaşın maruziyeti de aynı değildir.
Açık alanda çalışan şantiye personeli, tarım işçileri, kuryeler, belediye çalışanları, güvenlik görevlileri, liman çalışanları ve yol bakım ekipleri günün en sıcak saatlerinde fiziksel efor göstermek zorunda kalabilmektedir. Yaşlılar, küçük çocuklar, gebeler, kronik hastalığı bulunanlar, sürekli ilaç kullananlar, evsizler ve bakıma ihtiyaç duyan bireyler ise vücut sıcaklıklarını düzenlemekte daha fazla güçlük yaşamaktadır.
Bu nedenle aşırı sıcaklık yalnızca iklim meselesi değildir. Aynı zamanda bir sosyal adalet sorunudur.
Kendisini serinletecek bir konuta, temiz suya, gölgeye, sağlık hizmetine veya esnek çalışma şartlarına ulaşamayan kişiler daha yüksek risk taşımaktadır. Kamu politikası herkese aynı genel uyarıyı yapmakla yetinmemeli; en kırılgan grupların nerede yaşadığını, hangi şartlarda çalıştığını ve hangi hizmetlere erişemediğini bilimsel verilerle önceden belirlemelidir.
Şehirler ısıyı biriktiriyor
Kentlerde hissedilen aşırı sıcaklık yalnızca hava durumuyla açıklanamaz. Yoğun betonlaşma, asfalt yüzeyler, ağaç örtüsünün azalması, hava dolaşımını engelleyen yapı düzeni ve ısıyı uzun süre tutan malzemeler, şehirlerin gündüz emdiği sıcaklığı gece boyunca çevreye yaymasına neden olmaktadır.
Kent ısı adası olarak tanımlanan bu etki sonucunda, yoğun yapılaşmış mahalleler çevresindeki kırsal veya daha yeşil alanlardan belirgin biçimde sıcak olabilmektedir. Gece sıcaklığının yeterince düşmemesi ise insan vücudunun dinlenmesini engellemekte ve günler süren sıcak hava dalgalarının sağlık üzerindeki birikimli etkisini artırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü de aşırı sıcaklık riskinin iklim değişikliğinin yanı sıra şehirleşme ve yaşlanan nüfus tarafından ağırlaştırıldığını vurgulamaktadır.
Bu nedenle sıcaklıkla mücadele, yalnızca daha fazla klima kullanılması olarak görülemez. Klima bireysel düzeyde rahatlama sağlayabilir; fakat enerji talebini artırır, elektrik şebekesine ilave yük bindirir ve dış ortama ısı verir. Sıcak hava dalgası sırasında yaşanabilecek geniş çaplı bir elektrik kesintisi ise soğutmaya bağımlı kentleri daha kırılgan hâle getirebilir.
Kalıcı çözüm, şehirlerin daha az ısı emmesini, sıcaklığı daha hızlı dağıtmasını ve insanların gölgeye, suya, yeşil alana ve serin mekânlara kolayca ulaşmasını sağlayan yeni bir planlama anlayışıdır.
Şehirler geçmiş iklime göre değil, geleceğin iklimine göre planlanmalıdır
Bugünkü şehirlerin önemli bir bölümü geçmiş yüzyılın sıcaklık, yağış, nüfus ve enerji tüketimi koşullarına göre şekillenmiştir. Ancak geleceğin kentlerini geçmiş iklim ortalamalarına göre planlamak artık yeterli değildir.
İmar planlarından ulaşım sistemlerine, bina tasarımından yeşil alanlara, içme suyu altyapısından enerji şebekelerine kadar bütün kararlar iklim değişikliğinin uzun vadeli etkileri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin şehirleri için en az yüz yıllık iklim senaryolarına dayanan bir planlama yaklaşımı geliştirilmelidir. Bu yaklaşım; beklenen sıcaklık artışlarını, sıcak hava dalgalarının süresini, gece sıcaklıklarını, kuraklığı, su kaynaklarının geleceğini, taşkınları, orman yangınlarını, kıyı alanlarındaki değişimleri ve muhtemel nüfus hareketlerini birlikte ele almalıdır.
Yüz yıllık planlama, yüz yıl boyunca değişmeyecek katı planlar hazırlanması anlamına gelmez. Aksine, bilimsel ölçümler ve iklim modelleri doğrultusunda belirli aralıklarla güncellenen, farklı senaryolara uyum sağlayabilen dinamik bir gelecek modeli kurulmasını ifade eder.
Şehirler onlarca yıl, altyapılar ise çoğu zaman bir yüzyıla yaklaşan sürelerle hizmet vermektedir. Bugün yapılan bir yol, hastane, konut alanı, enerji tesisi veya su altyapısı yalnızca bugünün koşullarına göre tasarlanırsa, gelecek kuşaklara iklim bakımından yetersiz ve maliyetli sistemler bırakılabilir.
Bu nedenle yüz yıllık şehir planlaması bir lüks veya uzak gelecek çalışması değil, gelecek nesillere karşı kamusal bir sorumluluktur.
Bilimsel veriye dayalı ısı haritaları oluşturulmalıdır
Her belediye, kentin en fazla ısınan bölgelerini gösteren ayrıntılı sıcaklık ve yüzey ısısı haritaları hazırlamalıdır. Bu haritalarda yalnızca gündüz sıcaklıkları değil; gece sıcaklıkları, yapı yoğunluğu, yüzey malzemeleri, ağaç örtüsü, hava koridorları, nem, nüfus yoğunluğu ve yeşil alanlara erişim de dikkate alınmalıdır.
Fiziksel veriler, sosyal kırılganlık bilgileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Hangi mahallenin daha fazla ısındığı kadar, o mahallede kaç yaşlının, çocuğun, kronik hastanın, açık alan çalışanının ve düşük gelirli ailenin yaşadığı da bilinmelidir.
Böylece ağaçlandırma, gölgelendirme, serinleme merkezleri, sağlık hizmetleri ve sosyal destek programları rastgele değil, risk önceliğine göre uygulanabilir. Bilimsel veri, şehircilik kararlarının ekinde bulunan bir belge değil, kararın başlangıç noktası olmalıdır.
Ulusal sıcak hava eylem planı kurulmalıdır
Türkiye’nin ihtiyacı, sıcaklık yükseldiğinde yayımlanan genel uyarıların ötesine geçen, merkezi ve yerel kurumların görevlerini açık biçimde belirleyen bir Ulusal Sıcak Hava Eylem Planıdır. Bu plan; meteorolojik tahminleri, sağlık verilerini, nüfusun yaş dağılımını, kronik hastalık yoğunluğunu, yapılaşma özelliklerini, yeşil alan miktarını, enerji altyapısını ve çalışma koşullarını birlikte değerlendirmelidir. Risk yalnızca il düzeyinde değil; ilçe, mahalle ve mümkün olduğunda sokak ölçeğinde izlenmelidir. Her şehir için aynı sıcaklık eşiğini kullanmak da yeterli olmayabilir. Nem, rüzgâr, gece sıcaklığı, kent yoğunluğu ve nüfusun iklime uyum düzeyi, hissedilen sağlık riskini değiştirebilir. Uyarı seviyeleri yalnızca termometrede ölçülen dereceye göre değil, insan sağlığı ve şehir hizmetleri üzerindeki beklenen etkiye göre belirlenmelidir.
Dünya Sağlık Örgütü, sıcaklık-sağlık eylem planlarının meteorolojik erken uyarıları sağlık hizmetleri, sosyal bakım, iş güvenliği, konut ve şehir planlamasıyla birleştirdiğini; görevlerin ve müdahale eşiklerinin krizden önce belirlenmesinin hayat kurtardığını vurgulamaktadır. Buna rağmen WHO Avrupa Bölgesi ülkelerinin yarısından fazlasında hâlâ kapsamlı bir ulusal sıcaklık-sağlık eylem planı bulunmamaktadır. Türkiye’de bu planın uygulanması yalnızca meteoroloji ve sağlık kurumlarına bırakılmamalıdır. Belediyeler, AFAD, çalışma hayatını düzenleyen kurumlar, eğitim kuruluşları, sosyal hizmet birimleri, enerji ve su şirketleri ile yerel sağlık kuruluşları aynı sistem içinde görev almalıdır.
Uyarı yapmak yetmez, koruyucu hizmet sunmak gerekir
Vatandaşa “dışarı çıkmayın” demek, dışarı çıkmak zorunda olmayanlar için uygulanabilir bir tavsiyedir. Ancak işe gitmek, açık alanda çalışmak, pazarda tezgâh açmak veya toplu taşıma kullanmak zorunda olanlar için tek başına çözüm değildir.
Sıcak hava eylem planı, uyarıyla birlikte somut kamu hizmeti üretmelidir. Belediyelere ait kültür merkezleri, kütüphaneler, spor tesisleri ve uygun kamu binaları yüksek riskli günlerde serinleme merkezi olarak kullanılabilir. Bu alanlar özellikle yaşlılara, evsizlere, yetersiz soğutma imkânına sahip ailelere ve kronik hastalığı bulunan kişilere açık olmalıdır. Toplu taşıma durakları, meydanlar, hastane çevreleri, okul yolları ve yoğun yaya güzergâhları gölgelendirilmelidir. İçme suyu noktaları yaygınlaştırılmalı, mevcut çeşmeler işler durumda tutulmalı ve uzun yaya yollarında dinlenme alanları oluşturulmalıdır. Yalnız yaşayan yaşlılar ve bakıma muhtaç kişiler, aile sağlığı merkezleri, belediyeler ve sosyal hizmet kurumları arasında oluşturulacak güvenli bir iletişim sistemiyle takip edilebilir. Telefonla kontrol, gerektiğinde ev ziyareti ve sağlık durumunun izlenmesi, düşük maliyetli fakat hayat kurtarıcı bir hizmet olabilir.
Çalışma hayatı sıcaklığa göre düzenlenmelidir
Açık alanda çalışanlar açısından aşırı sıcaklık doğrudan bir iş sağlığı ve güvenliği riskidir. Çalışanlara yalnızca su verilmesi veya koruyucu başlık dağıtılması yeterli değildir. Çalışma saatleri, fiziksel iş yükü, mola süreleri, gölgelik alanlar, kişisel sağlık durumu ve acil müdahale hazırlığı sıcaklık seviyesine göre düzenlenmelidir. Şantiyeler, tarım alanları, yol yapım işleri, limanlar, lojistik merkezleri ve ağır sanayi tesislerinde sıcaklık stresi değerlendirmesi yapılmalıdır. Riskin yükseldiği dönemlerde ağır işler günün daha serin saatlerine kaydırılmalı, çalışma süreleri azaltılmalı ve daha sık dinlenme imkânı sağlanmalıdır.
Sıcaklık nedeniyle ortaya çıkan baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, aşırı halsizlik, kas krampları veya vücut sıcaklığındaki yükselme sıradan yorgunluk olarak görülmemelidir. Sıcak çarpması, acil müdahale gerektiren ve ölümcül olabilen bir sağlık sorunudur. İşverenlerin sıcaklık riskine karşı yükümlülükleri açık kurallarla düzenlenmeli, çalışanların ücret kaybı korkusu yaşamadan gerekli molaları kullanabilmesi sağlanmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü de esnek çalışma saatleri, ilave dinlenme araları ve açık alanda çalışanların gün ortası sıcaklığından korunmasını uygulanabilir önlemler arasında göstermektedir.
Kentler betonla değil, gölgeyle de korunur
Yeni imar planlarında yeşil alanlar, gölgelikli yaya yolları, geçirgen yüzeyler ve şehir içi hava koridorları estetik unsurlar değil, hayatı koruyan temel altyapılar olarak kabul edilmelidir.
Ağaçlandırma çalışmaları gelişigüzel yapılmamalı; ısı haritalarına göre en sıcak ve sosyal açıdan en kırılgan bölgelerde yoğunlaştırılmalıdır. Okul çevreleri, hastaneler, meydanlar, toplu taşıma durakları ve yoğun yaya güzergâhlarında geniş gölge sağlayan, yerel iklime uygun ağaç türleri kullanılmalıdır. Ağaç dikmek kadar onların yaşatılması, sulanması ve uzun vadeli bakımının yapılması da önemlidir. Açık renkli çatı ve cephe kaplamaları, yeşil çatılar, gölgelikli iç avlular, doğal havalandırma, uygun bina yönlenmesi ve pasif soğutma çözümleri yeni yapılaşmanın temel kriterleri arasına girmelidir. Kentsel dönüşüm yalnızca binaların deprem güvenliğini artırmamalı; mahallelerin aşırı sıcaklık, kuraklık ve enerji kesintileri karşısındaki direncini de geliştirmelidir.
İklim politikası yalnızca insan merkezli olamaz
Aşırı sıcaklık ve kuraklık yalnızca insan sağlığını tehdit etmemektedir. Sokak hayvanları, kuşlar, yaban hayatı, çiftlik hayvanları ve kent ekosisteminde yaşayan diğer canlılar da temiz ve güvenli suya erişmekte zorlanmaktadır. Kuruyan doğal su kaynakları, sulak alanların azalması, yoğun betonlaşma ve gölgelik alanların yetersizliği, bütün canlıların sıcaklık karşısındaki korunmasızlığını artırmaktadır. Bu nedenle sıcak hava eylem planları yalnızca insanlar için hazırlanmış sağlık tedbirlerinden ibaret olmamalıdır.
Kentlerde parklar, meydanlar, mezarlıklar, yeşil koridorlar ve uygun kamusal alanlarda temiz suya erişim sağlayan hayvan sulukları oluşturulmalıdır. Bu noktalar rastgele yerleştirilmemeli; sıcaklık haritaları, hayvanların hareket güzergâhları, yeşil alan bağlantıları ve bakım imkânları dikkate alınarak planlanmalıdır. Sulukların düzenli olarak doldurulması kadar temizlenmesi de gereklidir. Sağlıksız, kirli veya uzun süre bekleyen su yeni hastalık riskleri oluşturabilir. Bu nedenle bakım ve hijyen sorumluluğu belediyeler, ilgili kamu birimleri ve gönüllü kuruluşlar arasında açık biçimde paylaşılmalıdır. Kırsal alanlarda ve yaban hayatı geçiş güzergâhlarında doğal su kaynaklarının korunması öncelikli olmalıdır. Kuraklık dönemlerinde ihtiyaç duyulan bölgelerde, ekolojik dengeyi bozmadan ve hayvanları karayolları veya yoğun yerleşimler gibi tehlikeli alanlara çekmeden kontrollü su erişim noktaları oluşturulabilir. Bu çalışmalar veteriner hekimler, biyologlar, ekoloji uzmanları, orman mühendisleri ve yerel yönetimlerin ortak değerlendirmesiyle yürütülmelidir. İyi niyetle ancak bilimsel değerlendirme yapılmadan oluşturulan su noktaları, bazı alanlarda hayvan yoğunlaşmasına, hastalıkların yayılmasına veya doğal davranışların değişmesine yol açabilir.