Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
5°
Ara

Enerjide devlet iradesi sahaya iniyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Enerjide devlet iradesi sahaya iniyor

Geçtiğimiz hafta bu köşede “Güneşimiz var, şebekemiz yok” başlığıyla önemli bir yapısal çelişkiye dikkat çekmiştim. Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelinin kâğıt üzerinde güçlü, sahada ise sınırlı kalmasının temel nedeninin üretim isteği değil; şebeke kapasitesi, bağlantı izinleri ve bürokratik tıkanıklıklar olduğunu vurgulamıştım.

Bu hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıkladığı 3 bin 500 megavatlık öz tüketim amaçlı yenilenebilir enerji kapasite tahsisi, tam da bu eleştirinin sahadaki karşılığı niteliğinde. Bu karar, yalnızca yeni bir kapasite duyurusu değil; yıllardır yatırımcının önünde duran “şebeke yok” bariyerinin aşılacağına dair güçlü bir irade beyanıdır.

Enerji artık sadece üretilen ya da tüketilen bir girdi değildir. Bugün enerji; ülkelerin rekabet gücünü, sanayisinin direncini ve ekonomik bağımsızlığını belirleyen stratejik bir unsurdur. Türkiye, bu gerçeği uzun süredir tartışıyor; ancak ilk kez bu ölçekte sahaya yansıtan somut bir adım atıyor.

Sanayi tesislerinin, fabrikaların ve otellerin kendi enerjisini üretmesi; yalnızca elektrik faturalarını düşüren teknik bir çözüm değildir. Bu model, karbon ayak izini azaltan, işletmeleri küresel tedarik zincirlerine uyumlu hale getiren ve ihracat kabiliyetini güçlendiren rekabetçi bir sanayi politikasıdır. Öz tüketim, çevresel hassasiyetin ötesinde, doğrudan ekonomik değer üreten bir dönüşümdür.

Ancak bu noktada göz ardı edilmemesi gereken kritik bir gerçek var. Yatırımcılar uzun süredir öz tüketim projelerinde kapasite tahsisi, bağlantı izinleri ve şebeke kısıtları nedeniyle ciddi darboğazlarla karşı karşıya kaldı. Projesi hazır, finansmanı tamamlanmış pek çok yatırım; kapasite bulunamadığı için rafa kaldırıldı. Açıklanan 3.500 megavatlık tahsis, işte bu tıkanıklığın açılması açısından bir eşik niteliği taşıyor. Doğru ve hızlı uygulandığı takdirde, beklemede olan yatırımların sahaya inmesini ve yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesini sağlayacaktır.

Bakan Bayraktar’ın altını çizdiği önceliklendirme yaklaşımı da ayrıca önemlidir. Kamu kurumları, stratejik sektörler ve ihracat kabiliyeti olan işletmelerin öncelemesi; enerji politikalarının günü kurtaran değil, ekonomik değer üreten uzun vadeli bir perspektifle ele alındığını gösteriyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve küresel tedarik zincirlerindeki dönüşüm dikkate alındığında, öz tüketim modeli artık bir tercih değil; kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir.

Temennimiz; bu güçlü iradenin yalnızca sözlerde ve kâğıt üzerinde kalmaması, sahada hızlı ve somut biçimde karşılık bulmasıdır. Alınan kararların sanayiciye, ihracatçıya ve GES yatırımcılarına gecikmeden, şeffaf ve eşit şekilde yansıması; sürecin bürokratik yüklerden arındırılarak gerçek bir kolaylaştırma mekanizmasına dönüşmesi kritik önem taşımaktadır.

Çünkü artık mesele güneşin olup olmaması değil; o güneşi sisteme alabilecek planlamayı, kararlılığı ve cesareti gösterebilmektir. Enerji, doğru yönetildiğinde yalnızca bir maliyet kalemi değil; ülkenin kaderini belirleyen stratejik bir güçtür.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *