‘Demokrasi ve Millî Birlik’ gününde ayrımcılık Türkiye’ye yakışmıyor!
15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü…
Adı üzerinde: Demokrasi ve Millî Birlik.
Peki, böylesine önemli bir günde kamu kurumlarının, kamuya ait ya da kamu etkisinin güçlü olduğu kuruluşların reklam ve ilan politikalarında da aynı “birlik” anlayışını görmemiz gerekmez mi?
Ne yazık ki ortaya çıkan tablo, en azından basın açısından, ciddi biçimde tartışılmalıdır.
15 Temmuz dolayısıyla birçok devlet kuruluşunun, bankanın, hava yolu şirketinin, iletişim ve telekomünikasyon sektöründeki büyük kuruluşların gazetelere verdiği ilanlara baktığımızda, reklamların önemli ölçüde iktidara yakınlığıyla bilinen yayın organlarında yoğunlaştığı görülüyor.
Muhalif, bağımsız ya da eleştirel yayın yapan gazeteler?
Yerel basın?
Anadolu’nun dört bir yanında yıllardır ayakta kalmaya çalışan gazeteler?
Onlar yine büyük ölçüde yok sayılıyor.
KAMUNUN PARASIYLA BASINI AYIRMAK KABUL EDİLEMEZ
Burada mesele, bir gazetenin siyasi çizgisini beğenip beğenmemek değildir.
Mesele şudur:
Kamu kaynakları, siyasi yakınlığa göre dağıtılmamalıdır.
Eğer bir kurumun reklam bütçesi kamu kaynaklarından oluşuyorsa ya da kamu gücüyle doğrudan bağlantılıysa, bu bütçenin dağıtımında objektif, şeffaf ve ölçülebilir kriterler bulunmalıdır.
Tiraj dersiniz…
Erişim dersiniz…
Okur sayısı dersiniz…
Bölgesel etki dersiniz…
Dijital görünürlük dersiniz…
Ama “bizden olan gazete, bizden olmayan gazete” anlayışıyla hareket edemezsiniz.
Çünkü kamu kurumu, bir siyasi partinin reklam ajansı değildir.
Kamu bütçesi de herhangi bir siyasi görüşün ödüllendirme fonu değildir.
PEKİ YEREL YÖNETİMLERE NE DEMELİ?
Asıl eleştirim ise yerel yönetimlere…
Belediye başkanları her fırsatta “yerel demokrasi” diyor.
“Katılımcılık” diyor.
“Çoğulculuk” diyor.
“Özgür basın” diyor.
Peki yerel basın can çekişirken neredesiniz?
Bir ilçenin sesini duyuran, o ilçenin sorunlarını gündeme taşıyan, belediye meclisini takip eden, sokaktaki vatandaşın derdini yazan, gerektiğinde belediye başkanını da eleştiren yerel gazeteler ekonomik olarak ayakta kalmakta zorlanıyor.
Kâğıt pahalı.
Baskı pahalı.
Dağıtım pahalı.
Personel maliyetleri ağır.
Vergi var.
SGK var.
Kira var.
Ama yerel yönetimler reklam ve tanıtım bütçelerini dağıtırken yerel basını çoğu zaman görmezden geliyor.
Sonra da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde mesaj yayımlıyorlar:
“Özgür basın demokrasinin vazgeçilmezidir.”
Söz güzel.Peki icraat nerede?
SADECE SİZİ ÖVEN BASIN MI BASINDIR?
Yerel yönetimlerin önemli bir bölümü de ne yazık ki kendilerini eleştiren gazeteleri dışlama eğiliminde.
İyi yazarsan varsın.
Översen varsın.
Eleştirirsen yoksun.
Bu anlayış gazeteciliğe değil, biat kültürüne hizmet eder.
Bir belediye başkanı yalnızca kendisini öven gazeteye reklam veriyor, eleştiren gazeteyi ekonomik olarak cezalandırmaya çalışıyorsa bunun adı reklam bütçesi üzerinden basını hizaya sokmaya çalışmaktır.
Demokrasi, sizi alkışlayan gazeteciyi sevmek değildir.
Demokrasi, sizi eleştiren gazetecinin de yaşama ve yayın yapma hakkını savunabilmektir.
YEREL BASIN YOK OLURSA KİM KAZANACAK?
Bugün Türkiye’de yerel basın tarihinin en ağır ekonomik dönemlerinden birini yaşıyor.
Gazeteler kapanıyor.
Çalışan sayıları azalıyor.
Muhabirler işsiz kalıyor.
On yılların yayın kuruluşları birer birer ortadan kalkıyor.
Peki bir ilçede yerel gazete kalmazsa ne olur?
Belediye meclisini kim takip edecek?
İmar kararlarını kim sorgulayacak?
Vatandaşın sesini kim duyuracak?
Yerel yöneticilere kim soru soracak?
Yerel basını yok etmek, aslında yerel demokrasinin hafızasını ve denetim mekanizmasını yok etmektir.
Bugün “Beni eleştiriyor, bırakın kapansın” diye düşünen bir belediye başkanı, yarın kendi hakkını savunacak bağımsız bir yayın organı bulamayacaktır.
15 TEMMUZ’UN RUHU AYRIMCILIK DEĞİLSE…
15 Temmuz’un adı “Demokrasi ve Millî Birlik Günü” ise, o gün verilen ilanlarda da en azından adalet, çoğulculuk ve birlik anlayışı hâkim olmalıdır.
Demokrasi sadece meydanlarda konuşmakla olmaz.
Millî birlik sadece afişlere yazılmaz.
Demokrasi; farklı seslerin yaşayabilmesidir.
Millî birlik; kamu kaynaklarının yalnızca “bizden olanlara” dağıtılmamasıdır.
Basın özgürlüğü ise yalnızca iktidarı destekleyen gazetelerin özgürlüğü değildir.
İktidarı eleştirenin de…
Muhalefeti eleştirenin de…
Belediye başkanına soru soranın da…
Yerelde halkın hakkını savunanın da özgürlüğüdür.
Buradan hem merkezi yönetime hem kamu kuruluşlarına hem de özellikle yerel yönetimlere açıkça sesleniyorum:
Yerel basını yok saymayın.
Kamu kaynaklarını siyasi yakınlığa göre dağıtmayın.
Reklamı ödül, reklam vermemeyi ceza olarak kullanmayın.
Çünkü bugün görmezden geldiğiniz yerel basın, yarın tamamen ortadan kalkabilir.
Ve o gün geldiğinde kaybeden sadece gazeteciler olmayacak.
Kaybeden demokrasi olacak.
15 Temmuz’da “Demokrasi ve Millî Birlik” diyorsak, önce demokrasinin en temel unsurlarından biri olan özgür, çoğulcu ve güçlü bir basının yaşamasına izin vermeliyiz.
Hem de sadece bizi alkışlayan basını değil, bizi eleştiren basını da yaşatmalıyız.