Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Az bulutlu
20°
Ara

Konutun “Wellness” hali

YAYINLAMA:
Konutun “Wellness” hali

Konut projelerine hiçbir zaman yalnızca metrekare, cephe, plan çözümü ya da malzeme kalitesi üzerinden bakamadım. Elbette bunların hepsi önemli. Ama günün sonunda iyi bir evin bana göre bir temel sorusu daha var.:

İçeri girdiğinizde bedeniniz ne söylüyor? 

Omuzlarınız gevşiyor mu, nefesiniz değişiyor mu, ışık sizi iyi karşılıyor mu, sesler sizi yoruyor mu?
Winston Churchill’e atfedilen çok sevdiğim bir söz var: “Önce biz binaları şekillendiririz, sonra binalar bizi şekillendirir.” Bence bu cümle, mimarlığın hayatımızdaki görünmez gücünü çok sade biçimde anlatıyor. 

Son dönemde Etiler’de gündeme gelen WELL sertifikalı wellness rezidans projesi de bence yalnızca bir gayrimenkul haberi olarak okunmamalı. Evet, bir marka tarafından geliştirilen ticari bir proje var ve doğal olarak kendi iletişim dilini kuruyor. 

Ancak…

Burada dikkatli olmamız gereken bir nokta var. “Wellness” kavramını yalnızca pahalı bir rezidans modeli, spa alanı, yoga stüdyosu, biohacking odası ya da lüks hizmet paketi gibi algılamak çok eksik olur. Hatta belki de wellness fikrinin en yalın karşılığını bazen bir kır evinde bulabiliriz. Sabah doğal ışıkla uyanmak, pencereyi açtığınızda temiz hava almak, kuş sesini duymak, toprağa basmak, gölgenin gün içinde evin içinde yer değiştirmesini izlemek, akşam olduğunda gerçekten karanlığı hissedebilmek… Bunların hiçbiri yeni icat edilmiş şeyler değil. Aksine, insanın mekânla kurduğu en eski ve en doğal ilişkiler.

Bir kır evi, çoğu zaman bize bu iyi olma halini kendiliğinden sunar. Sessizlik vardır, açık hava vardır, doğayla temas vardır, bedenin yavaşlamasına izin veren bir ritim vardır. Pencerenin önüne konmuş bir sandalye, sabah güneşi alan küçük bir mutfak, gölgeli bir teras ya da rüzgârı doğru alan bir oda bile yaşam kalitesini değiştirebilir. Bu nedenle wellness meselesini sadece yeni bir sektör başlığı olarak değil, iyi evin temel niteliklerini yeniden hatırlama fırsatı olarak görmek gerekir.

Asıl zor olan, bütün bunları İstanbul gibi yoğun bir şehirde kurabilmek. Çünkü İstanbul’da ev, çoğu zaman trafikten, gürültüden, kalabalıktan, hava kirliliğinden ve zihinsel yorgunluktan sonra sığındığımız son eşik. Burada temiz hava, sessizlik, iyi ışık, mahremiyet, güvenli açık alan ve huzurlu bir uyku kendiliğinden gelmiyor; tasarlanması, korunması ve çoğu zaman teknolojiyle desteklenmesi gerekiyor.

Bu yüzden İstanbul’daki wellness konut tartışmasını bir reklam başlığı olarak değil, daha geniş bir mimarlık sorusu olarak okumak gerekir.

Konutun geleceği bana göre artık daha büyük lobilerde, daha parlak yüzeylerde ya da yalnızca daha fazla hizmette değil. Gelecek, insanın bedenini, zihnini ve gündelik hayatını anlayan mekânlarda.

Kimi zaman bu bir kır evinin verandasında çok doğal biçimde karşımıza çıkar. Kimi zaman da

İstanbul’un ortasında, yoğun kentsel baskılara rağmen bilinçli tasarım, doğru mühendislik ve iyi işletme kültürüyle yeniden üretilmeye çalışılır.

Belki de bugün “wellness” dediğimiz şey, aslında “öz” e dönmektir.
İnsanın ışıkla, havayla, sessizlikle, doğayla ve kendi ritmiyle yeniden bağ kurmasıdır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *