Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
24°
Ara

Geleceğin Türkiye'si için yargı reformu

YAYINLAMA:
Geleceğin Türkiye'si için yargı reformu

Değerli okurlar, yapısal reform serime ilişkin ilk yazımda eğitimin bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli unsur olduğunu ve reform sürecinin ilk ayağının eğitim olması gerektiğini ifade etmiştim.
Ancak güçlü bir devlet yalnızca eğitimle ayakta kalamaz. Eğitimin yetiştirdiği insan kaynağını koruyacak, vatandaşın devlete olan güvenini güçlendirecek, yatırım ortamını geliştirecek ve toplumsal huzuru sağlayacak temel unsur adalettir. Bu nedenle yapısal reformun ikinci ayağı yargı reformu olmak zorundadır.

Devletlerin Yükselişi ve Adalet
Tarih boyunca kurulan devletler incelendiğinde yükseliş dönemlerinin ortak özelliğinin güçlü adalet sistemi olduğu görülmektedir. Ekonomik kalkınma, bilimsel gelişim, yatırım ortamı, sosyal huzur ve devlet otoritesi ancak adalet duygusunun güçlü olduğu toplumlarda kalıcı hale gelebilmektedir.
Bu nedenle adalet yalnızca hukukçuların konusu değildir. Adalet; ekonominin, eğitimin, güvenliğin ve kalkınmanın temelidir. Devlet geleneğimizin en önemli sözlerinden biri olan “Adalet mülkün temelidir.” anlayışı da yüzyıllardır bu gerçeği ifade etmektedir. Bugün gelişmiş demokrasilere baktığımızda ortak bazı ilkeler dikkat çekmektedir:  Hukukun üstünlüğü, Bağımsız ve tarafsız yargı, Kuvvetler ayrılığı, Güçlü denetim mekanizmaları, Şeffaf ve hesap verebilir kamu yönetimi,
ve güçlü ve bağımsız kurumlardır. Bu ilkeler yalnızca hukuk sistemini değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmayı, yatırım ortamını ve toplumsal huzuru da doğrudan etkilemektedir. Bir yatırımcı için en önemli güvence yalnızca ekonomik göstergeler değildir. Asıl güvence; öngörülebilir, tarafsız ve güven veren bir hukuk sistemidir. Vatandaş açısından da durum farklı değildir. İnsanlar haklarının korunacağına, hukuk önünde eşit olduklarına ve devlet kurumlarının tarafsız şekilde çalıştığına inandıkları ölçüde devlete olan güven güçlenmektedir.

Hukuk için güven esası
Bir hukuk devletinin en önemli sermayesi vatandaşlarının adalet sistemine duyduğu güvendir.
Ne yazık ki bugün ülkemizde yargıya duyulan güven konusunda ciddi tartışmalar yaşanmaktadır.
Son yirmi yılda yargı sisteminin kurumsal yapısında önemli anayasal değişiklikler gerçekleştirilmiştir.

Refendumlar ve yargının son hali
Özellikle 2010 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, ardından Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı ve üyelerinin belirlenme usulleri yeniden düzenlenmiştir. Aynı süreçte Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı, görev alanı ve üyelerin seçilme usulleri de önemli ölçüde değiştirilmiş; bireysel başvuru hakkı gibi önemli yenilikler hukuk sistemimize kazandırılmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte yüksek yargı organlarının oluşumunda yürütme organı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin belirleyici rolü artmıştır. Bu anayasal değişiklikler hukuk çevrelerinde, akademik çalışmalarda ve kamuoyunda yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve denge-denetim mekanizmaları bakımından farklı değerlendirmelere konu olmaya devam etmektedir. Demokratik hukuk devletlerinde önemli olan yalnızca yargının bağımsız olması değildir. Toplumun da yargının bağımsız ve tarafsız çalıştığına güven duyması gerekir. Çünkü adalet sistemine duyulan güven, verilen kararların içeriği kadar kurumların tarafsızlığına ilişkin toplumsal kanaat ile de doğrudan ilişkilidir.

Son yıllarda Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ilişkin yaşanan tartışmalar, yüksek yargı organları arasındaki görüş ayrılıkları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanma süreçleri de hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi yönündeki reform ihtiyacını yeniden gündeme taşımıştır. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir devlet olarak uluslararası hukuk sisteminin önemli bir parçasıdır. 

Ulusal hukuk ile uluslararası yükümlülükler arasındaki uyumun güçlendirilmesi, hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik açısından büyük önem taşımaktadır. Yargı mensuplarının görev güvencesinin güçlendirilmesi, mesleki kariyer süreçlerinin objektif kriterlere dayanması ve hâkim ile savcıların kararlarını yalnızca Anayasa, kanun ve vicdani kanaatleri doğrultusunda verebilecekleri bir çalışma ortamının oluşturulması demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez şartlarından biridir.

Yargı reformunun temel amacı; hiçbir kişi veya kurumun değil, hukukun üstünlüğünü güvence altına alan, tarafsızlığı tartışma konusu olmayan ve toplumun tamamına güven veren bir adalet sistemini inşa etmek olmalıdır. Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedef yalnızca ekonomik büyüme olmamalıdır.

Sonuç; Hedef; vatandaşın yargıya güven duyduğu, hukukun üstünlüğünün tartışmasız şekilde benimsendiği, kuvvetler ayrılığının etkin biçimde işlediği ve güçlü kurumların gelecek nesillere güvenle aktarılabildiği bir hukuk düzeni oluşturmak olmalıdır. Çünkü güçlü devletler yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil; hukuk sistemlerine duyulan güven, kurumlarının itibarı ve adalet anlayışlarıyla da güçlü olurlar.

Eğitim geleceği inşa eder.
Adalet ise o geleceği ayakta tutar.

Adaletin olmadığı yerde ne kalkınma kalıcı olur ne de toplumsal huzur sağlanabilir. Güçlü Türkiye’nin yolu; hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını ve kuvvetler ayrılığını esas alan güçlü bir hukuk devletinden geçmektedir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *