CANAN İSPİR
Alzheimer hastalığında ilaç dışı tedavi seçenekleri, son yıllarda bilim dünyasının en dikkat çekici başlıkları arasında yer almaya başladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, özellikle nöromodülasyon yöntemlerinin, Alzheimer ve diğer demans türlerinde tamamlayıcı tedavi seçeneği olarak giderek daha fazla öne çıktığını belirtti. Dr. Şalçini, mevcut ilaç tedavilerinin hastalığın ilerleyişini tamamen durduramadığını, bu nedenle yeni ve destekleyici yöntemlere olan ihtiyacın arttığını ifade etti.
İlaçlar semptomları hafifletiyor
Alzheimer hastalığının küresel ölçekte giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geldiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, mevcut farmakolojik tedavilerin etkisinin sınırlı olduğunu söyledi. Dr. Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi. Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatabildiğini ancak uzun vadede nihai tabloyu belirgin şekilde değiştirmediğini vurgulayan Şalçini, anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmaların umut verse de yan etkiler, maliyet etkinliği ve onay süreçleri nedeniyle henüz yaygın klinik kullanıma girmediğini belirtti.
Nöromodülasyon tedavileri dikkat çekiyor
İlaç dışı yöntemlere olan ihtiyacın giderek arttığını dile getiren Dr. Şalçini, bu noktada özellikle nöromodülasyon tekniklerinin öne çıktığını söyledi. Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi.
Bağlantı hastalığı
Alzheimer’ın artık yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir hastalık olarak görülmediğini belirten Dr. Şalçini, bozulmuş beyin bağlantılarının da hastalığın temel unsurlarından biri olarak öne çıktığını ifade etti. Şalçini, “Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.” diye konuştu.
Daha yaygın kullanılıyor
Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını aktaran Dr. Celal Şalçini, Alzheimer tedavisinde non-invaziv yöntemlerin daha fazla öne çıktığını söyledi. İnvaziv yöntemlerden derin beyin stimülasyonunun hareket bozukluklarında etkili sonuçlar verdiğini ancak Alzheimer’da sınırlı fayda gösterdiğini belirten Şalçini, benzer şekilde vagal sinir stimülasyonunun da henüz klinik uygulamada yer bulamadığını ifade etti.
En yaygın yöntemlerden biri
Non-invaziv yöntemler arasında en yaygın kullanılan tekniklerden birinin tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım olduğunu belirten Dr. Şalçini, bu yöntemin özellikle bilişsel işlevleri destekleyebildiğini söyledi. Şalçini, “rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” dedi.
Sınırlı veri bulunuyor
Bir diğer yöntemin transkraniyal doğru akım stimülasyonu olduğunu belirten Şalçini, bu tekniğin düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktardı. Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi düşük olan bu yöntemin özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşme sağlayabildiğini belirten Şalçini, alternatif akım kullanan tACS yönteminin ise özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedeflediğini, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunduğunu söyledi.
Yöntemler umut vadediyor
Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, transkraniyal pulse stimülasyonunun kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyardığını ve nöroplastisiteyi artırabildiğini söyledi. Şalçini, “Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar.” dedi. Fotobiyomodülasyon yönteminin ise yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirdiğini ve oksidatif stresi azalttığını belirten Şalçini, bu sayede nöronal metabolizmanın desteklendiğini ve nörodejeneratif sürecin yavaşlatılabileceğini söyledi.
Frekanslı tedavi yöntemi
Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın gama frekanslı, yani 40 Hz nöromodülasyon olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, bu yöntemin özellikle mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti. Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi.
Kişiye özel tedavi
Demans tedavisinde tek bir standart protokol bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planının kişiye özel hazırlanması gerektiğini söyledi. Şalçini, “Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir.” ifadelerini kullandı.
Tedaviler gelişim aşamasında
Dr. Celal Şalçini, tüm bu yöntemlerin Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden tamamlayıcı tedaviler olduğunu ancak halen gelişim aşamasında bulunduğunu vurguladı. Şalçini, “Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.” diyerek değerlendirmesini tamamladı.