Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
23°
Ara

Türkiye’nin İklim Dirençli Orman ve Arazi Yönetimi İçin Stratejik Bir Politika Önerisi

YAYINLAMA:
Türkiye’nin İklim Dirençli Orman ve Arazi Yönetimi İçin Stratejik Bir Politika Önerisi

Yangın başladığında çok geçtir…

Her yaz aynı acı görüntülerle karşılaşıyoruz. Gökyüzünü kaplayan duman, alevlerin önünden tahliye edilen köyler, yaşam alanlarını kaybeden canlılar, kül olan ormanlar ve büyük bir özveriyle çalışan yangın ekipleri… Yangın başladıktan sonra kamuoyunun bütün dikkati kaç uçak ve helikopterin görev yaptığına, alevlerin ne kadar sürede kontrol altına alınacağına ve kaç hektar alanın zarar gördüğüne yöneliyor. Elbette güçlü müdahale kapasitesi hayati önem taşımaktadır. Ancak orman yangınlarını yalnızca söndürme araçları üzerinden tartışmak, sorunun asıl kaynağını gözden kaçırmamıza neden olmaktadır.

Çünkü büyük orman yangınları, çoğu zaman alevlerin görüldüğü anda başlamaz.

Yangın; aylar öncesinden kuruyan toprakta, azalan nemde, aşırı sıcaklıklarda, temizlenmeyen yanıcı bitki örtüsünde, bakımı yapılmayan enerji hatlarında, kontrolsüz arazi kullanımında ve ormanlarla yerleşim alanlarının plansız biçimde iç içe geçtiği bölgelerde hazırlanır. Bu nedenle yangınla mücadele, yalnızca alevlere müdahale etmek değil; yangını büyüten şartları önceden yönetmek anlamına gelmelidir.

Küresel Isınma Yangın Riskini Büyütüyor

Küresel ısınma, her orman yangınının doğrudan çıkış nedeni değildir. Yangınların önemli bir kısmı insan ihmali, dikkatsizlik, tarımsal faaliyetler, enerji altyapısı, araçlar veya kasıt gibi nedenlerle başlamaktadır. Ancak aşırı sıcaklık, uzun süren kuraklık, düşük nem ve kuvvetli rüzgâr; küçük bir kıvılcımın kısa sürede büyük bir afete dönüşmesine zemin hazırlamaktadır. Başka bir ifadeyle iklim değişikliği, yangını her zaman başlatmasa da yangının yayılma hızını, şiddetini ve söndürülme güçlüğünü artıran önemli bir risk çarpanıdır.

Toprak ve bitki örtüsü ne kadar kurursa yangın o kadar kolay tutuşmakta, daha hızlı ilerlemekte ve daha geniş alanlara yayılmaktadır. Aynı anda farklı bölgelerde başlayan yangınlar ise personel, araç ve hava desteğinin bölünmesine neden olarak müdahale kapasitesini zorlamaktadır. Bu tablo, yangınların artık mevsimsel ve geçici olaylar olarak değil, iklim değişikliğiyle birlikte ağırlaşan sürekli bir afet riski olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Yangın Söndürme Değil, 

Yangın Riskini Yönetme Politikası

Türkiye’nin güçlü bir yangın söndürme kapasitesine sahip olması elbette gereklidir. Ancak gerçek başarı, yalnızca kaç yangının söndürüldüğüyle ölçülmemelidir. Kaç yangının başlamadan önlendiği, kaç küçük yangının afete dönüşmeden durdurulduğu ve kaç yerleşim alanının önceden güvenli hâle getirildiği de temel başarı göstergeleri olmalıdır. Bunun için Türkiye’nin, müdahale ağırlıklı sistemden önleme, hazırlık ve iklim uyumu merkezli bir yangın yönetimi modeline geçmesi gerekmektedir.

Yeni model; orman yönetimini, meteorolojik verileri, şehir planlamasını, enerji altyapısını, tarımsal faaliyetleri, kırsal kalkınmayı, halk sağlığını ve afet yönetimini aynı çerçevede buluşturmalıdır. Çünkü orman yangınları yalnızca ormancılık teşkilatının veya itfaiyenin sorunu değildir. Bu mesele, merkezi yönetimden belediyelere, enerji şirketlerinden köy yönetimlerine kadar birçok kurumun ortak sorumluluk alanıdır.

Dinamik Bir Ulusal Orman Yangını Risk Sistemi

Türkiye genelinde sıcaklık, nem, rüzgâr, bitki örtüsünün kuruluk derecesi, arazi eğimi, yerleşim yoğunluğu, enerji hatları, tarımsal faaliyetler ve insan hareketliliği gibi verileri birlikte değerlendiren dinamik bir Ulusal Orman Yangını Risk Sistemi kurulmalıdır. Bugün risk haritalarının yalnızca belirli dönemlerde hazırlanan sabit belgeler olması yeterli değildir. Yangın riski, anlık meteorolojik ve çevresel verilerle sürekli güncellenmeli; tehlike seviyesi il, ilçe, köy ve havza ölçeğinde izlenebilmelidir.

Bu sistem sayesinde yüksek riskli günlerde enerji hatlarının denetimi sıklaştırılabilir, tarımsal faaliyetlere geçici sınırlamalar getirilebilir, orman girişleri kontrollü hâle getirilebilir ve yangın ekipleri henüz yangın çıkmadan kritik noktalara konuşlandırılabilir. Uydu görüntüleri, insansız hava araçları, termal kameralar, sensörler ve yapay zekâ destekli analiz sistemleri, yangınların erken tespitinde etkili biçimde kullanılmalıdır. Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir. Elde edilen bilginin ilgili kurumlara hızla ulaştırılması ve önceden belirlenmiş müdahale planlarını harekete geçirmesi gerekir.

Orman ile Yerleşim Alanları Arasında Güvenli Planlama

Orman yangınlarının en tehlikeli sonuçlarından biri, alevlerin yerleşim alanlarına ulaşmasıdır. Orman sınırına çok yakın köyler, konut alanları, turizm tesisleri ve dağınık yapılaşmalar yangının hem ormandan yerleşime hem de yerleşimden ormana geçişini kolaylaştırmaktadır.

Bu alanlarda yapılaşma kararları yalnızca imar hakkı ve ekonomik değer üzerinden verilmemelidir. Yangın riski, tahliye güzergâhları, yol genişlikleri, su kaynakları, müdahale süresi ve nüfus yoğunluğu birlikte değerlendirilmelidir. Yeni yerleşim kararlarında yangın risk analizi temel bir planlama belgesi hâline getirilmelidir. Ormana komşu yapılarda yangına dayanıklı çatı ve cephe malzemeleri, parsel çevresinde yanıcı bitki kontrolü, yeterli su depolama kapasitesi ve alternatif tahliye yolları zorunlu olmalıdır. Mevcut yerleşimlerde ise köy ve mahalle ölçeğinde yangın güvenliği planları hazırlanmalıdır. Tahliye yolları açık tutulmalı, toplanma alanları belirlenmeli ve hareket kabiliyeti sınırlı kişiler için özel tahliye senaryoları oluşturulmalıdır.

Enerji Hatları ve Teknik Altyapı Denetlenmelidir

Ormanlık alanlardan geçen enerji nakil hatları, trafolar, haberleşme sistemleri ve diğer teknik altyapılar, yangın riski açısından sürekli denetlenmelidir. Hat çevresindeki yanıcı bitki örtüsü düzenli olarak temizlenmeli, bakım kayıtları dijital ortamda izlenmeli ve riskli bölgelerde termal kamera ile erken arıza tespit sistemleri kullanılmalıdır. Özellikle aşırı sıcak ve kuvvetli rüzgârlı günlerde bakım eksiklikleri ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle enerji şirketlerinin sorumluluğu yalnızca yangın sonrasında yapılacak incelemelerle sınırlı kalmamalıdır. Önleyici bakım, bağımsız denetim ve şeffaf raporlama sistemi kurulmalıdır. Yangın riskinin yüksek olduğu güzergâhlarda hatların yer altına alınması veya daha güvenli teknik çözümlere dönüştürülmesi de uzun vadeli yatırım planlarının bir parçası olmalıdır.

Orman Köylüsü Mücadelenin Merkezinde Olmalıdır

Orman çevresinde yaşayan insanlar, yalnızca korunması gereken bir nüfus olarak değil, yangını ilk fark eden ve ilk müdahaleyi gerçekleştirebilecek stratejik bir güç olarak görülmelidir. Kırsal nüfusun azalması, orman çevresindeki alanların bakımsız kalmasına ve yerel müdahale kapasitesinin zayıflamasına yol açabilmektedir. Bu nedenle orman köylerinde gönüllü yangın ekipleri oluşturulmalı, temel eğitimler düzenlenmeli, su tankerleri ve ilk müdahale araçları yaygınlaştırılmalıdır. Ancak gönüllülük sistemi profesyonel ekiplerin yerine geçmemelidir. Yerel halkın görevi, güvenli şartlarda ilk ihbarı yapmak, küçük çaplı yangına başlangıç aşamasında müdahale etmek ve tahliye süreçlerine destek vermek olmalıdır. Kırsal üretimin, hayvancılığın ve kontrollü arazi bakımının desteklenmesi de yanıcı madde birikiminin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Dolayısıyla kırsal kalkınma politikası ile yangın risk yönetimi birbirinden ayrı düşünülemez.

Orman Bakımı Bilimsel ve Ekolojik Olmalıdır

Yangın riskinin azaltılması için orman içindeki kuru dalların, devrilmiş ağaçların ve aşırı yoğun yanıcı örtünün bilimsel yöntemlerle yönetilmesi gerekmektedir. Fakat bu çalışmalar, ormanları bütünüyle temizlemek veya doğal yapısını bozmak anlamına gelmemelidir. Her orman ekosistemi aynı değildir. Bitki türü, yaş, eğim, iklim, toprak yapısı ve doğal yenilenme kapasitesi dikkate alınmalıdır. Yangın emniyet şeritleri, yol kenarı bakımları ve kontrollü yakma uygulamaları ekolojik değerlendirmeler çerçevesinde yürütülmelidir. Amaç, ormanın doğallığını ortadan kaldırmak değil; büyük ve kontrolsüz yangınların yayılmasını kolaylaştıran aşırı yakıt birikimini azaltmaktır.

Yangın Söndüğünde Afet Bitmez

Orman yangını kontrol altına alındığında tehlikenin tamamen sona erdiği düşünülmemelidir. Bitki örtüsünü kaybeden eğimli araziler, şiddetli yağışlarla birlikte erozyon, taşkın, çamur akması ve heyelan riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle yangın sonrası dönemde hasar gören havzalar hızla incelenmeli, toprak kaybı ve yüzeysel akış riski belirlenmelidir. Gerekli görülen alanlarda erozyon kontrolü, dere yatağı temizliği, geçici yüzey koruması ve su akışını düzenleyen mühendislik uygulamaları yapılmalıdır. Yangın sonrası ağaçlandırma da yalnızca kamuoyuna hızlı sonuç göstermek amacıyla gerçekleştirilmemelidir. Her yanan alanın hemen ve aynı yöntemle ağaçlandırılması doğru değildir. Doğal yenilenme kapasitesi, yerel türler, toprak özellikleri, yangının şiddeti ve gelecekteki iklim koşulları bilimsel olarak değerlendirilmelidir.

Ekolojik restorasyon, kısa vadeli görüntü düzeltme çalışması değil; onlarca yılı kapsayan bir iyileşme süreci olarak ele alınmalıdır.

Yangın Dumanı Bir Halk Sağlığı Sorunudur

Orman yangınlarının etkisi yalnızca yanan alanla sınırlı değildir. Duman ve ince partiküller, rüzgârla uzak mesafelere taşınarak hava kalitesini bozabilir. Çocuklar, yaşlılar, gebeler, kalp ve solunum yolu hastalıkları bulunan kişiler bu durumdan daha fazla etkilenebilir.

Bu nedenle yangın dönemlerinde hava kalitesi sürekli izlenmeli, halka açık ve anlaşılır sağlık uyarıları yapılmalıdır. Gerektiğinde açık hava etkinlikleri sınırlandırılmalı, okullar, hastaneler ve yaşlı bakım merkezleri için özel koruma planları uygulanmalıdır.

Yangın yönetimi yalnızca ormanı kurtarmaya değil, insan sağlığını korumaya da odaklanmalıdır.

Yangın önlenebilir ama...
Yangın başladıktan sonra kullanılan uçaklar, helikopterler, araçlar ve personel büyük maliyetler

 doğurmaktadır. Bu kapasitenin güçlü tutulması zorunludur. Ancak kamu kaynaklarının önemli bir bölümü yangın çıkmadan önce yapılacak risk azaltma çalışmalarına yönlendirilmelidir. Enerji hatlarının bakımı, orman yollarının açık tutulması, yerel ekiplerin eğitilmesi, su kaynaklarının hazırlanması, erken uyarı sistemlerinin kurulması ve riskli yerleşimlerin güvenli hâle getirilmesi; yangın sonrasında yapılacak çok daha yüksek harcamaları ve geri dönüşü mümkün olmayan kayıpları önleyebilir. Önleyici yatırımın başarı ölçüsü görünür değildir. Çünkü önlenen yangın, haber bültenlerine çıkmaz. Fakat kamu yönetiminin temel görevi yalnızca meydana gelen afetlere müdahale etmek değil, meydana gelmesi muhtemel afetlerin etkisini önceden azaltmaktır.

Sonuç; Türkiye’nin yeni orman yangını politikası, yalnızca yangın çıktığında verilen mücadeleden ibaret olmamalıdır. Asıl hedef; yangının çıkma ihtimalini azaltmak, küçük yangınların büyük afetlere dönüşmesini önlemek, orman-kent arayüzlerini güvenli hâle getirmek ve ekosistemlerin değişen iklim koşullarına uyum kapasitesini güçlendirmek olmalıdır. Bunun için merkezi ve yerel yönetimler, orman teşkilatı, AFAD, belediyeler, enerji şirketleri, üniversiteler, meslek kuruluşları ve orman köylüleri aynı risk yönetimi sistemi içinde buluşturulmalıdır. İklim değişikliği, önümüzdeki dönemde orman yangınlarını daha karmaşık, daha hızlı ve daha yıkıcı hâle getirebilir. Böyle bir geleceğe yalnızca daha fazla söndürme aracı alarak hazırlanamayız. Bilimsel veri, erken uyarı, mekânsal planlama, kırsal kalkınma ve güçlü yönetişim birlikte ele alınmalıdır. Çünkü yangın başladığında çoğu zaman yalnızca alevlerle değil, yıllar boyunca birikmiş ihmallerle mücadele ederiz. Geleceğin başarısı, kaç uçağın havalandığıyla değil; kaç ormanın yanmadan korunabildiğiyle ölçülmelidir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *