Yeni Parti...
CHP ile yollarını ayıran Özgür Özel, Yeni partinin startini verdi. Sayin Ozel’e tavsiyelerim var. Şayet böyle bir parti kurulacaksa, bunun yalnızca yeni bir isim ve yeni bir logo ile yola çıkması yeterli olmayacaktır. Türkiye'nin artık isim değiştiren değil, siyaset anlayışını değiştiren hareketlere ihtiyacı var. Yeni kadrolar, yeni fikirler ve toplumun değişen beklentilerine cevap verebilecek güçlü bir vizyon ortaya konulmadığı sürece, yeni bir partinin eski tartışmaların gölgesinden kurtulması kolay olmayacaktır.
Türkiye'de geçmişten gelen siyasi hafıza nedeniyle CHP ismine mesafeli duran önemli bir seçmen kitlesi bulunuyor. Bu algı dikkate alınmadan oluşturulacak bir siyasi hareketin geniş toplum kesimlerine ulaşması oldukça güç olacaktır.
Ancak mesele sadece geçmişten uzaklaşmak da değildir. Asıl önemli olan; çözüm üreten, güven veren, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan ve kutuplaşmayı değil ortak aklı önceleyen bir siyaset anlayışını hayata geçirebilmektir.
Demokrasilerde güçlü bir iktidar kadar güçlü ve yapıcı bir muhalefet de vazgeçilmezdir. Türkiye'nin ihtiyacı, öfkeyle değil akılla siyaset yapan; ayrıştıran değil birleştiren siyasi hareketlerdir.
Tebrikler İspanya
Dünya Kupası finalinde İspanya, ortaya koyduğu üstün futbolla Arjantin'i 1-0 mağlup ederek kupaya uzandı. Ancak final gecesi yalnızca futbol konuşulmadı. Sahadaki mücadele kadar, tribünlerin ve sosyal medyanın gündemini siyasi tartışmalar da belirledi.
Son dönemde Filistin konusunda ortaya koyduğu tutum nedeniyle İspanya'nın birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de sempati kazandığı görülüyor. Final günü çok sayıda futbolseverin İspanya'yı desteklemesinde bunun önemli bir etkisi olduğu söylenebilir.
Diğer taraftan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Arjantin'e destek verdiği yönündeki açıklamalar ve Lionel Messi'nin geçmişte İsrail'e ilişkin verdiği mesajlar, karşılaşmayı bazı çevrelerin gözünde futbolun ötesine taşıdı. Böylece final, sembolik olarak Filistin-İsrail ekseninde de yorumlandı.
Elbette tek bir futbol maçının sonucundan siyasi sonuçlar çıkarmak doğru değildir. Ancak günümüz dünyasında spor ile siyasetin tamamen birbirinden bağımsız olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Toplumların vicdani refleksleri artık uluslararası spor organizasyonlarına da yansıyor. İnsanlar yalnızca takımların performansına değil, ülkelerin ve sporcuların sergiledikleri duruşa da dikkat ediyor. İspanya-Arjantin finali bunun son örneklerinden biri oldu.
Dünya kamuoyu artık mazlumun yanında durma konusunda geçmişe göre çok daha duyarlı. Bu gerçeği hem siyasetçilerin hem de uluslararası kurumların doğru okuması gerekiyor.
Siz kimin 'Sözcü'süsünüz?
Sözcü Gazetesi, Dünya Kupası finalinin devre arasında gerçekleştirilen gösterinin TRT tarafından yayınlanmamasını eleştirdi. Oysa kamu yayıncılığı yapan bir kurumun, kendi yayın ilkeleri doğrultusunda karar vermesi son derece doğaldır.
Gösteriyi yurt dışında izleme imkânı bulan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, bana göre sahnede müzikten çok LGBT temalı görseller ve cinselliğin ön plana çıkarıldığı bir anlayış hâkimdi. Bu nedenle TRT'nin gösteriyi yayınlamama kararını doğru buluyorum.
Asıl dikkat çekici olan ise Sözcü Gazetesi'nin bu konuda takındığı tavırdır. Toplumun önemli bir kesimi aile yapısının, kültürel değerlerin ve toplumsal hassasiyetlerin korunmasını isterken, gazetenin eleştirisi kamu yararından çok ideolojik bir yaklaşım izlenimi vermektedir.
TRT bir kamu kuruluşudur. Dolayısıyla toplumun hassasiyetlerini gözeterek yayın politikası belirlemesi eleştirilecek değil, doğal karşılanacak bir durumdur. Her kurum kendi yayın ilkeleri çerçevesinde hareket etme hakkına sahiptir. TRT yönetiminin bu tercihini destekliyor ve kamu yayıncılığı sorumluluğu açısından isabetli buluyorum.
AHBAP olayı
Bir evi hırsızlardan korumak istiyorsanız yalnızca kapıyı kilitlemeniz yetmez. Açık bırakılan her pencere yeni bir risk oluşturur. Hatta hırsız evin içindeyse, asıl mesele onun dışarı çıkmasına ve rahatça hareket etmesine engel olmaktır.
Son günlerde AHBAP ile ilgili kamuoyuna yansıyan iddialar da bana bu örneği hatırlatıyor. İddialara göre içeride bulunan kişi uzun süre rahatça hareket etmiş; alışveriş yapmış, kumar oynamış, çeşitli işlemler gerçekleştirmiş ve sonunda güvenlik güçlerinin takibi sonucu yakalanmıştır. Eğer bu iddialar doğruysa, artık hesap verme zamanı gelmiştir.
Ancak bu olayın asıl öğrettiği ders bundan çok daha büyüktür.
Türkiye, yardımseverliğiyle öne çıkan bir toplumdur. İnsanlarımız zor günlerde büyük fedakârlık göstererek bağış yapıyor, dayanışma sergiliyor. Fakat iyi niyet tek başına yeterli değildir. Yardım kuruluşlarının da en az bağışçılar kadar şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir olması gerekir.
Çünkü güven, yardım faaliyetlerinin temelidir. Şeffaflığın olmadığı yerde soru işaretleri büyür; soru işaretlerinin büyüdüğü yerde ise toplumun yardım etme isteği zarar görür. Bu nedenle yaşanan her olay, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal güven açısından da dikkatle değerlendirilmelidir.