Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Hafif yağmur
11°
Ara
Damga Röportaj Gençlerin yaşamaya hakkı var

Gençlerin yaşamaya hakkı var

Tay Sürücü Kursları Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Karatay Damga'ya Türkiye'de yaşanan ekonomik sorunlar, istihdam konusunda çözüm önerileri, gençlerin yeniden iş hayatında büyük rol oynamaları için alınması gereken tedbirler konusunda açıklamalarda bulundu. Karatay, “Önce kendi ülkemizde yaşama sevincimizin kırılmaması lazım. Gençlikte bu kalmadı ve onların yaşamaya hakkı var” diye konuştu

Okunma Süresi: 10 dk

Tay Sürücü Kursları Yönetim Kurulu Başkanı, İş İnsanı ve Siyasetçi Veysel Karatay enflasyon,  küçük  ve orta ölçekli işletmelerin ayakta kalabilmek adına karşılaştıkları güçlükler ve ekonomi üzerine daha bir çok konuda Damga'ya özel önemli açıklamalarda bulundu.

Şu anda Türkiye ekonomisinin genel gidişatını nasıl görüyorsunuz, nasıl yorumluyorsunuz? Özellikle önümüzdeki altı ay içerisinde sizi en çok endişelendiren ve umutlandıran başlıklar neler?

Şimdi dünyaya baktığınız zaman, ülkeye baktığınız zaman, yaşanan savaşlara baktığınız zaman, ülkemizin ekonomisi şu an çok da bize gelecek vaat etmiyor. Yani insanlarımız şu an kaygılı. Yatırım yapmak isteyen insanlar düşünüyor. İş insanlarımız zaman zaman ülkeyi terk edip başka işte ülkelere yatırım yapmaya gidiyor. Biraz bu bizi kaygılandırıyor. Ne olur, ne olmaz, ben altı ay içerisinde de çok büyük bir değişiklik olacağını düşünmüyorum.  Ülkede bir enflasyon belası var.
Onu çözmeye çalışırken gıda firmalarının etiketleriyle uğraşıyoruz. Şimdi bu ortamda biz istikrar yakalama şansımızın olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla ekonomi yönetiminin daha radikal kararlar alarak devletin en tepesinden başlayarak tasarruf insanlarımızla gösterecek bir sistem kurmalılar. Yani halk tasarruf etsin ama biz etmeyelim olduğu an o güven yıkımı maalesef ki geleceğimize çok da iyi katkı sunmuyor.

Birlik halinde olabilirsek ekonomide düzelme öngörüyor musunuz? 

Kesinlikle. Zaten toplum bir bütün inanıyor aslında. Toplumda bir sorun yok. Yani gün gelir Türkiye Cumhuriyeti'nin insanları açta kalır. Ama hep birlikte aç kalmalıyız. Yani biz aç kalalım, sen istediğin her şeyi ye dediğiniz zaman olmuyor. Dolayısıyla hani çok büyük bir umut yok. Ancak önümüzde işte seçim süreci başlarsa belki seçim ekonomisiyle ilgili ben bunu da doğru bulmuyorum. Bizim on yıllar, yirminci yıllar, otuzuncu yıllara göre hareket edecek bir sistem kurmamız lazım. Türkiye Cumhuriyeti'nin dünyanın en zengin ülkesi olması gerekirken neden bu halde olduğunu sorusunu tüm herkesin kendine sorması lazım. Kendi işimle ilgili söyleyeyim. Hani otuz küsur yıldır ben bu işi yapıyorum ama hiç bu kadar sorunlu sıkıntılı bir süreç yaşamamıştım. Yani maliyetlerin arttığı, gelirin azaldığı, istikrarın olmadığı bir süreç yaşıyoruz. Şimdi yaşadığımız bu durumu farklı bir şekilde anlatmamızın bir manası yok ki. Bu gerçekleri bizim konuşmamız lazım. 

Sanayilerin işi kalmayacak

Peki bugün Türkiye'de anlattığınız istikrarın olmadığı dönemde gerçekten revaçta olan sektörler var mı? Varsa hangileri? Sizce hangi alanlar bu süreçte hala yatırım almaya ve büyümeye müsait?
 

Benim gördüğüm kadarıyla tüm dünya da zaten buraya doğru gidiyor. Bunun adı bilişimdir. Yani şu an bizim özellikle elektrikli araçları düşünelim, bakın sadece elektrikli araçları düşünelim. Bunların önümüzdeki süreçte insansız araç noktasına kadar gitmesi geleceğini düşünmek, bir defa başlı başına başka bir dünyaya gidiyoruz demektir. Şu an bizim sanayi bölgelerimizde işte dünya kadar tamir, bakım, şu bu yapan insanlarımız var. Gün gelecek elektrikli araçlar çıktığı zaman piyasaya diğer araçları çekildiği an büyük bir işsizlik doğacak. Artık sanayilerin bir işi kalmayacak. Elinde laptop olan insanlar araçların programlarını yapacaklar. Şimdi dolayısıyla bilişim bana göre yani akıl daha doğrusu akıl önümüzdeki süreçte en fazla kullanılması gereken şey olacak. Şu anda biz bunu görüyoruz. Yani üretime dayalı mesela ben tarımın, hayvancılığın bitmeyeceğini düşünüyorum. Şimdi bizim bununla ilgili Türkiye'de çok fazla bir şey yapamıyoruz. 

Peki neden yapamıyoruz? 

Bugün baktığınız zaman hep ithal mal geliyor. Etimiz ithal, samanımız ithal, patatesimiz ithal. Şimdi böyle olduğu zaman siz bir toplumu ayağa kaldıramazsınız. Bir defa Türkiye yeniden üretime dönmek zorunda. Dünya kadar coğrafyada boş yerlerimiz var, tarlalarımız var, efendime söyleyeyim ekilmesi gereken, biçilmesi gereken bununla ilgili devletin kısa zamanda hiç zaman kaybetmeden yeni bir yol haritası çizmesi lazım. Bir kalan kısım da işte dediğim gibi bilişim alıp başını gidiyor, teknoloji ilerliyor. Dolayısıyla şu an eğitimimiz, okullarımız, öğretmenlerimiz, müfredatlarımızın bile buna uygun olması gerekiyor bu saatten sonra. 

İşletmeler profosyonelce yönetilmiyor 

Küçük ve orta ölçekli işletmeler bu ekonomik ortamda ayakta kalmak için en büyük hatayı nerede yapıyor sizce? En sık gördüğünüz yanlış stratejiler nedir? 

Şimdi işletmelerimiz çok profesyonelce yönetilmiyor bir defa, onu söyleyeyim. Yani işletmelerimiz yarını öbür güne hesap ederek bugün masada istediğini yapamıyor. Günü birlik, günü kurtarma yönetim biçimleri bence tüm sektörleri sıkıntıya sokuyor. Mesela daha tasarruflu, daha verimli, daha kaliteli işleri yapan insanlar ayakta kalabiliyor. Yani küçük sektörler, özellikle küçük işletmeler daha doğrusu daha da fazla zorlanacak çünkü maliyetler yükseldi. Yani şöyle düşünün, bir insanın maliyeti işte şu an sadece sigortayla birlikte asgari ücret yani 40-50 bin lirayı buluyor. Yemeği, içmesi, busu. Şimdi bunu kazanabilmeniz lazım ki ayakta kalabilirsiniz. Kazanmanız için ne yapmanız gerekiyor? Bir, işinizi çok iyi yapmanız lazım. Çok dürüst olmanız lazım, istikrarlı çalışmanız lazım ki insanlar size gelsinler. Ya ben bu vatandaşın işini yapayım ama yarın boş ver, gelmese de olur diye kandırmaya kalkarsanız geleceğiniz olmaz. Bir defa bizim tüm işletmelerin, iş insanlarının her şeyden önce dürüst olması lazım, çalışması lazım ve hayatına istikrarlı olması lazım. Yani üç gün sonra, beş gün sonra kapatıyorsanız, farklı insanlar alıyorsanız, sistem değiştiriyorsanız güven kaybedersiniz. Güven kaybettiğiniz zaman da ayakta kalma şansınız zorlaşır.

Günü kurtarmakla olmaz 

Esnaf ve KOBİ'lerle ilgili tavsiyeleriniz var mı? 

Önce normal bir marketi düşünün. Marketindeki çalışan kasiyerin iyi bir eğitim alması gerekiyor ki o insan oraya gittiği zaman bir güler yüzle karşılaşsın, işi iyi yapılsın, iyi bir konuşma olsun, iyi bir diyalog gerçekleşsin ki insanlar tekrar gidebilsin oraya. Bizim bu konuda bile, yani eğitim konusu bir defa çok eksik. Mesleki eğitim çok az, çok sınırlı. Yani ben her şeyi yaparımdan artık bu ülke vazgeçmek zorunda. Siz her şeyi yapamazsınız. Bir şey yapacaksanız onun eğitimini alacaksınız. 
En iyi şekilde yapacaksınız. Meselede bu zaten. Yani üretimdir, hizmet sektörüdür, başka şeylerdir, fark etmiyor. Biz buna yatırım yapmıyoruz. Yani siz çok süper bir fabrika açtınız, bakkal açtınız, market açtınız ama içindeki insanı eğer iyi seçemiyorsanız, hizmet veremiyorsanız, oradaki yatırımınızın hiçbir anlamı kalmadığını anlamamız lazım. Yoksa ben günü kurtarayım, benim burada da şuyum var, burada buyum var dediğiniz zaman işte işte eğer ona değer vermiyorsanız, ya ben mesela merak ediyorum, tüm işletmelerin ayda bir de olsa mevcut çalıştırdığı tüm arkadaşlarla oturup toplantı yapması lazım. Ne yapıyoruz? İyi miyiz? Nereye gidiyoruz? İstek ve talepler neler? Eksiklerimiz neler? Yarın neler yapmalıyızı konuşmuyorsa yine olmuyor. Anlatabiliyor muyum? Yani bu aynı zamanda kaliteli, seviyeli, saygın bir iş dünyasının oluşması anlamına geliyor. Bunu yaparsak Türkiye kazanır. Bu insanlar kazanır. Ama günü kurtarmaya çalışırsanız, çok üzgünüm, yürüyemezsiniz. 

Gençlerin yaşamdaki yerlerini nasıl görüyorsunuz?  Önerileriniz nelerdir? 

Meslea eğitim konusuna bakın. Şimdi gençler, çocuklarımızın çoğu liseye gitmiyor, okulu terk ediyor. Şimdi dönüp bakıyorsunuz; yok efendim şu çetede, şu mafyada, şurada görev almaya başlıyor. Tehlikeli bir durumdayız bir defa, onu söyleyeyim. Yani gençlik konusuna çok hızlı bir şekilde eğilmemiz lazım, konuşmamız lazım. Çok ciddi bir konu. Sokakta güvenliğimiz yok, çocuklarımızla gezip dolaşamıyoruz. Şimdi ben işte Zürih'teyim, gezip dolaşırken güven hat safhada, "çocuğunuzu bırakın gidin" diyorsunuz. Kendi ülkenize geliyorsunuz, korku içerisindesiniz. Bu psikoloji bir defa bizi bitiriyor, onu söyleyeyim.

Bir defa gençlerin kendine bir yol çizmesi, o yolun da emek üzerinde, çalışma hayallerini onun üzerinde, o başarıyı getirip devam etmeleri lazım. Kötü yollara başvurarak "kısa zamanda ben para kazanayım" mantığından vazgeçmeliler. Bakın tekrar söylüyorum, yani gençliğimizi korumamız için acilen bizim bir sistem kurmamız lazım. Bu da devlettir, STK'lardır, belediyelerdir, her neyse... Şu an bizim kendi coğrafyamızda yaşayan insanların nerede, ne zaman, ne yaptığını takip etmemiz lazım birebir. Bakın işin engelli boyutu var, yaşlı boyutu var. Yani bugün şey kısmı bile, huzurevlerinde kalabilmeniz için 100.000 lira para vermeniz lazım.

Gençlerin yaşamaya hakkı var 

Şimdi siz gençlikten bahsediyorsunuz da bunlar da bizim insanlarımız, onların da yaşama hakkı var. Dolayısıyla ya bu konuda ben tüm yerel yönetimlerin bir defa hızlı bir şekilde harekete, bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bizim arkadaşlarımız, özellikle siyaset yapanlara burada ufak da olsa bir sesleneyim: Sağı solu ziyaret etmekten vazgeçin artık! Üretin! İnsanların hayatına kolaylıkları getirin. Ulaşım işi, trafik işi, engelli insanlarımız, emekli insanlarımıza neler yapabilirsiniz bilirizi bizim ortaya koyacak siyaset yapmamız lazım, iş yapmamız lazım. Yoksa ya boş boş zaman geçirmenin bir anlamı yok. Gençler de bunun içerisinde.

Türkiye'de ekonomik toparlanma hangi koşullarda mümkün olur? Yapısal olarak ne değişmeden bu döngü kırılmaz?

Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük bir devlet olduğuna inanıyorum. 85 milyon nüfusunun olduğu, işte Asya ile Avrupa'nın efendim tam göbeğinde geçiş noktası, işte dört mevsimi bir anda yaşayabilen, tüm kaynaklarının hazır olduğu bir ülke... Nasıl oluyor da enflasyon yüksek, efendim dolar almış başını gidiyor, her şey pahalı? İnsanlar artık ev alma hayalinden vazgeçti, araç alma hayalinden vazgeçti. Ne oluyoruz peki? Şu oluyor bence: İstikrarlı bir ekonomi yönetiminin, sistemli bir ekonomi yönetiminin olmayışı. Ben mesela Cumhurbaşkanlığı sisteminin Türkiye'yi istediği noktaya taşıyamadığını görüyorum. Yani herhangi bir karar alacağız ülkenin geleceği için, bu imzanın atılması yıllar alıyor. Çünkü o imzanı atması gereken bir insan var; Sayın Cumhurbaşkanımız. Şimdi buraya kadar bu işi götürürseniz üretme şansınız kalmıyor, sistemi oturtma şansınız kalmıyor. Dolayısıyla toplum da ne yapacağını şaşırıyor.

Gençler ülkenize dönün

Gençlerin özellikle yurtdışında okuma ve çalışma hayalleri hakkında neler söylersiniz?

Yurt dışında eşimle bir kafede oturuyorduk. Üç tane genç yanımızda oturuyor, baktım Türkiye'den bahsediyorlar. Türk olduklarını öğrendim, sohbet ettik çocuklarla. Çocuklar Galatasaray Lisesi bitirmişler, pırıl pırıl gençler. Evet, orada işte bilişim üzerine mühendislik okulu okuyorlar. Ya "biz ülkeye gidelim mi gitmeyelim mi" tartışmasını yapıyorlar. Çok fazla konuştuk ama zamanımız fazla yok, şunu söyledim: "Gençler benim sizden ricam var, ülke adına rica ediyorum; lütfen ülkenize dönün, ülkenize hizmet edin." Ya şimdi bunun gibi, bunlar gibi milyonlarca pırıl pırıl insanımız, çocuğumuz var ve sahip çıkamıyoruz. Nasıl biz bu ülkenin ekonomisini düzelteceğiz? Şimdi doktorlar gidecek, mühendisler... Yok efendim üreten insan yok, düşünen insan yok, emek eden insan yok, tarımda insan bulamıyorsun, köyler boşalmış, Anadolu'da kimse yok falan filan... E biz ekonomiyi nasıl düzelteceğiz? Evet, önce bizim kendi ülkemizde yaşama sevincimizin kırılmaması lazım. "Ben ülkemi seviyorum, ben burada yaşayacağım, ben burada çalışacağım, çocuğum burada okuyacak, şunu yapacak, bunu yapacak" demezsek hayallerimiz biter.  Evet, o birliğin ve umut ortamının oluşturulması gerekir. 

Ülkede yatırım yok 

Türkiye'de istihdam konusunda sıkıntılı günlerin başladığını ifade eden Karatay “Bakın istihdam konusunda son yıllarda hiç duydunuz mu "şu kadar fabrika açıldı, şu kadar yatırım geldi, şu insanlar şunu yaptı?" Bak hiçbir yatırım yok. Yetmiyor, kendi insanlarımız iş insanlarımıza gereken değeri vermiyoruz, güveni vermiyoruz, hoşgörüyü göstermiyoruz. Aksi halde çoğu fabrikanın da kapandığı haberini alıyor. Tabii çok özellikle tekstil son yıllarda çekti gitti mesela, tekstil kalmadı Türkiye'de. Özellikle uluslararası bazlı firmalar vardı, markalar vardı; çoğusu çekildi gitti Bulgaristan'a, Mısır'a, oraya buraya... Ya bizim oturup bunu tüm siyasetçilerin, kanaat önderlerinin, sivil toplum örgütlerinin oturup bunu vicdanını ortaya koyarak konuşması lazım. Yani böyle korkarak "siyaset yapayım, benim siyasi partim değil de..." gerçekleri ortaya koyarak tüm siyaseti dizayn edebilecek bir çıkışın yapılması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *