Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Kapalı
20°
Ara

Eylül de toparlanıp gidiyor...

YAYINLAMA:
Eylül de toparlanıp gidiyor...

Takvimde bir ay, insanın ömründe ise başlı başına bir mevsimdir Eylül. Ne bütünüyle yazdır ne de henüz sonbahar. Bir vedanın eşiğinde durur. Giden yazın ardından sessizce bakarken yaklaşan kışın soğuğunu henüz taşımamıştır. Belki de bu yüzden insanın kendisiyle en çok konuştuğu zamandır. Sabahları güneş başka doğar, akşamları hüzün başka çöker. Ağaçların yapraklarında sarının ilk tonları belirir; hafif bir rüzgâr, yazdan kalan sıcaklığı usulca alıp götürür. Sokaklar sessizleşir, gökyüzü derinleşir. Eylül, bütün bunlarla birlikte bize geçip giden zamanı hatırlatır.

Çocukluğumuzun Eylülleri düşer aklımıza: Okul çantalarının hazırlandığı, yeni defterlerin kokusunun evlere yayıldığı günler. Yaz tatilinin sona erdiğini anlayıp biraz buruk, biraz heyecanlı yeni bir başlangıca hazırlandığımız zamanlar. Sonra büyürüz. Defterlerin yerini hayat alır. Eylül geldiğinde artık okul zillerinden çok, geride bıraktıklarımızın sesi duyulur içimizde.

Bir fotoğraf çıkar karşımıza, bir şarkı çalar, tanıdık bir sokaktan geçer ya da bir kokuya rastlarız. Yıllar önce yaşanmış bir an, sanki dün olmuş gibi yeniden belirir gözlerimizin önünde. Eylül’ün marifeti budur. Unuttuğumuzu sandığımız şeyleri hatırlatır. Fakat Eylül yalnızca hüzünden ibaret değildir. Aynı zamanda yeniden başlamanın da mevsimidir. Sonbahar, doğanın diliyle bize şunu söyler: “Bazı şeyleri bırakmadan yenilerine yer açamazsın.”

Ağaçlar yapraklarını bırakır, güneş daha erken vedalaşır, geceler uzar. İnsan da böylece anlar ki hayat, yalnızca sahip olduklarımızdan değil, vazgeçebildiklerimizden de oluşur. Belki Eylül’ü bu yüzden seviyorum. Çünkü insana bağırmadan konuşur. “Her şey geçiyor,” der; öfke, kırgınlık, gençlik ve yıllar. Hepsi geçer fakat sevgi kalır, vefa kalır, iyilik kalır. Bir insanın başka bir insanın hayatında bıraktığı güzel iz, zamanın içinden geçerek yaşamaya devam eder.

Eylül, hayatın hızını yavaşlatmayı da öğretir. Bir dostun sesini daha dikkatli dinlemeyi, anne babamızın ellerine biraz daha uzun bakmayı, sevdiklerimize “İyi ki varsın” demeyi hatırlatır. Çünkü bazı cümleleri söylemek için yarını beklememek gerekir. Yarın, her zaman gelmeyebilir. Eylül’ün hüznü biraz da buradan doğar. Bize yazın bittiğini değil, zamanın geçtiğini hatırlatır. Oysa zamanın akışına kızmak yerine, elimizde kalan günlerin kıymetini bilmek gerekir.

Eylül geldi. Yaz bavulunu topluyor, sonbahar kapının eşiğinde bekliyor. Ağaçlar yavaş yavaş sararıyor; biz ise hayatın önümüzde açılan yeni sayfasına bakıyoruz. Geçmişteki bazı satırları değiştiremeyiz. Bazı insanları geri getiremeyiz, bazı yolları yeniden yürüyemeyiz. Ama bundan sonra yazacaklarımızı daha güzel seçebiliriz.

Çünkü Eylül yalnızca bir ay değildir. Eylül, insanın kendisiyle yüzleştiği bir mevsimdir. Biraz hüzün, biraz umut; biraz geçmiş, biraz gelecek ve bütün bunlardan biraz da biz. Geldi gidiyor işte Eylül. Gidenlerin hatırasıyla, kalanların kıymetiyle ve yeniden başlayabilmenin umuduyla. Sen takvimde bir yaprak değil, insanın kalbinde başlı başına bir mevsimsin. Turgut Uyar’ın ‘’Acıyor’’ adlı şiiri işte böyle biterdi: ''Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle''. Öyle olmadı mı? Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle.

 

Sağlıcakla…


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *