“Adalet ve bilinç; insanlığın binlerce yıllık sınavı...”

İnsanların utanması gereken şeylerle bugünlerde gurur duyulmakta.
Çünkü alkışlar yanlışların üstünde yükseliyor.
Hesap vermeyenler bunu bir erdem sanıyor.
Şunu asla unutmayalım ki; doğru her zaman yalnızdır.
Gücü, parayı ve kariyeri bulan hem kendini hem de geldiği yeri unutuyor.
Bu kirlenmişliğin, bu bozulmuşluğun sebebi; insanlığın binlerce yıl öncesinde başlayan, avcı toplumundan yani göçebe hayattan yerleşik düzene geçtiği, kendi yaşam alanının sınırlarını çizmeye başladığı andır. İşte o an insanlığın savaşları başlamıştır.
Sahiplenme duygusu geliştikçe bencillik artmış, toprak hırsı büyüdükçe açgözlülük ve kibir ortaya çıkmıştır.
Kendini herkesten güçlü görenler, daha güçlü olmanın yollarını aramış; kabilelerini toplayıp daha zayıf kabilelere saldırmış, onların topraklarını, yiyeceklerini, her şeylerini gasp etmişlerdir. Hem de hunharca, zalimce, vurarak, kırarak, öldürerek yapmışlardır.
Üstelik bu binlerce yıl öncesinde başlamıştır.
Kimi firavun olmuş, kimi kral, kimi padişah… Bu düzen günümüzün yakın tarihine kadar böyle sürüp gelmiştir.
Şimdi ise modern dünyada bu insanlar daha rafine bir şekilde “demokrasi, özgürlük, refah, adalet” diyerek karşımıza çıkıyorlar. Ama aynı açgözlülük, aynı acımasızlık, aynı kibir, aynı adaletsizlik devam ediyor.
Bugün karşımıza siyasetçi ya da çok zengin iş insanları olarak çıkmaktalar.
Bu tip insanlar, yetkiyi eline geçirene kadar herkesin duymak istediği, görmek istediği her şeyi –inanmasa bile– söyleyerek başa geliyor; sonra da bildiklerini yapmaya devam ediyorlar.
Bu tabloyu böyle okur ve bu bilinçle değerlendirirsek çözüm aslında çok da zor değildir.
Çözüm:
Yaşadığın toplum içinde çalmayacaksın, rüşvet yemeyeceksin, yalan söylemeyeceksin.
Ahlaklı ve namuslu olacaksın.
Herkese karşı adil olacaksın.
Hiç kimsenin hakkını yemeyeceksin.
Eğer bilinçsiz, eğitimsiz, sorumsuz ve vurdumduymaz olursak; şu ana kadar yaşadığımız tüm adaletsizlikleri bir yüz yıl daha yaşarız. Ama bunun tam tersi olursa Avrupa vatandaşı gibi oluruz.
Dünyadaki ülkeleri iyi analiz edersek; bilinçli ve adil yönetilen ülkeler, demokrasiyi ve adaleti benimsemiş ülkeler, her anlamda güçlüdür ve tercih edilen ülkelerdir.
Adaletsiz ve vurdumduymaz yönetilen ülkelerin insanları ise bu ülkelere göçmen ya da kaçak olarak gitmeye çalışmaktadır. Ölümü göze alarak bu ülkelere sığınmak istemektedir.
Neden?
Çünkü orada “çalıyor ama çalışıyor da” denmiyor.
“Benim fikrime hitap ediyor, kötü de olsa benim adamım” denmiyor.
Dinle aldatamıyorlar.
Yani toplum bilinçli olmadıkça, biz bilinçli olmadıkça; on binlerce yıl öncesinde olduğu gibi yine birileri öne geçer, “Gel arkamdan” der, sen de sorgulamadan gidersin. Ama sonunda kaybeden sen olursun.
Hiçbir siyasetçiyi iki dönemden fazla görevde tutma, değiştir.
Tutarsan hem o kişiye hem de ülkeye zarar verirsin.
Değişmekten korkma.
Değişim her zaman insanoğluna iyi gelir.
Aklınızı açık tutun!