Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
12°
Ara

Masa var, meydan yok

YAYINLAMA:
Masa var, meydan yok

Dün filoyu yazdık. Sumud’da insanlığın vicdanını yazdık. Bugün de emeğin vicdanını yazmak gerekiyor. Çünkü Gazze’ye yardım götüren geminin karşısına savaş gemisi çıkıyorsa, işçinin bayramının karşısına da barikat çıkıyor.

 Biri dünyada vicdanın sınavıydı, diğeri memlekette emeğin sınavı oldu.

1 Mayıs’tan bir gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, işçi, memur ve işveren temsilcileriyle Külliye’de, yani Saray’da bir araya geldi. “İşçinin, emekçinin, çalışanların aleyhine hiçbir adım atmayız” dedi. Sendikaları da “yol arkadaşı” olarak gördüklerini söyledi.

Güzel söz. 

Ama ertesi gün İstanbul’da o yolun nereye çıkacağına yine işçi değil, devlet karar verdi.

İstanbul Valiliği, 1 Mayıs kutlamaları için Kadıköy Rıhtım Meydanı ve Kartal Meydanı’nı işaret etti. Beyoğlu, Şişli, Fatih ve Beşiktaş’ta ise miting, yürüyüş, basın açıklaması, oturma eylemi ve benzeri etkinlikler yasaklandı.

Yani emekçinin bayramı daha başlamadan sınırları çizilmiş oldu.

Sonra beklenen oldu. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyenler Mecidiyeköy’de toplanmaya çalıştı. Polis biber gazı ve TOMA ile müdahale etti. Saat 12.00 itibarıyla 200’den fazla kişinin gözaltına alındığı haberleri geldi.

Demek ki mesele sadece bir meydan meselesi değil. Mesele, işçinin kendi bayramında kendi sözünü nerede söyleyebileceği meselesi.

Eğer “yol arkadaşı” denilen işçinin yolu barikatla kesiliyorsa, orada masadaki sıcak söz ile sokaktaki soğuk gerçek birbirine uymuyor.

Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nda Taksim’e çıkmak isteyen HKP üyelerine de müdahale edildi. Bazı partililer yere yatırılıp ters kelepçeyle gözaltına alındı. Taksim’e girmek isteyen öğrencilerin de önü kesildi. 

O görüntü, 1 Mayıs’ın bayramdan çok güvenlik meselesi gibi ele alındığını bir kez daha gösterdi.

Oysa Taksim sıradan bir meydan değil.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da Taksim’de yaptığı açıklamada bunu hatırlattı. “Taksim işçi sınıfının hafızasıdır” dedi. 1977’yi, yasakları, darbeleri hatırlattı. “Bu meydan mücadelemizdir” sözleriyle de meselenin sadece bugüne ait olmadığını anlattı.

Anayasa Mahkemesi de daha önce 1 Mayıs’ta Taksim’de yapılmak istenen gösterinin engellenmesiyle ilgili hak ihlali kararı vermişti. Buna rağmen her 1 Mayıs’ta aynı tartışmanın dönüp dolaşıp yeniden yaşanması, hukuk ile uygulama arasındaki mesafeyi gösteriyor.

Ama 1 Mayıs sadece İstanbul’dan ibaret değildi.

Ankara Tandoğan Meydanı’nda Doruk Madencilik işçileri vardı. Uzun süre ücret ve tazminat hakları için mücadele eden işçiler, taleplerinin kabul edilmesinin ardından alana bu kez buruk değil, sevinçli çıktı.

Bir işçinin, “İlk defa 1 Mayıs’ı kutluyoruz. Çünkü biz hep çalışıyorduk. İkinci bayramımız oldu” sözleri aslında 1 Mayıs’ın bütün anlamını tek başına anlatıyordu.

 Çünkü işçi için bayram, sadece izin günü değildir. 

Hakkını alabildiği gündür. Maaşı yattığında, tazminatı ödendiğinde, çocuğunun yüzüne biraz daha rahat bakabildiğinde bayram olur. Doruk Madencilik işçilerinin “İki bayramı bir arada yaşıyoruz” demesi bu yüzden kıymetliydi.

 Yol arkadaşına izin çıkmadı

TÜRK-İŞ de Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı. Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Irgat’ın sözleri, işçinin bugünkü halini özetliyordu. Eskiden işsiz olan yoksul sayılırken, bugün çalışanların yoksullukla mücadele ettiğini söyledi. Daha yılın ilk üç ayında ücretlerin enflasyon karşısında eridiğini vurguladı.

HAK-İŞ de Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bıraktı. Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Kayabaşı, “İşsizliğin intiharlara dönüşmediği bir Türkiye için buradayız” dedi. İnsan onuruna yaraşır iş, adil ücret, iş cinayetlerine artık yeter ve sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması çağrısı yaptı.

 Tokat’ta ise başka bir fotoğraf vardı.

 Öz İplik İş Sendikası, Şık Makas CRS Tekstil fabrikasında 1 Mayıs etkinliği yaptı. Zorlu kriz sürecinin ardından işçiler, “Fabrikamız kapanmayacak, işimizin başındayız” mesajı verdi.

 Bu da emeğin başka yüzüydü.

 Bir yerde işçi meydana çıkmak için barikatla karşılaşıyor, başka bir yerde fabrikasının kapanmaması için ayakta durmaya çalışıyor. Tokat’taki işçinin derdi meydan kadar ekmek kapısıydı. Halay da bu yüzden sadece eğlence değil, “buradayız” deme biçimiydi.

 Bütün bu fotoğrafları yan yana koyunca 1 Mayıs’ın asıl cümlesi kendiliğinden ortaya çıkıyor:

Masa var, meydan yok.

Çelenk var, serbest kürsü yok.

Bayram var, ama bayramın çevresinde barikat var.

İşçi var, ama işçinin sesi kimi zaman izin verilen alan kadar duyuluyor.

 

Külliye’de işçiye “yol arkadaşımız” denildi. İstanbul’da o yolun Taksim’e çıkmasına izin verilmedi. Ankara’da Doruk Madencilik işçisi hakkını aldığı için ikinci bayramını yaşadı. Tokat’ta tekstil işçisi fabrikasına sahip çıktı. Taksim’de sendikalar çelenk bıraktı. Mecidiyeköy’de, Beşiktaş’ta, ara sokaklarda ise gaz, TOMA ve gözaltı vardı.

 

İşte 1 Mayıs’ın bugünkü özeti bu.

 

Eğer bu ülkenin yükünü işçi taşıyorsa, işçinin sözü de bu ülkenin meydanlarında özgürce duyulmalı. Eğer emek kutsalsa, emekçinin yürüyüşü tehdit gibi görülmemeli. Eğer sendikalar gerçekten yol arkadaşıysa, o yolun sonuna barikat değil meydan çıkmalı.

 

Dün Sumud’da insanlığın vicdanını aradık.

Bugün 1 Mayıs’ta emeğin vicdanına baktık.

Ve gördük ki vicdan bazen denizde bir geminin önünde, bazen de bir meydanın girişinde sınanıyor.

 

Son bir söz de meslektaşlarımıza…

 Ben 1 Mayıs günü sahada değildim. Ancak sahadaki muhabir arkadaşlarımızdan olanı biteni öğrendik. Bu vesileyle, tüm beden işçileri gibi zorluk yaşayan fikir işçileri gazeteci meslektaşlarımızın da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü saygıyla kutluyorum.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *