HABER:
CANAN AKTAŞ
Türkiye’de yaşam alışkanlıkları ve ilişki biçimleri son yıllarda önemli ölçüde değişiyor. TÜİK verilerine göre tek başına yaşayan kişi sayısı son 10 yılda yüzde 66,5 artarken, evlilik ve çocuk sahibi olma oranlarında da düşüş dikkat çekiyor. Bireyselleşmenin hız kazanması, ilişkilerdeki beklentileri, bağlılık biçimlerini ve çatışma süreçlerini de etkiliyor. Günümüzde birçok çift; iletişim problemleri, duygusal uzaklaşma ve tekrar eden tartışmalar nedeniyle çift terapisine başvuruyor.
Terapi algısı değişiyor
Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, toplumda yaygın olan “terapi ilişkiyi bitirir” algısının gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. Abudaram’a göre çift terapisi, ilişkinin gerçek dinamiklerini görünür hale getiren, çiftlerin birbirini daha iyi anlamasına ve yeniden bağ kurmasına alan açan önemli bir süreç olarak öne çıkıyor.
Sorunlar tekrar ediyor
İlişkilerde yaşanan pek çok problemin yalnızca o ana ait olmadığını belirten Abudaram, çiftlerin çoğu zaman aynı tartışmaları farklı dönemlerde tekrar yaşadığını ifade ediyor.Partnerlerin ilişkiye kendi geçmiş deneyimleri, beklentileri, kırgınlıkları ve iletişim biçimleriyle dahil olduğunu söyleyen Abudaram’a göre çatışmalar, çoğunlukla bu farklılıkların anlaşılmadığı noktalarda ortaya çıkıyor.
Yeni bakış sağlıyor
Çift terapisi, tarafların birbirini suçlamadan dinleyebildiği, ilişkiye dışarıdan bakabildiği ve kendi ilişki dinamiklerini daha net görebildiği bir alan oluşturuyor. Bu süreçte çiftler yalnızca partnerlerini anlamaya çalışmıyor; kendi davranış kalıplarını, duygusal ihtiyaçlarını ve ilişki içinde tekrar eden tutumlarını da fark etmeye başlıyor. Bu farkındalık, ilişkiye zarar veren iletişim biçimlerinin dönüşmesine katkı sağlıyor.
Bireyselleşme etkisi
Tek başına yaşayan kişi sayısındaki artış ve evlilik oranlarındaki düşüş, modern ilişkilerdeki dönüşümü daha görünür hale getiriyor. Günümüzde bazı çiftler, sorunlarla karşılaştığında ilişkiyi onarmak yerine geri çekilmeyi tercih edebiliyor. Yoğun yaşam temposu, bireysel stresler, iletişim sorunları ve duygusal kopukluklar, partnerler arasında zamanla mesafe oluşturabiliyor.
Emek vermek önemli
Uzun soluklu ilişkilerin karşılıklı emek, duygusal yatırım ve birbirini anlamaya yönelik çabayla güçlendiğini belirten uzmanlar, çift terapisinin bu noktada önemli bir rol üstlendiğini ifade ediyor. Terapi süreci, ilişkilerin hızla yıprandığı günümüzde çiftlerin birbirini yeniden duyabilmesine ve ilişkilerine yeni bir alan açabilmesine yardımcı oluyor.
Bağ kurma alanı
Çift terapisinin ilişkiyi kurtaran sihirli bir yöntem olarak görülmemesi gerektiğini belirten Dr. Psk. Sevilay Abudaram, sürecin güçlü bir farkındalık alanı yarattığını vurguladı. Abudaram, şu açıklamada bulundu: “Bu süreç, çiftlerin ilişkilerine daha yakından bakabilmelerini sağlayan güçlü bir farkındalık alanı yaratıyor. Bireyselleşmenin hız kazandığı günümüzde ilişkiler çok daha kırılgan hale gelebiliyor ve insanlar çoğu zaman birbirini gerçekten duymadan uzaklaşabiliyor. Oysa bir ilişkiyi sürdürebilmek, duygusal emek vermeyi, birbirini anlamaya gönüllü olmayı ve ilişkiye sahip çıkmayı gerektiriyor. İlişkinin dönüşebilmesi için her iki tarafın da sürece gönüllü şekilde dahil olması büyük önem taşıyor. Taraflardan birinin ilişkiye duygusal yatırım yapmaktan kaçınması ya da sorumluluk almaya yanaşmaması halinde ilişkideki mesafe giderek büyüyebiliyor. Buna karşılık çiftler, terapi sürecinde birbirlerini gerçekten duymaya başladıklarında, uzun süredir aynı döngülerin içinde kaldıklarını fark ediyor. İlişkiye emek vermeye niyet eden çiftler için terapi, yeniden bağ kurabilmek adına oldukça dönüştürücü bir alan açıyor.”