Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
9°
Ara

İlber Ortaylı ve kişniş otu

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
İlber Ortaylı ve kişniş otu

Dünya kişniş otu konusunda tuhaf biçimde ikiye ayrılır. Kişnişi sevenler ve ondan nefret edenler. Kişniş severler onu tazeliğin, ferahlığın ve aromanın zirvesi olarak görür. Bir avuç yaprakla yemeğin tadının değiştiğine, mutfağa Akdeniz’den Orta Asya’ya uzanan bir koku kattığına inanırlar. Onlara göre kişniş adeta mutfağın baş tacıdır.

Sevmeyenler için ise durum bambaşkadır. Aynı bitki onlara sabun tadı gibi gelir, keskin kokusuyla yemeği mahveder. Bu yüzden kişniş konusunda “biraz severim” gibi ara bir kategori yoktur. Ya tutkuyla sevilir ya da kesin bir nefretle reddedilir.

Bazı popüler isimler de neredeyse kişniş otu gibi bir kader yaşar. İlber Ortaylı bunlardan biridir. Türkiye ölçeğinde o da kişniş otu gibidir ya çok sevilir ya da sert biçimde eleştirilir. Arası pek yoktur.

Sevenleri onu olağanüstü hafızası, geniş tarih bilgisi, çok sayıda dil bilmesi ve akademik üretkenliği nedeniyle över. Osmanlı tarihini popülerleştiren, gençlere tarih merakı aşılayan bir figür olarak görürler. Televizyon programlarındaki akıcı anlatımı ve esprili üslubu da bu sempatiyi artırır.

Eleştirenler ise bambaşka bir tablo çizer. Onlara göre Ortaylı’nın üslubu çoğu zaman elitisttir. Etnosantrik bir bakış açısına sahiptir ve sınıfsal olarak da sıradan insanlara karşı mesafeli hatta küçümseyici bir dil kullanır. Popüler tarih anlatısında otoriter bir “hoca figürü” üretmesi de sıkça eleştirilen yönler arasındadır.

Biyografisine bakıldığında Ortaylı’nın ailesi de oldukça çalkantılı bir tarihsel arka plana sahiptir. Babası Kırım kökenlidir. Kimilerine göre Sovyet dönemindeki baskılar ve Stalin’in sürgün politikaları nedeniyle, kimilerine göre ise Kırımlı Müslümanların Nazilerle iş birliği yapması nedeniyle ailesi Sovyet coğrafyasından ayrılmak zorunda kalmıştır. Ortaylı da 1947’de Avusturya’da, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Daha sonra aile Türkiye’ye yerleşir ve Ortaylı’nın akademik hayatı burada şekillenir.

Bu tür göç hikayeleri çoğu zaman ailelerin politik hafızasını da belirler. İster sürgün deyin isterse kaçış, göç deneyimi pek çok diaspora ailesinde güçlü anti-Sovyet, dolayısıyla anti-sol duyguların oluşmasına yol açmıştır. Ortaylı’nın düşünsel dünyasında da bu tarihsel arka planın izleri zaman zaman kendini göstermektedir.

Ortaylı’nın bazı politik yorumları da hararetli tartışmalara yol açmıştır. Söz gelimi Uygurların Çin'den getirilip Fırat-Dicle havzasına yerleştirilmesi fikrini dile getirdiğinde kamuoyunda ciddi bir tepki oluşmuştu. Tartışma çoğu zaman “Uygurlar Türkiye’ye mi gelecek?” gibi dar bir çerçevede ele alındı. Oysa mesele bundan çok daha derindir ve Uygurlar açısından oldukça trajik bir boyut taşır. Bir halkın kendi tarihsel coğrafyasından koparılması fikri, ister iyi niyetli bir öneri olarak sunulsun ister jeopolitik bir çözüm olarak düşünülmüş olsun, tarih boyunca ağır sonuçlar doğurmuş bir pratiktir. Tehcir, sürgün ve zorunlu göç modern tarihin en acı sayfalarından bazılarını oluşturur.

Üzerinde uzlaşılmayan bir diğer konu da Ortaylı’nın entelektüel olup olmadığı meselesidir. Sevenleri için Ortaylı tam anlamıyla bir entelektüeldir çünkü yedi (7) dil bilmekte ve çok okuyup çokça da yazmaktadır. Sevmeyenler içinse çok dil bilmek, çok kitap okumak ve yazmak birini otomatik olarak “entelektüel” yapmaz. Onlara göre bilgi birikimi ve akademik üretim elbette önemlidir, fakat entelektüellik yalnızca bilgi miktarıyla ölçülen bir özellik değildir. Entelektüel aynı zamanda eleştirel düşünme kapasitesine sahip, iktidara ve yerleşik kabullere mesafe koyabilen, etik sorumluluk duygusu taşıyan bir figür olarak düşünülür. Yani mesele yalnızca ne kadar bildiğiniz değil, o bilgiyle nasıl düşündüğünüz ve o bilgi doğrultusunda nasıl bir tavır aldığınızdır.

Bu yüzden İlber Ortaylı tartışması aslında tek bir kişiden ziyade daha büyük ve derin bir meseleyi görünür kılmaktadır: “Entelektüel” dediğimiz şey tam olarak nedir?

Kişniş otu benzetmesini o yüzden yaptım. Bazı insanlar güçlü aromalar taşır ve onları sevenler tutkuyla sever, sevmeyenler ise aynı ölçüde uzak durur. İlber Ortaylı da Türkiye’nin akademik ve popüler sahnesinde tam olarak böyle bir figürdür. Bir kesim için vazgeçilmez bir tat, başka bir kesim için ise fazlasıyla keskin ve itici bir aroma gibidir.

Benim fikrimi merak ediyorsanız hemen söyleyeyim, ben kişniş sevenlerdenim ama pişmiş olması kaydıyla. Yani çiğ yiyemem ve bu konuda yalnız da değilim. Evet, kişniş sevenler de kendi içlerinde iki gruba ayrılıyor. Bir grup kişnişi ister çiğ ister pişmiş olsun her haliyle severken, benim de dahil olduğum ikinci grup sadece pişmiş olarak sever. Hiç unutmam bir gün maydanoz zannedip yanlışlıkla salataya koymuştum ve ilk lokmadan sonra tüm salatayı çöpe atmak zorunda kalmıştım. Ama pişmiş haline bayılırım. Hele çorbalara ne güzel yakışır. Zaten bu yüzden benim memleketimdeki adı “aş otu”dur. Hangi çorbaya koyarsanız koyun bence inanılmaz bir lezzet katar. Aynı şekilde et yemeklerine, tam pişmek üzereyken eklenen bir iki yaprak kişniş de tadına doyulmaz bir aroma verir. Elbette sırf ben seviyorum diye kişnişten nefret edenlere cephe alacak ya da onlara zorla kişniş yedirecek değilim. Bu tamamen damak tadıyla ilgili bir mesele. Pardon, kendimi kişnişe kaptırdım İlber hocayı unuttum. Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun, daha fazla ne diyebilirim ki…

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *