Devlet, vergi ve yurtttaş
Devlet hangi zaman diliminde olursa olsun yurttaşlarından vergi adıyla para toplar. Buna günümüzde “vergi” denilmekte. Toplanan vergiler dış düşmandan korumak adıyla olduğu gibi yurt içinde ticaret ve seyahat etme garantisi hizmetlerini yapmakta ve birde yönetici ve çalışanlarının maaşlarını ödemekte.
Günümüzde vergilerin kimi doğrudan, kimi de dolaylı olarak alınmakta; alırken de “sana” hizmet yapmak ve hizmetlerin devamı için denilmekte. Bazen de ‘sana’ yol, köprü, baraj ve santral yapıyor bunları kullanırken belli bir zaman ücretini ödeyeceksin demekte. Devletin vatandaştan aldığı ve alacağı vergiler yapacağı yatırımların maliyetine yetmeyeceğinden yurt dışından kredi-borç almakta. Alınan kredi ve borcu ödemek için vergi dilimlerini yükseltip, dolaylı vergileri arttırıp ve hizmetlerini alıp kullananlarda aylık/ yıllık olarak da faturalandırmakta.
Devlet yani sınırları içinde bulunduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlının borçlarını da devraldı ve biz de yurttaş olarak ödedik.
1950 ve onu takip eden yıllarda alınan kredi ve borçlar barajlar ve santrallerin yapımı içindi ödendi.
1960’lı yıllarda baraj, santral ve yollar yapılırken askeri ve emniyet güçlerinin silahları için yine borç/kredi ile yenilendi bunlarda ödendi.
1970’li yıllarda Boğaz Köprüsü ve tüneller yapıldı bununda borcu ödendi.
1980‘li yıllarda devlet sütçülük, ayakkabıcılık, tekstilcilik başta olmak üzere üretim işleri yapmasın denildi ve bunlar özelleştirildi. Bunları yaparken de devlet olarak özel sektöre kefil oldu. Satılan kurumların paraları nerede, kefil olunan şirketlerin geri ödemesini neden devlet üstlendi ve biz ödedik?
1990'lı yıllarda ikinci Boğaz Köprüsü, tüneller ve yollar kredi ile yapıldı ve ödendi. Devletin birçok liman ve işletmesi özelleştirildi ve satıldı.
2000'li yıllarda 1999 depremi nedeniyle vergi dilimleri arttı ve birçok yeni vergiler kondu. Banka ve diğer finans kurumları yaşanan ekonomik kriz nedeniyle batarken onların borçlarını devlet üstlendi yine yurttaşlarının vergileriyle bunlar ödendi.
2010/20’li yıllarda yol, köprü ve tüneller yapıldı bu sefer yap işlet devret denildi. Bu borçlanma değilmiş. Yapılan yol, köprü, tünel ve benzerleri paralı geçiş olarak sözleşmişler. Belli sayının altında araç ve kişi geçtiğinden bu sınıra kadar olan mali tablo içinde devlet ödeme yapmak zorundaymış. Yani yine borçlar ödenmeye devam etmekte. Vergi dilimleri maaş/ücretli çalışanların sırtına bindi.
Kimse kendini devletten kurtaramaz kayıtları altındasınız. Devlet kurumunda çalışmıyor olabilirsin ama su, gaz, elektrik, iletişim/haberleşme, ulaşım nedeniyle devlete vergi veriyorsun. Hatta alışveriş yaptığın sebze meyve, gıda ve benzeri harcamalarda vergi vermektesin.
Devlet yönetimi son on/onbeş yıldır asgari ücret, kamu çalışanı ve emeklilere daha önceki yıllarda kısmi olarak verdiği “milli” hasıladan payı artık vermiyor. Her geçen gün toplum daha da yoksullaşmakta ama yine de kasada birikim yok.
Ne yapılacak? 1980’li yıllarda yapıldığı gibi kamu malları satılacak ve bir de köprü, yol ve tüneller belli bir süreliğine kiralık verilecek.
Devleti yönetenler ister kendilerinden öncekiler olsun ister kendileri olsun yatırımlar için yurt içi ve yurt dışı kredi/borç alırken yurttaşından aldığı vergilere güvenmekte. Tıpkı 19. yüzyıl sonu Osmanlının borçlanması gibi.
Sormak gerek vergilerin karşılığı hizmet var mı?
Kamusal hizmetlerin karşılığı evlerimize gönderilen yüksek oranlı faturaları biz ödüyoruz. Köprüler, yollar, tüneller, içme suyu barajı ve elektrik santralleri yapılırken yurttaş peşinen ödeme yapmakta bir de üstüne üstlük hizmeti alırken hala yüksek oranda faturasını ödemekte.
Hani borç/kredi bittiğinde köprü ve yollar ücretsiz olacak, elektrik, su ve diğer altyapı hizmetleri ucuzlayacaktı? Hala en yüksek akaryakıtı biz ödemekteyiz hem de en yüksek vergiyi vererek.
2011 yılında devletin borcu 542 milyar lira, 2013 yılında ise bu oran 600 milyar lirayı geçmiş.
2026 yılına geldiğimizde ise “Hazine ve Maliye Bakanlığı” verilerine göre “borç stokumuz” tam olarak 15.463,3 milyar TL (15 trilyon 463,3 milyar lira) seviyesinde olduğu belirtilmekte.
Devlet ve iktidarı elinde bulunduran güç her bir yurttaşı hatta doğmamış bebeği bile borçlandırmakta. Yöneticiler işin kolayını bulmuş, “devletin gemisinin pusulası düzgün kaptanı iyi ama ‘tekne’ çürük” demekte ve bir önceki yöneticileri eleştirmekte.
Sormak gerek 2002 den beri kim iktidarda?
Yurttaş hala vergisini vermekte, geçmediği yol, köprü ve tüneller için altyapı hizmeti adı altında vergisini veriyor, doğacak çocuk borçla gözünü açmakta.
Sahi bu kadar alınan vergiler nerede ve neden yol, köprü ve tüneller paralı?