Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
23°
Ara

Abartımız kronikleşti!

YAYINLAMA:
Abartımız kronikleşti!

Hayatı kolaylaştırdık, yaşamayı zorlaştırdık.

Her dönemin bir mübalağası vardı elbette.
İnsanlık tarihi biraz da hikâyeleri büyütmenin, olayları süslemenin ve gerçekleri biraz daha gösterişli anlatmanın tarihidir.

Ancak kabul edelim ki biz bu konuda çıtayı epey yükselttik.
Hatta öyle ki mübalağayı bir anlatım sanatı olmaktan çıkarıp yaşam biçimine dönüştürmeyi başardık.

Eskiden insanlar sahip olduklarıyla övünürdü. Şimdi sahip olmadıklarıyla yarışıyor.

Abartımız kronikleşti.
Mesela;
Bir zamanlar bu topraklarda kahve, sadece kahveydi.
Bugün ise kahve içmek başlı başına bir uzmanlık alanı.

Eskiden nohuttan yapılan kahveden, bugün kökeni bilinmeyen hiçbir şeyi kabul etmediğimiz bir seçicilik ve abartı kültürüne geldik.

Bir kahve siparişi verirken kullandığımız terimlerin yarısını dedelerimiz duysa, kahve içmeye değil yabancı dil kursuna geldiğimizi düşünürdü. Grande, latte, cold brew, flat white derken kahve içmekten çok tercümanlık yapıyoruz.

Kahvenin hangi ülkede yetiştiğini, hangi rakımda toplandığını, hangi yöntemle kavrulduğunu biliyoruz. İyiyiz bu konuda bence...
Ama gel gör ki yabancılaşmamız da kroniklesti aynı apartmanda oturan komşumuzun kim olduğunu bilmiyoruz.

Bir zamanlar yaz meyvesi yazın, kış sebzesi kışın yenirdi. Şimdi her mevsimde her şeyi bulabiliyoruz ama alamıyoruz.Çocukluğumuzda bahçeden koparıp yediğimiz o sebze meyveler için bugün "organik ürün" olan etiketi arıyoruz. Üstelik onu almak için toprağa değil, telefon tuşlarına dokunuyoruz. İki tuşla sipariş veriyor, daha fazla para ödüyor, sonra da hareketsiz yaşamın zararlarını anlatan videolar izliyoruz.

Sağlık konusunda da farklı değiliz.
Bir zamanlar insanlar önce doktora giderdi. Şimdi en ufak bir şeyde önce yapay zeka pititi doktoruna gidiyoruz.Baş ağrısıyla başlayan araştırma, nadir görülen üç hastalık ve iki sendromla sonuçlanıyor.Henüz muayene olmadan endişelenmeyi mükemmel ölçüde başarıyoruz.Bilgiye ulaşmak kolaylaştı.Sakin kalmak ve doğru doktora zorlaştı.

Teknolojiye bakalım...
Yapay zekâ çıktı.
Kimine göre insanlığın sonu.
Kimine göre insanlığın kurtuluşu.
Oysa tarih boyunca matbaa da korkutmuştu, radyo da, televizyon da, internet de...
Değişen teknoloji değil, ona yüklediğimiz anlamın dozu oldu.
Bir zamanlar annelerimiz "Git biraz hava al, kafan dağılsın" derdi.
Şimdi aynı tavsiyeyi yapay zekâdan alınca daha çok ikna oluyoruz.
Derdimizi anlatıyor, ne cevap vereceğimizi soruyor, hatta bazen bizi anlamasını bekliyoruz.
Belki bunda yanlış bir şey yok.
Ama insanın aklına şu soru geliyor:
Bunca iletişim aracına rağmen birbirimizi dinlemeyi neden bu kadar zorlaştırdık?

İnsan ilişkilerinde de durum farklı değil.
Bir arkadaşlık ya kusursuz olacak ya da bitecek.
Bir fikir ya mükemmel olacak ya da çöpe atılacak.
Bir insan ya kahraman ilan edilecek ya da tamamen gözden çıkarılacak.
Ara tonlara tahammülümüz kalmadı.
Oysa hayatın kendisi ara tonlardan oluşur.

Ahi geleneğinde ölçü vardı.
Mevlânâ'da denge vardı.
Yunus Emre'de sadelik vardı.
Bugün ise her şey daha hızlı, daha yüksek, daha gösterişli olmak zorunda.
Daha başarılı.
Daha mutlu.
Daha fit.
Daha güçlü.
Daha...

Ama nedense daha huzurlu değil.
Belki de çağımızın en büyük sorunu bilgi eksikliği değil.
Ölçü eksikliği.
Çünkü artık insan olmak, sadece yaşamak değil; sürekli bir şeyleri ispatlamaya çalışmak haline geldi.

Eskiden düşünce gölgede bile olsa bir yaşamdı. Şimdi ise düşünmek bile yük, tembellik ise alışkanlık oldu; tuşlar arasında yorulan bedenler ve mutsuz, tahammülsüz ruhların skorlarını izler hale geldik.

Belki de; yeniden öğrenmemiz gereken şey yeni teknolojiler değil, eski bir erdemdir; kararında yaşamaktır. Dengeyi tüm yaşam evrelerine, davranışa ve sahip olmamız gereken tahammüle taşımaya başlamak lazım belki de....

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *