Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı az bulutlu
13°
Ara

Dünya Kupası sahada yeni savaş ise tribünde

YAYINLAMA:
Dünya Kupası sahada yeni savaş ise tribünde

Asıl mesele İran’ın Dünya Kupası’na gelip gelmemesi değil; ABD ile aynı sahaya çıkmaları hâlinde futbolun bu gerilimi taşıyıp taşıyamayacağıdır.

2026 Dünya Kupası daha başlamadan büyük bir tartışmanın ortasında. 11 Haziran’da başlayacak, 19 Temmuz’da bitecek turnuvaya ABD, Kanada ve Meksika ev sahipliği yapacak. İran ise turnuvaya katılmaya hak kazanan ülkeler arasında yer alıyor. Kâğıt üstünde bu, futbolun olağan takvimi gibi görünüyor. Ama saha dışındaki tablo bambaşka. Çünkü bu kez tartışma fikstürden çok daha büyük: Bir yanda futbolun birleştirici dili, öte yanda savaş, güvenlik kaygıları, vize engelleri ve FIFA’nın takvime sarılan tavrı var.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenleyeceği bu turnuvada asıl düğüm ABD ayağında atılıyor. Reuters’a göre İran’ın grup aşamasındaki maçları ABD’de planlanmış durumda; iki maç Los Angeles’ta, bir maç da Seattle’da oynanacak. Yani sorun teorik değil, doğrudan sahaya ve tribüne dokunuyor. İran sahaya çıkacak mı, çıkarsa hangi şehirde oynayacak, takım ve taraftarlar nasıl bir muamele görecek? Bu sorular artık spor sayfalarının dar sınırını aştı. Dünya Kupası, daha ilk düdük çalmadan siyasetin sert duvarına çarpmış durumda.

FIFA yıllardır aynı cümleyi kuruyor: Futbol insanları bir araya getirir. Kulağa hoş geliyor. Hatta kulağa tam da bir Dünya Kupası reklamı gibi geliyor. Ama gerçek hayat reklam metni gibi işlemiyor. Hele konu savaş, göçmen politikaları, seyahat engelleri ve devletler arası gerilim olduğunda, “futbol siyasetin üstündedir” sözü hızla havada kalıyor. Çünkü devletler savaşıyor, sınırlar sertleşiyor, insanlar eleniyor; ama top sahaya çıktığında herkesten oyunun büyüsüne teslim olması bekleniyor.

Mesele takvim mi?

Bugün gelinen noktada tartışmanın kalbi çok açık. İran Futbol Federasyonu Başkanı Mehdi Taj, maçların ABD’den Meksika’ya alınması için FIFA ile görüştüklerini söylüyor. Donald Trump ise İran takımının oynayabileceğini, ancak bunun “kendi can güvenlikleri açısından” uygun olmayabileceğini dile getiriyor. FIFA’nın Reuters’a verdiği yanıt ise daha da dikkat çekici: Kurum, tüm takımların 6 Aralık 2025’te açıklanan maç takvimine göre oynamasını beklediğini söylüyor. Yani ortada büyüyen siyasi ve güvenlik krizine rağmen FIFA’nın ilk refleksi yine takvimi korumak oluyor.

Burada asıl dikkat çeken nokta FIFA’nın tavrı. Kurum bir yandan kapsayıcılıktan, insan haklarından ve oyunun evrenselliğinden söz ediyor. Öte yandan, turnuvaya haftalar kala insan hakları örgütleri, gazeteciler ve taraftarlar ciddi kaygıları dile getiriyor. Küresel organizasyon olan Sport & Rights Alliance, ABD’nin göçmenlik politikalarının ve basın özgürlüğüne ilişkin kaygıların taraftarlar, gazeteciler, işçiler ve yerel topluluklar için risk yarattığını söyleyerek FIFA’ya açık çağrı yaptı. Buna rağmen FIFA’dan gelen ana mesaj değişmiyor: Turnuva oynanacak. Sanki mesele yalnızca takvim meselesiymiş gibi.

Oysa tehlike tam da burada başlıyor. Dünya Kupası gibi dev organizasyonlar yalnızca spor etkinliği değildir. Aynı zamanda devletlerin vitrinidir. Açılış töreni, dolu tribünler, yıldız futbolcular, final gecesi ve kupayı kaldıran takım hafızada kalır. Ama o sırada sınırda bekletilen insanlar, reddedilen vizeler, ağır güvenlik politikaları ve savaşın yarattığı korku çoğu zaman arka planda kaybolur. Futbol bazen gerçeği görünmez kılan çok güçlü bir ışığa dönüşür. Üstelik bu ışık, olan biteni unutturmakla kalmaz; bazı iktidarların elinde bir meşruiyet dekoruna da dönüşebilir.

Tribündeki adaletsizlik 

Bu yeni bir durum da değil. Rusya’da da oldu, Katar’da da yaşandı. Rusya 2018, insan hakları ihlalleri, baskıcı yönetim tarzı ve turnuvanın bir vitrine dönüştürülmesi tartışmalarıyla gündeme geldi. Katar 2022 ise göçmen işçilerin ağır çalışma koşulları, ücret gaspları ve geniş insan hakları eleştirileriyle anıldı. Boykot çağrıları yapıldı, sert tartışmalar yaşandı, vicdan vurgusu öne çıktı. Ama top dönmeye başlayınca dünyanın dikkati yeniden gole, kupaya ve yıldızlara çevrildi. Futbolun çekim gücü, çoğu zaman etik kaygıları gölgede bıraktı. Bugün 2026 için de benzer bir risk kapıda duruyor.

Üstelik sorun yalnızca İran’ın durumu değil. Tribündeki adaletsizlik de şimdiden büyüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın güncel listesine göre Cezayir, Cabo Verde, Fildişi Sahili, Senegal ve Tunus dâhil birçok ülkenin vatandaşları için B1/B2 vizelerinde 5 bin, 10 bin ya da 15 bin dolarlık teminat istenebiliyor; tutar vize görüşmesinde belirleniyor. Guardian’ın aktardığına göre bu durum, Dünya Kupası’na gitmek isteyen bazı Afrika ülkesi taraftarları için fiili bir engel yaratıyor. Kısacası eşitsizlik sadece sahada başlamıyor; tribüne girişte de başlıyor.

İşte 2026 Dünya Kupası’nın gerçek sınavı burada. İran oynayacak mı, hangi statta oynayacak, güvenlik nasıl sağlanacak, taraftarlar nasıl seyahat edecek? Bunların hepsi önemli. Ama daha önemli bir soru var: Ya ABD ile İran bu turnuvada karşı karşıya gelirse? O zaman futbol gerçekten gerilimi taşıyan bir zemin mi olacak, yoksa siyasetin bütün yükü sahanın ortasına mı bırakılacak? Böyle bir eşleşmede konuşulacak şey taktik, form durumu ve skor mu olur; yoksa marşlar, güvenlik koridorları ve diplomatik krizler mi?

Çünkü bazen sahada oynanan maçtan daha büyük olan şey, tribünün neyi görmezden geldiğidir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *