Türkiye'nin ortak bir afet veri diline ihtiyacı var! (2)
Zemin Verisi Bu Sistemin Temel Katmanlarından Biri Olmalıdır...
Türkiye’nin ortak afet veri dilinin önemli bileşenlerinden biri zemin bilgisidir. Yıllardır yapılan sondajlar, laboratuvar deneyleri, jeolojik-jeoteknik etütler ve zemin araştırmaları büyük bir bilimsel veri birikimi oluşturmaktadır.
Daha önce önerdiğim Ulusal Zemin Bilgi Bankası ve Parsel Bazlı Dijital Zemin Kimliği modeli bu nedenle daha büyük afet veri mimarisinin bir alt bileşeni olarak düşünülebilir. Ancak verinin sisteme aktarılması tek başına yeterli değildir.
Her verinin üretim tarihi, yöntemi, koordinatı, kalite seviyesi ve doğrulama durumu bulunmalıdır. Eski veya doğrulanmamış veriler açık biçimde işaretlenmeli ve mevcut veri kritik mühendislik projelerinde gerekli yeni saha etüdünün yerine kullanılmamalıdır.
Yanlış veri, veri yokluğundan bile tehlikeli olabilir. Bu nedenle ortak afet veri dili aynı zamanda ortak bir veri kalite sistemi anlamına gelmelidir.
Afet Anını Afetten Önce Yaşamalıyız
Bunun yolu senaryo modellemeleridir. Büyük bir Marmara depremi gece meydana gelirse ne olur?
Aynı deprem hafta içi gündüz meydana gelirse ne değişir? Kış şartlarında ulaşım nasıl etkilenir? Bir köprü kullanılamazsa ambulansların alternatif güzergâhı nedir? Elektrik kesildiğinde hangi su pompaları durur? Hangi hastanenin jeneratör kapasitesi ne kadar süre yeter? Hangi baz istasyonları devre dışı kalabilir? Hangi mahallelere erişim güçleşir? Bu sorular depremden sonra sorulmamalıdır. Depremden önce bilgisayar ortamında binlerce kez sorulmalıdır. Dijital ikizler, coğrafi bilgi sistemleri, sensör ağları, uydu verileri ve doğrulanmış yapay zekâ uygulamaları burada çok güçlü araçlara dönüşebilir. Teknoloji insan kararının yerine geçmemelidir. Teknoloji, karar vericinin önüne daha olay gerçekleşmeden mümkün olan en güçlü bilimsel senaryoyu koymalıdır.
Ortak Veri, Ortak Tatbikata Dönüşmelidir
Bir sistemin çalışıp çalışmadığını afet günü öğrenemeyiz. Ankara’daki merkez, bölgesel merkezler, belediyeler, hastaneler, itfaiyeler, güvenlik birimleri ve kritik altyapı işletmeleri aynı senaryo üzerinde düzenli olarak tatbikat yapmalıdır. Tatbikat sırasında bazı veri hatlarının kesildiği varsayılmalıdır. Bir bölgesel merkez devre dışı bırakılmalıdır. Elektrik kesintisi senaryosu denenmelidir. Ana ulaşım arterlerinden biri kapatılmalıdır. Ardından sistemin ne kadar sürede alternatif çalışma düzenine geçtiği ölçülmelidir. Çünkü gerçek dirençlilik, sistem normal çalışırken değil, sistemin bir parçası çalışmadığında ortaya çıkar.
Veri Güvenliği de Afet Güvenliğidir
Böylesine kapsamlı bir sistem oluşturulduğunda veri güvenliği göz ardı edilemez. Kritik altyapıların konumu, enerji sistemleri, kamu tesisleri, kişisel bilgiler ve stratejik nitelikteki verilerin tamamı herkese açık olamaz. Bu nedenle vatandaş, uzman, belediye, kamu kurumu ve ulusal koordinasyon merkezi için farklı erişim seviyeleri tanımlanmalıdır. Verinin kim tarafından üretildiği, kim tarafından değiştirildiği ve ne zaman güncellendiği kayıt altında tutulmalıdır. Siber güvenlik, yedekleme ve erişim sürekliliği sistemin kuruluş aşamasından itibaren tasarlanmalıdır. AFAD’ın mevcut uygulamalarında da veri gizliliği, bütünlüğü, güvenliği, erişilebilirliği ve mahremiyetinin korunması kurumsal sorumluluk olarak tanımlanmaktadır. Çünkü geleceğin afet yönetiminde verinin korunması da kritik altyapının korunmasının bir parçasıdır.
Türkiye Sıfırdan Başlamıyor
Bu öneriyi değerlendirirken önemli bir gerçeği vurgulamak gerekir. Türkiye’nin AYDES, uzaktan algılama sistemleri, deprem gözlem ağları, ön hasar-kayıp tahmini, afet risk azaltma sistemleri ve güvenli haberleşme projeleri gibi önemli bir teknolojik altyapısı bulunmaktadır. AFAD’ın 2026 tarihli açıklamasına göre AYDES bugün 96 ana ve 475 alt modülü kapsayan daha geniş bir dijital ekosisteme dönüşmüş durumdadır. Dolayısıyla önerdiğim yaklaşım mevcut sistemi yok sayan yeni bir yapı değildir.
Tam tersine: Türkiye’nin sahip olduğu afet yönetimi kapasitesini, bütün belediyeleri ve kritik kurumları daha güçlü ortak veri standartlarında buluşturan, bölgesel yedekliliği artıran ve afet öncesi risk azaltmayı merkeze alan bir sonraki aşamaya taşıma önerisidir
Sonuç: Afet Yönetiminin
Yeni Hammaddesi Veridir
Türkiye çok sayıda büyük deprem yaşadı. Her deprem bize yeni şeyler öğretti. Artık bu tecrübeyi yalnızca hafızamızda değil, sistemlerimizde yaşatmalıyız. Bir sonraki büyük afette kurumların birbirinden veri istemeye başladığı bir Türkiye yerine, gerekli yetkilere sahip kurumların daha ilk dakikadan aynı doğrulanmış operasyon tablosunu görebildiği bir Türkiye hedeflemeliyiz.
Tüm belediyeler ortak afet veri standartlarına bağlanmalıdır. Ankara ulusal koordinasyonu sağlamalıdır. Bölgesel merkezler gerektiğinde bağımsız hareket edebilmelidir. Bir merkez devre dışı kalırsa başka bir merkez görevi devralabilmelidir. Zemin, yapı, nüfus, ulaşım, sağlık, enerji, su ve haberleşme verileri birbirleriyle konuşabilmelidir. Ve bütün bunlar afet günü değil, bugünden çalışıyor olmalıdır. Türkiye’nin yeni afet yönetimi yaklaşımını tek cümlede özetlemek gerekirse: Veri ortak, standart ulusal, koordinasyon merkezi; operasyon gerektiğinde bölgesel ve yerel olmalıdır.
Birçok deprem yaşadık. Çok büyük bedeller ödedik. Artık her afetten sonra yeniden aynı bilgiyi üretmek yerine, her afetten öğrendiğimiz bilgiyi bir sonraki afette hayat kurtaracak kurumsal hafızaya dönüştürmeliyiz. Çünkü afet yönetiminde geleceğin gücü yalnızca araç, ekipman ve insan kaynağında değil; doğru bilginin doğru zamanda doğru karara dönüşmesindedir. Türkiye’nin ortak bir afet veri diline ihtiyacı vardır. Ve bu dilin adı bilim, veri, koordinasyon ve hazırlık olmalıdır.