Bayram Mononşu
O zamanlar sıkılsam da şimdi iyi ki ve ne büyük nimetmiş diyorum. 1990’lı yıllarda Gültepe’de 6 katlı bir aile apartmanında büyüyen, sokaktan içeri girmeyen, yağ satarım bal satarımla büyümüş, o kadar mahalle voleybolu oynamamıza rağmen boyu hep aynı kalmış, yetişkinlik yaşamımda çok faydasını göreceğim semt kültüründen nasibini almış bir kız çocuğuydum.
Yıllarca yaşadığımız Sağdıç’lar Apartmanı’nda arkamı sağlama alacağım birileri mutlaka olurdu.
Bazen annemin söylenmelerinden kaçar hemen alt kata teyzeme koşardım. Teyzem eğer o devasa müzik setinden son ses Ahmet Kaya açtıysa işler yolunda değil demekti. Çocuk aklımla bunu anlardım ve yanağına bir öpücük kondurur ‘kafama sıkmadan’ giderdim. Yalnız bırakmak gerekirdi ve bu sanki aramızda sözsüz bir anlaşmaydı.
***
Bana kapı çoktu. Bir iki kat daha tırmanır, anneannemle dedeme koşardım. Rahmetli anneannemde ‘Aç mısın, tok musun’ diye soru sorma alışkanlığı yoktu. Eğer evine girdiysen mutlaka önüne bir tabak yemek gelirdi. ‘Haydi ye mononşu’ derdi (mononşu derken ne kastederdi hala hiç bilmiyorum) ve sırtımı okşaya okşaya karnımı doyururdu.
Ardından kilitli cam büfesinden ya para, ya kıymetli bir çikolata çıkarır “En sevdiğim torunum sensin. Sen bir …. iki.” diye yine karasız kalırdı ama olsun.
İkram faslından sonra “Hep yıldızın düşük, gözlerinden belli. Nazara geliyorsun sen. Hemen okuyayım seni” der; dedemin kızgın bakışları eşliğinde karşısına oturttururdu.
Okuma yazması olmamasına rağmen ezberden okuduğu sayısız duayı bir çırpıda yüzüme okur seremoni benim gökyüzüne bakmam ve anneannemin yüzüme ‘amin’ deyip tükürük saçmasıyla son bulurdu.
Arkada dedemin “Hanife artık bırak bu sofu işlerini. Günah diye bakmadığın televizyonda bak neler oluyor. Haydi Hanife, at şu kara çarşafını üzerinden, aç gözünü” tartışması başladığı an hemen bir üst kata fırlama zamanımın geldiğini anlardım.
*****
Ben ve anneannemin en sevdiği ayrıcalıklı torunu kuzenimle birlikte gülüşme saatlerimiz başlardı. Şimdi o konuşmalarımız mazi olsa da; o gün de maziyi konuşurduk. Eski bayramları.. Şeker toplayacağız diye annelerimizden yediğimiz sopayı.
****
Sahi oradan devam edelim mi? Hazır bayram…
Üç kız kuzenim ve kız kardeşimle birlikte bir bayram sabahı ellerimizde poşetlerle mahalle turuna çıkmıştık. Her bayram olduğu gibi şeker, harçlık toplayıp, çoraplarımızı kaçırıp, top oynama uğruna yeni ayakkabılarımızın burunlarını aşındırıp eve dönecektik.
Niyetimiz böyleydi.
Beş kız o sokak senin bu sokak benim derken biraz fazla gitmişiz. Bilmediğimiz sokaklarda tanımadığımız evlerin kapısını çalarken bulduk kendimizi.
Hava kararmış. Ellerimizle poşet poşet rengarenk bayram şekerleri. Ceplerimiz para dolu. Bizden mutlusu yok.
Ama filmin sonu çok mutlu bitmedi.
****
Evimizin yokuşundan inerken ne kadar geç kaldığımızı yokuşun sonunda annelerimizi yere çökmüş ağlarken fark edebildik.
Kaçırıldığımızı düşünmüşler. İyi de beşimizi birden mi? Düşünmesi bile saçma değil miydi? Annem ve yengem neden ağlıyordu?
Önce bütün aile halkı ağlayarak boynumuza sarıldılar.
Biri “Ah yavrum neredeydiniz” diye sızlanıyor; diğeri “Kaçırdılar sandık” diye ellerini gökyüzüne kaldırıp şükrediyor.
Ortam gayet güzeldi ama yengem ve annem beşimize birden sopa atarak bu kaliteli ortamı bozmuştu.
Hem sonsuz sevilip hem sonsuz terlik yiyerek bir bayram gününü kapatmıştık.
****
Hani hep diyoruz ya “Eskiler güzeldi. Tehlike yoktu” diye. Şimdi bir bayram günü yaşanan ve bugün kırklı yaşlarımızda bile hala anımsayıp güldüğümüz bu olayı düşününce şöyle diyorum: Tehlike hep vardı ki büyüklerimiz o zamanlarda da tedirgindi. Fakat o günlerde kötü olaylar çok olmaz, olsa da duyulmaz, kötü emsal olmazdı.
Şimdi kötülükler duyuldukça dozu daha çok artıyor.
Biz bayram şekeri toplayacağız diye annelerimizden terlik yiyen çocuklardık.
Bugün annelik konusunda annelerimizden daha şerbetli hale geldiğimiz kesin.
Ama aklımız hala Gültepe’nin dar sokaklarında şeker toplayan küçük kız çocukları gibi olamaz mı?
Sevdiğimiz şeyleri yapmak, sevmek uğruna yediğimiz dayaklar hep öyle kalsaydı keşke..
İçimizdeki bayram çocuğu hiç büyümesin.
Tüm kötülüklere rağmen.
Mutlu bayramlar..