Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Açık
22°
Ara

Mahalle buluşması mı algı yönetimi mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Mahalle buluşması mı algı yönetimi mi?

Bakırköy Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu, 2024 Kasım-Aralık döneminde başlattığı mahalle buluşmalarını bu yıl da sürdürdü. Ancak bu kez yöntem değişti.

15 mahalleli Bakırköy'de geçtiğimiz dönemde her mahalleye gidilerek yapılan buluşmalar, bu yıl merkez mahalleler başta olmak üzere toplam 9 mahallenin belediye binasındaki salona davet edilmesiyle gerçekleştirildi.

Şimdi sormak gerekiyor: Vatandaşı belediye binasına çağırıp adına “mahalle buluşması" demek ne kadar doğru?

Kalan 6 mahallenin ise 4'ünün bir noktaya, diğer 2’sinin ayrı bir noktaya çağrılması ve bunun da yine "mahalle buluşması" olarak sunulması, açıkçası kavramın içini boşaltmaktan başka bir anlam taşımıyor.

Mahalleye gitmek yerine vatandaşı çağırmak

Mahalle buluşması dediğiniz şey, adından da anlaşılacağı üzere mahallede yapılır. Vatandaşın ayağına gidilir, sokakta, parkta, sahada dinlenir. Oysa burada tam tersi bir tablo var.

Nüfusun büyük kısmını oluşturan merkez mahalleler belediye salonuna çağrılıyor. Bu yöntem ne katılımı artırır ne de samimiyet üretir.

Ortaya çıkan tablo daha çok şunu gösterir o da, sınırlı bir katılımla, kontrol edilebilir bir ortamda toplantı yapmak ve sonrasında bu görüntüleri sosyal medyada paylaşmak.

Katılım mı, seçili katılımcılar mı?

Yapılan paylaşımlar sonrası da. Toplantılara katılanlara baktığımda başka bir gerçek de ortaya çıkıyor. Katılımcıların büyük bölümü zaten belediye yönetimiyle sık sık temas halinde olan, haftada en az bir kez iletişim kurabilen isimler.

Yani ortada yeni bir temas, yeni bir dinleme süreci yok.

Bu noktada akıllara şu soru geliyor:

Bu toplantılar gerçekten halkı dinlemek için mi yapılıyor, yoksa belirli bir çevreyle sınırlı bir iletişim mi kuruluyor?

Öte yandan CHP İlçe Başkanı ve yönetiminin bu toplantılarda yer almaması da ayrı bir dikkat çekici detay.

Sorunlar zaten biliniyor

Bakırköy'ün sorunları aslında yeni değil.

Kentsel dönüşüm başta olmak üzere; aksayan temizlik hizmetleri, zamanında toplanmayan çöpler, bozuk yollar ve kaldırımlar, yaz aylarında artan sinek ve haşere sorunu, hafta sonları sahil mahallelerinde yaşanan yoğunluk ve çevre kirliliği, vale sorunu, kaldırım işgalleri ve otopark problemi...

Bu liste uzatılabilir.

Ama asıl mesele șu:

Bunlar zaten belediyenin asli görevleri.

Yani vatandaşın "talep etmesi" gereken konular değil.

Talep; kültürde, sanatta, vizyonda olur.

Temizlik, altyapı ve düzen ise zaten yapılması gereken işlerdir.

Muhtar söylüyor, vatandaş söylüyor... Sonuç yok.

Üstelik bu sorunlar bilinmiyor da değil.

Mahalle muhtarlarının neredeyse tamamı, belediye yönetimiyle düzenli olarak görüştüklerini ve bu talepleri doğrudan ilettiklerini her fırsatta dile getiriyor.

Yani ortada "duyulmayan" bir sorun yok.

Aksine; iletilmiş, anlatılmış, tekrar edilmiş ama karşılık bulmamış bir tablo var.

Bu durumda şu soru da kaçınılmaz hale geliyor. 'Muhtarların ilettiği sorun çözülmüyorsa, belediye salonunda dile getirilen sorun nasıl çözülecek?' 

İletişim mi, algı mı?

Kameralar karşısında yapılan top-antılar, ardından servis edilen videolar, verilen mesajlar...

Tüm bunlar ister istemez șu soruyu gündeme getiriyor:

Bu süreç gerçekten bir yönetim anlayışı mı, yoksa bir iletişim stratejisi mi?

Daha açık söylemek gerekirse, bir "algı yönetimi" mi?

Üstelik bu algının kime yönelik olduğu da ayrı bir tartışma konusu.

Bu mesajlar kamuoyuna mı veriliyor, yoksa siyasi dengelere mi? Peki siyasi denge neresi? CHP'nin eski yönetimine mi, yeni yönetimine mi, yoksa Imamoğlu'nun kendisine mi?

Kent Konseyi nerede?

Bu sürecin bir diğer önemli boyutu da baa göre yaklaşan kent konseyi kongresi.

Normal şartlarda bu tür toplantıların kent konseyi öncülüğünde yapılması gerekir diye düsünüyorum. Çünkü kent

konseyleri, kentin farklı kesimlerini bir araya getiren, katılımı kurumsallaştıran yapılardır.

Ancak Bakırköy'de ortaya çıkan tablo bunun tam tersini gösteriyor.

Belediye yönetimi süreci doğrudan kendi kontrolünde yürütmeyi tercih ediyor. Kent konseyine alan açılmadığı gibi, konseyin de bu süreçte güçlü bir varlık gösterememesi de yine dikkat çekiyor.

Bu durumun arkasında farklı nedenler olabilir. Ancak sonuç değişmiyor:

Kent konseyi sahada görünür değil.

Asıl mesele: Geleceğin yönetim modeli

Tüm bu tabloya birlikte bakıldığında, "mahalle buluşmaları" sadece bugüne ait bir iletişim faaliyeti olmaktan çıkıyor, daha büyük bır resmin parçası haline geliyor.

Bu toplantılar, yaklaşan kongre öncesinde şekillendirilmek istenen bir katılım modelinin, yeni bir kent konseyi anlayışının ön hazırlığı olarak da okunabilir.

Yani mesele sadece mahallelerle buluşmak değil.

Mesele; kimin söz sahibi olacağı, katılımın nasıl şekilleneceği ve Bakırköy'ün gelecekte nasıl bir yönetim anlayışıyla yönetileceği.

Bugün yapılan her toplantı, aslında yarının Bakırköy'ünü tarif ediyor.

Kontrollü görünürlük, sınırlı; şeffaflık

Bir başka dikkat çekici husus ise Sayın Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu'nun göreve geldiği günden bu yana basınla neredeyse hiç bir araya gelmemiş olmasıdır. Oysa şeffaf ve hesap verebilir bir yerel yönetim anlayışının en temel unsurlarından biri, gazetecilerin sorularına açık olmak, eleştiriye doğrudan muhatap olmaktır.

Buna karşın kamuoyunun karşısına yalnızca "Serhan Asker ile Görkemli Hatıralar" gibi özel programlar aracılığıyla çıkılması, iletişımin seçilmiş ve kontrol edilebilir alanlarda tutulduğunu göstermektedir.

Bu durum ister istemez șu soruyu akıllara getiriyor: Gerçekten halkla iletışım mi kurulmak isteniyor, yoksa sadece konforlu alanlarda görünür olmak mı tercih ediliyor?

Gazetecilerle doğrudan temas kurmaktan kaçınılması ise, yönetimin eleştirel sorular karşısında mesafeli durduğunu ve bu mesafenin arkasında bir çekingenlik, hatta bir tür kaçınma refleksi olabileceğini düşündürüyor.

İsimler degişti, tavır değişmedi

 Aslında bu tablo Bakırköy için yeni de değil. Sayın Başkan'dan önce görev yapan Bülent Kerimoğlu döneminde de basınla benzer bir mesafe söz konu-suydu. Oysa kendisi göreve geldiğinde, önceki yönetimin kamuoyunda hata olarak görülen pek çok uygulaması basın tarafından dile getirilmiş, uyarılar yapılmıştı. Bugün ortaya çıkan manzaraya bakıldığında, eleştiriye mesafeli durmanın sonuçlarının değişmediğini görmek zor değil.

Bir hatırlatma yapmakta fayda var:

Geçtiğimiz dönemde Sayın Kerimoğlu, seçimlere yaklaşırken özel bir kahvaltı programı düzenlemiş ve gazetecileri tek tek davet ettirmişti. Ancak bizler, yıllar boyunca dile getirdiğımiz eleştirilerin dikkate alınmadığını gördüğümüz için bu davete katılmamayı tercih ettik ve gerekçemizi de açıkça ifade ettik.

Çünkü gazetecilik, davet sofralarında şekillenen bir ilişki değil, kamu adına sorumluluk taşıyan bir duruştur.

Bu vesileyle bir kez daha altını çizmek gerekir: Bizleri reklamla, davetle ya da herhangi bir maddi karşılıkla etkileyeceğini düşünenlere açık bir mesajımız var. Hiçbir maddi güç, doğru bildiğimizi söyleme irademizi satın alamaz.

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *