Adalar depremlerden daha fazlası...
Son günlerde İstanbul’un gündeminde yine Adalar var. Bu kez vapur saatlerini, denizin güzelliğini, Büyükada’nın tarihi köşklerini ya da Heybeliada’nın çam kokusunu konuşmuyoruz. Adalar açıklarında peş peşe meydana gelen küçük depremler nedeniyle gözler yeniden Marmara’ya çevrildi. Son günlerde bölgede çok sayıda mikrodeprem kaydedildi.
Deprem, İstanbul’un gerçeği. Bunu unutmadan, korkunun hayatımızdaki her güzel şeyi gölgede bırakmasına da izin vermemek gerekiyor. Çünkü Adalar, İstanbul’un belki de en özel yüzlerinden biri. Bir vapura binip şehrin gürültüsünden birkaç kilometre uzaklaşmak… İstanbul’un ortasında ama İstanbul’dan bir hayli uzakta hissetmek… Adalar’ın en güzel tarafı biraz da bu.
Büyükada mesela…
İskeleye adım attığınız anda sizi başka bir İstanbul karşılıyor. Tarihi köşkler, dar sokaklar, deniz manzaraları ve yokuşları tırmandıkça değişen o eşsiz ada görüntüsü… Büyükada’nın en yüksek noktalarından birinde bulunan Aya Yorgi Kilisesi ve Manastırı, adanın en bilinen duraklarından. Dilburnu, Nizam ve Yörükali çevresi de doğayla baş başa kalmak isteyenler için önemli güzergâhlar arasında.
Ama Adalar yalnızca Büyükada’dan ibaret değil.
Heybeliada’nın başka bir ruhu var. Çam Limanı’nda denizin ve çam ağaçlarının kokusu birbirine karışıyor. Tarihi yapıları, manastırları ve Ruhban Okulu ile Heybeliada, İstanbul’un tarihini birkaç sokak içerisinde önümüze seriyor. Burgazada’da Sait Faik’in izlerini sürmek, Kınalıada’da kısa bir yürüyüş yapmak, bir banka oturup Marmara’yı seyretmek bile insanın bütün gününü değiştirebilir. Belki de bu yüzden Adalar’a yalnızca yaz aylarında, hafta sonlarında veya gündeme deprem geldiğinde bakmamak gerekiyor.
Adalar’ın sokaklarında yürümek, tarihi yapılarını görmek, denizine bakmak ve hikâyelerini dinlemek İstanbul’u yeniden keşfetmenin yollarından biri. Üstelik burası yalnızca bir sayfiye yeri de değil. İstanbul Valiliği’nin de belirttiği gibi Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada hem tarihi hem de turistik açıdan önemli duraklara sahip. İstanbul’un karmaşasından bunalan herkesin zaman zaman kendisine küçük bir mola vermeye ihtiyacı var.
Belki de o mola, bir vapurun güvertesinde başlar. Martılar eşlik eder. Şehir geride kalır. Adalar yaklaşır. Ve insan, İstanbul’un aslında ne kadar güzel olduğunu yeniden hatırlar. Depremleri konuşalım, riskleri konuşalım, bilim insanlarını dinleyelim, gerekli önlemleri alalım. Ama Adalar’ı sadece deprem olduğunda hatırlamayalım. Çünkü İstanbul’un hemen yanı başındaki bu güzellik, görülmeyi, gezilmeyi ve hikâyeleriyle yeniden keşfedilmeyi bekliyor.