Seyyanen zammı yaşarken verin
Ankara’da Anayasa Mahkemesi karşısında seyyanen zam talebiyle toplanan emeklilerin arasında emekli polis memuru Ali Şekeroğlu da vardı. İntihar girişiminin ardından kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı. Altmış yaşındaydı, iki çocuk babasıydı.
O gün oraya gelen emekliler, maaşlarına seyyanen zam yapılmasını istiyordu. Hayat pahalılığı karşısında biraz olsun nefes alabilmek, ay sonunu getirebilmek için seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. Şimdi o toplantıdan geriye bir ailenin acısı ve hepimizin üzerinde düşünmesi gereken ağır sorular kaldı.
Ali Şekeroğlu’nun yaşadıklarını, iç dünyasında birikenleri bütünüyle bilemeyiz. Bir insanın hayatına son vermesini tek bir nedene bağlayamayız. Ancak emekli derneklerinin aktardığı geçim sıkıntısını ve o gün dile getirilen talebi de görmezden gelemeyiz.
Emeklilerin neden seyyanen zam istediğini anlamak için uzun ekonomi konuşmalarına ihtiyaç yok. Bir evin aylık hesabını önünüze koymanız yeterli.
SSK ve Bağ-Kur emeklileri için uygulanan en düşük aylık ödeme tutarı 23 bin 552 lira. Bu gelire sahip, 30 bin lira kira ödemek zorunda olan bir emekliyi düşünün. Daha mutfağa tek bir ekmek girmeden, elektrik ve su faturası ödenmeden bütçede 6 bin 448 lira açık var. Yalnızca kirayı karşılayabilmek için bile başka bir gelire ya da desteğe ihtiyaç duyuyor.
Üstelik hayat kira ödemekten ibaret değil. İnsan yemek yiyecek, ısınacak, hastalandığında tedavi olacak. Bir yakınının yanına gidecek, torununu görecek. Emekliliği, insanın bütün ihtiyaçlarından sırayla vazgeçtiği bir döneme çevirmeye kimin hakkı var?
Bu hesabı yapan emekliye biraz daha sabretmesini söylemek kolay. Fakat ev sahibi kirasını, market parasını bekliyor. Borç her ay yeniden kapıya dayanıyor. Gelecek yılın hedefleri anlatılırken emekli bugünün akşamını düşünüyor.
Bir de bu hayatın insanı yoran başka tarafı var. Yıllarca çalışmış birinin, temel ihtiyaçları için sürekli başkasına başvurmak zorunda kalması… Çocuğundan para istemeye çekinmesi, bir davete gidememesi, dostlarıyla buluşurken cebindeki parayı hesaplaması… Geçim sıkıntısı, insanın gündelik hayatını ve ilişkilerini de daraltıyor.
Emeklilik aylığı, yıllarca verilen emeğin ve ödenen primlerin karşılığıdır. Devletin sorumluluğu, bu karşılığın insanca yaşamaya yetmesini sağlamaktır. Her zam döneminde açıklanan rakamlar, emeklinin alışveriş torbasında ve ödeyebildiği faturada bir karşılık bulmalıdır.
Emekliler arasında biriken öfkeyi de burada aramak gerekir. İhtiyacını defalarca anlatıp karşılık bulamadığını düşünen insanın güveni aşınır. Kendisinden sürekli anlayış beklenen emekli, bir süre sonra kendi derdini kimin anladığını sormaya başlar.
Emeklilerin sesini küçümsemek tehlikelidir. “Sosyal patlama” ihtimalini konuşmak zorunda kalıyorsak, biriken sorunları çözmek için zaten fazlasıyla gecikmişiz demektir. İnsanların demokratik yollarla dile getirdiği taleplere zamanında karşılık vermek gerekir. Çözüm bulmakla yükümlü olanların, öfkenin nereye varacağını seyretme lüksü yok.
Ali Şekeroğlu’nun ailesine başsağlığı diliyorum. Geride kalan emekliler için yapılması gerekenler ise bugünden belli. Geçinebilecekleri bir gelir, güvende yaşayabilecekleri bir ev ve ihtiyaç duyduklarında ulaşabilecekleri destek bekliyorlar.
Seyyanen zam talebine verilecek cevabı daha fazla geciktirmeyin. İnsanların hayata tutunabildiği koşulları sağlamak, bu ülkeyi yönetenlerin görevidir.