Trump çıkış yolu arıyor!
Amerika yine bildik Amerika!
Önce yumruğu masaya vurur. Sonra o yumruğun masayı, evi, mahalleyi dağıttığını görünce “Buradan nasıl çıkarız?” diye kapı arar.
Eric Cortellessa’nın Time’da çizdiği tablo tam da bunu anlatıyor. Trump, İran’a karşı sertlik gösterisinin kısa sürede bir zafer fotoğrafına dönüşeceğini sandı. Oysa savaş dediğin, seçim mitinginde atılan slogana benzemez. Televizyon ekranında kırmızı oklarla anlatılan harekât planları, gerçek hayatta tabutla, zamla, korkuyla ve belirsizlikle geri döner.
Emperyalist aklın çıkmazı
İran’ı da öyle okudular. İsrail’le birlikte sivil alanları vurmaları yetmezmiş gibi, önceki gün bir de henüz tamamlanmamış köprüyü hedef aldılar. “Bir iki sert hamle yapar, sonra geri çekilir” diye düşündüler. Ama anlamadıkları şu: Ortadoğu, Washington’daki klimalı odalarda çizilen haritalara benzemez. O coğrafyada her hesap, başka bir hesabı tetikler. Her füzenin gölgesi petrol fiyatına da düşer, sokağın öfkesine de düşer, seçim sandığına da düşer.
Şimdi çıkış yolu aranıyorsa sormak gerekir: Savaşa girerken akıl neredeydi?
Çıkışı düşünmeden girilen her yol, bataktır. Hele mesele Ortadoğu ise… Bu bölgeye bakan büyük güçler hâlâ aynı hastalıktan muzdarip: Tarihi bilmiyorlar, toplumu tanımıyorlar, hafızayı küçümsüyorlar. Sanıyorlar ki yüksek teknolojiyle her direnci kırarlar. Oysa bazen en gelişmiş bomba, en ilkel siyasi yanılgının üstünü örtemez
Bugün Washington’un derdi sadece İran değil. Artan benzin fiyatları… Düşen piyasalar… Tabutları gelen askerler… Büyüyen protestolar… Yani savaşın faturası artık dış politik bir mesele olmaktan çıkıp iç politik bir yangına dönüşüyor. Sarayların en büyük korkusu da budur zaten: Uzakta başlattıkları ateşin, içeride kendi koltuklarını ısıtmaya başlaması. Time’ın aktardığı tablo da tam olarak bunu söylüyor.
Trump’ın açmazı burada.
Bir yandan “güçlü lider” görüntüsünü korumak istiyor. Öte yandan savaş uzadıkça o görüntü çatlıyor. Çünkü modern siyasette savaş, eskisi gibi sadece cephede kaybedilmez; market rafında, benzin istasyonunda, borsa ekranında ve cenaze töreninde de kaybedilir.
Amerikan halkına yıllardır bir masal anlatıldı: “Biz vururuz, sonuç alırız, döneriz.” Oysa artık dünya o kadar basit değil. Bir ülkeye saldırdığınızda sadece o ülkeyle savaşmazsınız. Ekonomiyle savaşırsınız, enerjiyle savaşırsınız, bölgesel dengelerle savaşırsınız, kendi toplumunuzun sabrıyla savaşırsınız.
Ve en önemlisi, gerçekle savaşırsınız.
Gerçek şudur: Savaş başlatmak, barış kurmaktan kolaydır.
Bugün Trump’ın aradığı şey bir barış değil; yenilgi gibi görünmeyecek bir geri çekiliş biçimi. Emperyalist siyaset çoğu zaman buna “strateji” der. Oysa halkların gözünde bunun adı çoğu kez yanlış hesaptır, kibirdir, öngörüsüzlüktür.
İran meselesi bize bir kez daha şunu gösteriyor: Dünya, birkaç liderin öfkesine bırakılmayacak kadar hassas bir yer. Hele nükleer başlıkların, petrol boğazlarının, mezhep fay hatlarının ve vekâlet savaşlarının ortasında…
Bir yanlış hesap, sadece bir başkenti değil, bir bölgeyi ateşe verir.
Trump şimdi bir çıkış rampası arıyor olabilir. Ama asıl soru şudur: O rampaya gelene kadar kaç insan ölecek, kaç ev yıkılacak, kaç ülke sarsılacak?
Tarih, savaşı başlatanların nutuklarını değil, savaşın altında ezilen insanların çığlığını hatırlar.
Güç gösterisi ile devlet aklı aynı şey değildir.
Bunu anlamayanlar önce alkış toplar, sonra enkaz sayar.