Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
23°
Ara

Bir apartmandan Türkiye'yi okumak

YAYINLAMA:
Bir apartmandan Türkiye'yi okumak

Bazı filmler vardır; üzerinden yarım asır geçse de eskimez. Çünkü onlar yalnızca bir hikâye anlatmaz, bir toplumu çözümler. Zeki Ökten'in yönettiği, Kemal Sunal'ın unutulmaz performansıyla hafızalara kazınan Kapıcılar Kralı da tam olarak böyledir. Filmde gördüğümüz apartman, aslında 1970'lerin Türkiye'sinin dikey bir kesitidir. Her katı farklı bir sınıfı, farklı bir güç ilişkisini ve farklı bir yaşam tarzını temsil eden küçük bir toplum laboratuvarıdır.

Apartmanın en üst katında sermaye oturur. Tesadüf değildir. Toplumsal hiyerarşilerde ekonomik güç çoğu zaman fiziksel olarak da yukarıdadır. Pierre Bourdieu'nün ifade ettiği gibi ekonomik sermaye, beraberinde sosyal ve kültürel sermayeyi de getirir. En üst katta oturanlar yalnızca daha geniş bir manzaraya değil, aynı zamanda daha fazla imkâna ve daha fazla söz hakkına sahiptir. Kapıları herkese açık değildir; ancak para, çıkar veya zorunlu bir ilişki söz konusu olduğunda aralanır. Güç, mesafeyi sever.

Hemen altında emekli albay yaşar. O, devletin disiplinini, otoritesini ve hiyerarşik düzenini temsil eder. Kuralları koyan, denetleyen ve gerektiğinde baskı kuran karakterdir. Ancak sosyolojinin önemli gerçeklerinden biri şudur: Baskının olduğu yerde yalnızca itaat değil, aynı zamanda yeni direniş biçimleri de doğar. Sıradan insanlar güçlülerin kurduğu düzen içinde kendi küçük taktiklerini geliştirirler. Filmde kapıcı Seyit'in zekâsı tam da bu noktada devreye girer. Otorite arttıkça, hayatta kalma becerisi de keskinleşir.

Bir alt katta seçilmiş apartman yöneticisi vardır. İlk bakışta apartmanın en yetkili isimlerinden biri gibi görünür. Fakat film ilerledikçe görülür ki yönetmekle yetkili olmak aynı şey değildir. Baskılar karşısında kolayca yön değiştiren, güçlü olanın yanında saf tutan ve iradesini devreden bir yönetim anlayışıyla karşılaşırız. Bu durum yalnızca apartmanın değil, siyasal hayatın da tanıdık bir fotoğrafıdır. Kurumların gücü, onları yöneten insanların karakteri kadar sağlamdır.

Orta katlarda ise memurlar, küçük esnaf ve küçük burjuvazi yaşar. Onlar toplumun sessiz çoğunluğudur. Hayatlarını büyük ideallerden çok ay sonunu getirme telaşı belirler. Düzeni değiştirmek istemezler; düzen bozulmasın isterler. Çünkü sahip oldukları sınırlı güvenceyi kaybetmekten korkarlar. Bu nedenle çoğu zaman sessizlik, onların en büyük savunma mekanizmasına dönüşür.

Ancak filmin en çarpıcı tarafı, tam da bu orta sınıfın ahlak anlayışını sorgulamasıdır. Dışarıdan bakıldığında nezaket, terbiye ve saygınlık temsilcisi gibi görünen insanlar, çıkarları söz konusu olduğunda bütün ilkelerini kolayca askıya alabilirler. Erving Goffman'ın "gündelik hayatın sahnesi" yaklaşımı burada kendini açıkça gösterir. İnsanlar toplumsal hayatta belirli roller oynar, uygun maskeler takar ve başkalarının gözünde itibarlı görünmeye çalışır. Ne var ki çıkar devreye girdiğinde maskeler düşer; geriye yalnızca gerçek karakter kalır.

Filmin en güçlü sosyolojik karakteri ise hiç kuşkusuz kapıcı Seyit'tir. Apartmanın en alt katında yaşar ama herkesin hayatına en çok o tanıklık eder. Kim kiminle kavga ediyor, kim borç içinde, kim eşini aldatıyor, kim korkuyor, kim yalan söylüyor... Hepsini bilir. Çünkü toplumlarda bilgi her zaman iktidarın tepesinde değil, gündelik hayatın içinde dolaşan insanların elindedir.

İşte filmin en büyük ironisi de burada ortaya çıkar. Kapıcıyı küçümseyenler, aslında ona en fazla bağımlı olanlardır. Onu insan yerine koymayanlar, en mahrem sırlarını ona emanet etmek zorunda kalırlar. Çünkü toplumsal statü ile toplumsal ihtiyaç çoğu zaman aynı doğrultuda ilerlemez. En güçlü görünenler bile görünmeyen emek olmadan ayakta kalamaz.

Kapıcılar Kralı, yalnızca apartmanda yaşanan komik olayların filmi değildir. O, Türkiye'nin sınıfsal yapısını, güç ilişkilerini, otoriteyi, ikiyüzlü ahlak anlayışını ve gündelik hayatın görünmeyen mücadelelerini anlatan güçlü bir toplumsal metindir.

Belki de bu yüzden hâlâ güncelliğini koruyor. Çünkü apartman değişse de katlar değişmedi. Yüzler değişti, meslekler değişti, teknoloji değişti; fakat güç, çıkar ve sınıf ilişkileri büyük ölçüde aynı kaldı.

Bir toplum hakkında en çok şeyi, en güçlü görünenlerin ne söylediği değil; güçsüz gördüklerine nasıl davrandıkları anlatır. Ve Kapıcılar Kralı, bu gerçeği mizahın diliyle anlatmayı başaran en önemli toplumsal aynalardan biri olmaya devam ediyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *