Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
22°
Ara

Sloganların esiri olmak mı, hakikatin peşinden gitmek mi?

YAYINLAMA:
Sloganların esiri olmak mı, hakikatin peşinden gitmek mi?

Tarih boyunca toplumları ayakta tutan en büyük güç ne zenginlik olmuştur ne de askeri kudret. Medeniyetleri yükselten asıl unsur, düşünen insan yetiştirebilme kabiliyetidir. Düşüncenin zayıfladığı, sorgulamanın yerini ezberin aldığı her toplum ise zamanla kendi geleceğini ipotek altına almıştır.

Bugün belki de en büyük krizimiz ekonomik, siyasi ya da teknolojik değil; düşünme krizidir.

Bosna'nın bilge lideri Aliya İzzetbegoviç'in Tarihe Tanıklığım adlı eserindeki şu cümle, içinde bulunduğumuz çağın fotoğrafını adeta önümüze koyuyor:

"Sloganlar düşüncenin yerini alan afyonlardır."

Afyon nasıl insanın iradesini uyuşturursa, sloganlar da zihni uyuşturur. Çünkü slogan düşünmeyi değil, tekrar etmeyi öğretir. Sorgulamayı değil, taraf olmayı teşvik eder. İnsanları hakikate değil, kalabalıklara yaklaştırır.

Bugün sosyal medya başta olmak üzere birçok mecrada fikirlerin yerini etiketler, delillerin yerini algılar, ilmin yerini ise sloganlar almış durumda. Bir cümleyle insanlar kahraman ilan ediliyor, yine bir cümleyle linç ediliyor. Araştırmak zahmetli geldiği için doğruluğu sorgulanmayan bilgiler elden ele dolaşıyor. Böyle bir ortamda düşünce değil, gürültü kazanıyor.

Oysa İslam'ın inşa etmek istediği insan tipi, alkışlayan değil; akleden insandır.

Kur'an-ı Kerim'de defalarca tekrarlanan "Hiç düşünmez misiniz?", "Akletmez misiniz?", "İbret almaz mısınız?" hitapları, Müslümanın zihinsel tembelliğe mahkûm olamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. İslam, teslimiyet dini olduğu kadar aynı zamanda tefekkür dinidir. İnanç ile akıl arasında duvar değil, köprü kurar.

Bu yüzden Hucurât Suresi'nin altıncı ayeti, gelen bir haberin doğruluğunu araştırmayı emreder. Çünkü doğrulanmamış bilgi, sadece yanlış bilgi değildir; aynı zamanda adaletsizliğin, iftiranın ve toplumsal ayrışmanın da başlangıcıdır.

Bugün yaşadığımız kutuplaşmaların önemli bir kısmı, araştırmadan konuşmanın ve düşünmeden hüküm vermenin sonucudur. Herkes konuşuyor; fakat çok az kişi dinliyor. Herkes hüküm veriyor; fakat çok az kişi delil arıyor.

İşte tam da burada Aliya'nın işaret ettiği tehlike karşımıza çıkıyor. Düşünmeyen toplumlar, slogan üretenlerin peşinden gider. Sorgulamayan kitleler ise kolayca yönlendirilir. Çünkü sloganlar, aklı değil duyguları hedef alır.

Oysa hakikat, sloganlardan daha derindir. Hakikat sabır ister, emek ister, ilim ister. Bazen kendi düşüncemizi bile eleştirebilmeyi gerektirir.

Kur'an'ın ortaya koyduğu adalet anlayışı da tam burada devreye girer. Maide Suresi'nin sekizinci ayeti, "Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin." buyurarak, adaletin dosta göre değil, hakikate göre tesis edilmesi gerektiğini bildirir. Gerçek adalet, sevdiğine ayrı, sevmediğine ayrı davranmamaktır.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; daha fazla slogan değil, daha fazla hikmettir. Daha fazla gürültü değil, daha fazla tefekkürdür. Daha fazla öfke değil, daha fazla adalettir.

Çünkü sloganlar kalabalık oluşturabilir; fakat medeniyet inşa edemez.

Medeniyet; düşünen, araştıran, sorgulayan ve hakikati kendi çıkarının önüne koyabilen insanların omuzlarında yükselir.

Belki de yeniden şu soruyu kendimize yöneltmenin vakti gelmiştir:

Konuştuğumuz sözler gerçekten kendi düşüncemizin ürünü mü, yoksa bize ezberletilmiş sloganların yankısından mı ibaret?

Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca bireysel duruşumuzu değil, nasıl bir toplum olacağımızı da belirleyecektir.


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *