Sistem aynı, aktörler değişken: Umudun katlanarak yutulduğu diyar
Bizim memlekette zaman, değişmeyen tek bir hakikatin etrafında dairesel hareketler çizer: Kısa yoldan zengin olma sevdası ve o sevdayı her dönem farklı bir ambalajla satan ustalık.
Tarihin yapraklarını biraz geriye doğru karıştırın; isimlerin ve kullanılan yöntemlerin nasıl bir uyum içinde dönüştüğünü göreceksiniz. Bir dönem Banker Kastelli’nin tatlı vaatleriyle sarsıldı bu ülke, ardından "Sülün Osman" mirasını dijitalleştiren Titan Saadet Zinciri geldi. Birkaç yıl önce "Çiftlik Bank" adı altında sanal tosunlarla memleketin saf birikimlerini sağdılar. Sonra futbol dünyasının en büyük isimlerini içine çeken kilitli kasalı, elden nakitli "özel fon" fırtınasını izledik.
Şimdi ise sahne çok daha kurumsal, çok daha teknolojik, ancak özünde tıpış tıpış aynı.
Bugünlerde borsa ve TEFAS fonları üzerinden dönen yüz milyarlarca liralık son skandalı konuşuyoruz. Sistemin açığını yakalayan ya da yaratılmasına göz yumulan bir mekanizmayla, bazı fonların değeri %10.000’lere varan akıl dışı oranlarda şişirildi. Erken girenler fahiş kârlarla sahadan çekilirken, yüksek enflasyon karşısında eriyen tasarrufunu bir nebze koruma telatışıyla sisteme sonradan dâhil olan yüz binlerce küçük yatırımcı, bir sabah patlayan devasa bir balonun enkazı altında kaldı. Şüpheli isimlerin mal varlıkları donduruluyor, operasyonlar yapılıyor, yargı mekanizması devreye giriyor... Ama giden yine sıradan insanın "kara gün" birikimi oluyor.
Asıl sormamız gereken soru şu: Neden her defasında aynı oltaya takılıyoruz?
Çünkü Türkiye’de dolandırıcılık sadece bireysel bir ahlak sorunu değil; sürdürülebilir bir eko-sistemdir. Yüksek enflasyonun, paranın değerini her geçen gün erittiği bir iklimde vatandaş "korunma" güdüsüyle hareket eder. Mantığın ve finansal okuryazarlığın bittiği yerde ise "hayatın doğal akışına aykırı" kâr vaatleri başlar. Biri çıkar "inek yetiştiriyoruz" der, diğeri "gizli kuyular işletiyoruz" der, bir başkası ise "matematik kurallarını baştan yazan fon kurduk" der. Yöntem değişir, iştah değişmez.
Sermaye piyasalarının, finansal araçların ve denetim kurumlarının var olma sebebi güven tesis etmektir. O güven bir kez sarsıldığında, sadece cepler boşalmaz; toplumun adalete, sisteme ve birbirine olan inancı da aşınır.
Son vurgun bize bir kez daha gösterdi ki; denetimin geciktiği, açgözlülüğün rasyonel aklın önüne geçtiği ve kestirme yoldan refah arayışının toplumsal bir histeriye dönüştüğü her an, yeni bir dolandırıcılık hikâyesinin önsözüdür. Oyuncular değişir, dekor yenilenir; ancak senaryo bu topraklarda hiç aşınmaz.