Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
32°
Ara

İstanbul’un müzeleri: Hangisi gerçekten iyi, hangisi vakit kaybı?

YAYINLAMA:
İstanbul’un müzeleri: Hangisi gerçekten iyi, hangisi vakit kaybı?

İstanbul’da müze gezmek biraz tuhaf bir iştir.

Dünyanın en önemli tarih şehirlerinden birinde yaşıyoruz. Roma, Bizans ve Osmanlı’nın üst üste bıraktığı binlerce yıllık bir mirasın üzerinde dolaşıyoruz. Bir sokağın köşesinden dönüyorsunuz, karşınıza bin yıllık bir yapı çıkıyor. Bir başka binanın kapısından giriyorsunuz, içeride dünyanın herhangi bir büyük müzesini kıskandıracak bir eser duruyor.

Ama işin garip tarafı şu:

İstanbul’daki her müze iyi değil.

Hatta bazıları, müze olmanın hakkını sonuna kadar verirken bazıları için “Bunca yolu bunun için mi geldim?” diye düşünmek mümkün.

Üstelik müze dediğimiz şey yalnızca içindeki eserlerden ibaret değil. Binanın kendisi, sergileme biçimi, anlatım dili, ışığı, düzeni, hatta müzeden çıktığınızda kafanızda kalan duygu bile önemli.

Ben de İstanbul’un en bilinen müzelerini biraz acımasızca sıralayayım dedim.

Kriterim basit: İçerik + bina + sergileme + atmosfer + İstanbul’a kattığı şey.

Ve en başa şunu yazayım:

1. İstanbul Arkeoloji Müzeleri – 10/10

Bence İstanbul’un en önemli müzesi.

Belki en gösterişlisi değil, belki en moderni değil ama koleksiyonun ağırlığı bakımından İstanbul’da bununla yarışabilecek çok az yer var.

İskender Lahdi, antik dünyanın farklı medeniyetlerinden eserler, Osmanlı’nın arkeoloji anlayışının izleri… Burada insanın “Biz aslında neyin üzerinde yaşıyoruz?” diye düşünmesi mümkün.

Üstelik müzenin kendisi de tarihî bir nesne gibi.

Osman Hamdi Bey’in kurduğu müzecilik anlayışının izlerini taşıyan bu yapı, yalnızca eserleri görmek için değil, Türkiye’de modern anlamda müzeciliğin nasıl ortaya çıktığını anlamak için de önemli.

Benim için İstanbul’un bir numarası.

Ve buraya “Bir saatte gezip çıkarım” diye gidenlere de biraz üzülüyorum.

Çünkü bu müze aceleye gelmez.

2. Topkapı Sarayı – 10/10

Topkapı Sarayı’na “müze” demek bile biraz eksik kalıyor.

Çünkü burası bir koleksiyondan çok daha fazlası.

Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezindesiniz. Divan-ı Hümayun’dan kutsal emanetlere, padişahların yaşadığı mekânlardan Harem’e kadar bir imparatorluğun gündelik ve siyasi hayatının içine giriyorsunuz.

Topkapı’nın en büyük avantajı da şu:

Eser ile mekân birbirinden ayrılmıyor.

Bir vitrinde tarihi görüp sonra çıkıp normal bir binanın içine girmiyorsunuz. Tarihin kendisinin içinde dolaşıyorsunuz.

Bir de Boğaz manzarası var.

Müze gezisinin sonunda İstanbul’a bakıyorsunuz ve insan ister istemez “Bu şehir gerçekten başka” diyor.

3. Pera Müzesi – 9/10

Pera benim en sevdiğim şehir müzelerinden biri.

Çünkü küçük olmasına rağmen ne yaptığını biliyor.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın koleksiyonlarından oluşan müzede oryantalist resimler, Anadolu ağırlık ve ölçüleri ile Kütahya çini ve seramikleri gibi farklı koleksiyonlar bulunuyor.

Ve Pera’nın en büyük avantajı, ziyaretçiyi “müze yorgunluğuna” sokmaması.

Saatlerce kilometrelerce koridor dolaşmıyorsunuz.

İyi seçilmiş bir sergiyi görüyorsunuz, birkaç saat sonra çıkıp İstiklal’e yürüyorsunuz.

Bence iyi müzeciliğin önemli özelliklerinden biri de bu.

Her şeyi göstermek yerine neyi göstereceğini bilmek.

4. İstanbul Modern – 9/10

İstanbul Modern konusunda iki ayrı insan tipi var.

Bir grup “Çağdaş sanat bana göre değil” diyor.

Diğer grup ise bir duvara bantlanmış muz görse önünde yarım saat durup sanatçının ne anlatmak istediğini çözmeye çalışıyor.

Ben ikisinin arasında bir yerdeyim.

Ama İstanbul Modern’in İstanbul için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü Türkiye’nin modern ve çağdaş sanatını uluslararası sanat dünyasıyla aynı çatı altında buluşturan önemli bir kurum. Müzenin koleksiyonunda Türkiye sanatının yanı sıra uluslararası sanatçılardan eserler de bulunuyor.

Üstelik bugünkü binasıyla Tophane-Karaköy hattının kültürel kimliğini de değiştirdi.

Şu sıralarda Semiha Berksoy, “Panorama: Hayaller ve Yerler” ve Renzo Piano üzerine sergiler gibi farklı sergiler aynı dönemde ziyaret edilebiliyor.

Ama küçük bir itirazım var:

İstanbul Modern bazen fazla “uluslararası sanat müzesi” olmaya çalışırken İstanbul’un kendisini geri plana atabiliyor.

Yine de gidilmesi gereken müzelerden.

5. Sakıp Sabancı Müzesi – 9/10

Burada müzeden önce manzara insanı çarpıyor.

Emirgan’da, Boğaz’ın kenarında bir müze düşünün.

Zaten müzenin bulunduğu köşk bile başlı başına görülmeye değer.

Sakıp Sabancı Müzesi’nin güçlü tarafı, sergi politikasının zaman zaman çok iyi uluslararası sergiler yakalaması.

Ama benim için burayı özel yapan başka bir şey var:

Müze gezisinin sonunda bahçeye çıkmak.

Bazı müzelerden çıktığınızda kendinizi metroya atmak istersiniz.

Buradan çıkınca biraz oturup Boğaz’a bakmak istersiniz.

Bu da müzeciliğin bir parçasıdır.

6. Rahmi M. Koç Müzesi – 8,5/10

“Ben sanat müzesinden sıkılırım” diyenlerin müzesi.

Otomobiller, makineler, ulaşım araçları, denizcilik, sanayi tarihi…

Çocukken oyuncakçıda kaybolmuş gibi hissediyorsunuz.

Rahmi Koç Müzesi’nin en büyük başarısı, teknolojiyi kuru bir tarih konusu olmaktan çıkarıp eğlenceli hale getirmesi.

Özellikle çocuklarla gidilecek müzeler arasında bence İstanbul’un en iyilerinden.

Ama bir uyarı:

Burası “iki saatte gezip çıkarım” müzesi değil.

Bir noktadan sonra müze değil, sanayi tarihinin içine düşmüşsünüz gibi hissediyorsunuz.

7. Türk ve İslam Eserleri Müzesi – 8,5/10

Burası hak ettiği ilgiyi görmeyen müzelerden.

Sultanahmet’te, İbrahim Paşa Sarayı’nın içinde.

Yani daha kapıdan girdiğiniz anda mekânın kendisi sizi yakalıyor.

İslam sanatları, hat, halı, el yazmaları ve farklı dönemlere ait eserler açısından son derece önemli.

Ancak buranın problemi biraz şu:

İstanbul’da Sultanahmet’e gelen turistin öncelik listesinde Ayasofya, Topkapı, Yerebatan, Sultanahmet Camii derken sıra buraya çoğu zaman gelmiyor.

Oysa gelmeli.

8. Masumiyet Müzesi – 8/10

Burada biraz farklı bir şey var.

Masumiyet Müzesi’ne gidince tarih ya da sanat eseri görmüyorsunuz.

Bir romanın içine giriyorsunuz.

Orhan Pamuk’un romanındaki eşyaların, insanların ve İstanbul’un bir araya geldiği tuhaf ama etkileyici bir dünya.

Burası “İstanbul’un tarihini öğreneyim” diye gidilecek bir yer değil.

Ama “İstanbul’un duygusunu hissedeyim” diyorsanız başka.

Bence dünyanın en ilginç edebiyat müzelerinden biri.

Ve İstanbul’a çok yakışıyor.

9. İstanbul Deniz Müzesi – 7,5/10

Denizcilik tarihine ilginiz varsa puanım yükselir.

Yoksa biraz daha aşağı düşebilir.

Ama Osmanlı denizciliği, saltanat kayıkları ve denizcilik tarihine ilişkin koleksiyonları nedeniyle kesinlikle görülmesi gereken yerlerden.

Özellikle İstanbul gibi denizle kurulmuş bir şehirde deniz müzesinin olması zaten başlı başına anlamlı.

10. Yıldız Sarayı – 7,5/10

Yıldız Sarayı son dönemde daha fazla ilgi görmeyi hak eden yerlerden.

Topkapı kadar “imparatorluğun başlangıcı” hissini vermiyor belki ama Osmanlı’nın son dönemini anlamak açısından çok önemli.

Burada başka bir Osmanlı görüyorsunuz.

Daha Batılılaşmış, daha kapalı, daha saray içi ve daha modernleşme sancıları yaşayan bir Osmanlı.

Bence tarih meraklılarının mutlaka görmesi gereken yerlerden.

Peki hangileri beni hayal kırıklığına uğratıyor?

Şimdi burası biraz tehlikeli.

Çünkü Türkiye’de bir müze hakkında “Burası kötü” dediğiniz anda birileri çıkıp “Sen sanattan anlamıyorsun” diyebilir.

Oysa kötü demiyorum.

İstanbul’un müze zenginliği içinde daha aşağıda buluyorum.

Bence bazı küçük özel müzeler, çok büyük iddialarla pazarlanıp içeri girdiğinizde beklentiyi karşılamayabiliyor.

Özellikle “İstanbul’un en iyi müzeleri” listelerinde sırf popüler oldukları için ilk sıralara yazılan bazı yerlerde insanın aklından şu geçiyor:

“İyi de burada yarım saat sonra ne yapacağım?”

Müze yalnızca Instagram fotoğrafı çekilecek güzel bir bina değildir.

İçeride sizi tutacak bir hikâyesi olması gerekir.

Bir müze size bir şey öğretmeli, bir şey düşündürmeli veya en azından sizi başka bir ruh hâline sokmalı.

Yoksa güzel bir dekorasyonun içinde vitrinlere bakıp çıkmış olursunuz.

 

Benim İstanbul müze sıralamam

1. İstanbul Arkeoloji Müzeleri – 10/10

2. Topkapı Sarayı – 10/10

3. Pera Müzesi – 9/10

4. İstanbul Modern – 9/10

5. Sakıp Sabancı Müzesi – 9/10

6. Rahmi M. Koç Müzesi – 8,5/10

7. Türk ve İslam Eserleri Müzesi – 8,5/10

8. Masumiyet Müzesi – 8/10

9. İstanbul Deniz Müzesi – 7,5/10

10. Yıldız Sarayı – 7,5/10

Ama bu listenin sonunda asıl söylemek istediğim başka bir şey var.

İstanbul’da müze gezmek, aslında İstanbul’u yeniden keşfetmenin yollarından biri.

Çünkü şehri yalnızca caddelerinden, restoranlarından, kafelerinden ve trafiğinden ibaret sanıyoruz.

Oysa İstanbul’un altında başka bir İstanbul var.

Roma’nın İstanbul’u.

Bizans’ın İstanbul’u.

Osmanlı’nın İstanbul’u.

Cumhuriyet’in İstanbul’u.

Ve bütün bunların üzerine kurulmuş bugünün İstanbul’u.

Bir gününüzü ayırıp Sultanahmet’te İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nden başlayın.

Sonra Topkapı’ya geçin.

Başka bir gün Pera’ya gidin.

Bir başka gün Tophane’de İstanbul Modern’e uğrayın.

Emirgan’da Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde oturun.

Haliç’te Rahmi Koç Müzesi’ni gezin.

Sonra bir akşam eve dönerken şehre biraz farklı bakın.

Belki trafikte yine sinirleneceksiniz.

Ama en azından artık neden bu kadar eski bir şehrin içinde yaşadığınızı biraz daha iyi biliyor olacaksınız.

İstanbul’un en büyük müzesi aslında İstanbul’un kendisi.

Müzeler ise o devasa müzenin odaları.

Ve bazı odalara insan hayatında bir kez değil, birkaç kez girmeli.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *