Bakırköy’de sessiz bir konsey: Umuttan hayal kırıklığına
Geçtiğimiz dönemde haklı tepkilerle ve sert eleştirilerle gündeme gelen Bakırköy Kent Konseyi’nin ardından, yeni yönetim Bakırköylüler için taze bir umut kapısı olmuştu.
Bu umudun merkezinde; kişiliği, duruşu, yıllara yayılan kent mücadelesi ve TÜKODER Genel Başkanlığı kimliğiyle ilçenin neredeyse tamamının güvenini kazanan Aziz Koçal vardı. Üstelik Koçal, belediye başkanı ve yardımcılarının da açık desteğiyle seçilmişti.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, o umut yerini derin bir hayal kırıklığına bırakmış durumda.
Nasıl telafi edilir, doğrusu bilmiyorum.
Bakırköy’ün son iki yıllık yerel yönetim sürecinde kalpleri en çok ısıtan gelişme, ilçenin tanınan bir isminin Kent Konseyi Başkanı olmasıydı.
Ne var ki, şimdi karşı karşıya olduğumuz tabloyu tarif etmek güç: Sessizlik.
Ve bu sessizlik, Bakırköy’de ister istemez yeni soruları beraberinde getiriyor.
Neden suskun Aziz Koçal?
Oysa Kent Konseyi; bir kentin yerel yönetimine yurttaşların katılımını sağlamak ve halkın sözünü karar mekanizmalarına taşımak için kurulmuş, belediye meclisine “kent kararı” niteliğinde önerge sunabilen demokratik bir yapıdır.
Yani susmak için değil, konuşmak için vardır.
Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu, Aziz Koçal’ın başkanlığına destek verirken şöyle dememiş miydi?
“Türkiye’de sivil toplumun en güçlü olduğu yerleşimlerden biri olan #EvimizBakırköy’de ortak akıl ve uzlaşma anlayışıyla birlikte çözüm üreteceğiz.”
Peki öyleyse neden bugüne kadar hiçbir paylaşımında Kent Konseyi’yle bir araya geldiğini görmedik?
Neden kentin sorunlarını birlikte değerlendirmedi, neden konseyden gelen “kent kararlarını” belediye meclisine taşımadı?
#EvimizBakırköy’de Kent Konseyi’ne gerçekten bir yer var mı?
Belki de en temel soru bu:
Sahi, Bakırköy Kent Konseyi’nin neden hâlâ bir yeri yok?
Belki belediye “Çalışma yaptılar da biz mi reddettik?” diyecektir. Ama yeri, adresi, ofisi olmayan bir konseyin ne kadar işlevli olabilir?
STK’ların tek çatı altında toplanması gereken bir yapı, kendi çatısına bile sahip değilken nasıl örgütlenebilir?
Evrakını koyacak, toplantısını yapacak, misafirini ağırlayacak bir mekânı olmayan konsey, kurumsal temsilini nasıl sürdürecek?
Bu durum, söylem ve eylem birlikteliği noktasında Başkan Ovalıoğlu’nun da sorgulanmasına yol açmıyor mu?
Belki de birileri “Kent konseyine gerek yok” anlayışıyla hareket ediyor.
Oysa konsey ilk kurulduğunda, imkansızlıklara rağmen birçok kent konseyinden daha aktifti.
Ne var ki zamanla o enerji yerini sessizliğe bıraktı.
Bugün kent konseyi de bileşenleri de dikkate alınmıyor.
Kendilerine alan tanınmadıkça, sessizlikleri daha da derinleşiyor.
Üstüne bir de geçmiş döneme ait süregelen bir yargı süreci var.
Eski Kent Konseyi Başkanı Halim Kızılırmak’ın açtığı dava mahkemece reddedilmesine rağmen, karar temyize taşındı ve dava halen sürüyor.
Bu nedenle yönetim devri yapılamadığı gibi, evrak ve yönergeler de yeni yönetime teslim edilmemiş.
Zaten ortada onları koyacak bir “konsey binası” da yok.
Böyle olunca Bakırköy’de tablo bir tür “biri ne yaptı ki, öteki ne yapsın” hikayesine dönmüş, evrak koyacak bir dolabı bile olmadığı için ‘Çantada Konsey’ diye anılan bir yapı olmuş.
İki ayrı başkanlık algısı, devam eden dava süreci ve Aziz Koçal’ın ulusal kent konseyi toplantılarına katılamaması, bu sessizliği daha da netleştiriyor.
Bir başka tartışmalı nokta da şu:
Capacity AVM dosyasında adı geçenlerin büyük kısmı tahliye edilirken, “halkın can ve mal güvenliği tehlikede” diyen ve bu süreçte tutuklu kalan tek isim olan, tutuklu haliyle bile, 'başlattığım işlemlerin devam etmesini diliyorum' diye mesaj gönderen Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz’le ilgili sessizlik de sürüyor.
Ayşegül Ovalıoğlu’nun bu konuda tek kelime etmemesi, üstelik Koçal’ın da ‘Kent Konseyi’ olarak bu sessizliğe katılması akıllarda başka sorular da doğuruyor.
Oysa konuyla ilgili ilk itirazı TÜKODER Genel Başkanı da olan Aziz Koçal, Tükoder Bakırköy Şubesi ile birlikte yapmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Bu durumda düşününce neden Bakırköy Kent Konseyi Başkanı sıfatıyla değil de TÜKODER Genel Başkanı sıfatıyla diye aklımızdan geçmiyor değil elbette…
Tüm bunlar olurken, İBB davalarının baş aktörü, “İmamoğlu, çıkar amaçlı suç örgütü” şeklinde kamuoyuna sunulan, örgütün yöneticisi olarak kayıtlara geçen, tutuklandıktan sonra itirafçı olan ve tahliye olduktan sonra da, ihraç edilerek değil, kendi isteği ile CHP’den istifa eden Ertan Yıldız hala Bakırköy Meclis Üyesi.
Kanunen Belediye Meclislerinin gündemini belirleyen kişi Belediye Başkanıdır. Madem Bakırköy’ün Başkanı Ovalıoğlu, itirafçı Meclis Üyesi Ertan Yıldız’ın “Meclis üyeliğinden çıkarılma” maddesini neden gündeme almıyor?
Konu Kent Konseyi’ydi, ama işte her şey birbirine bağlı.
Temmuz ayında Bakırköy Kent Konseyi genel kurulu yapılacak.
O gün geldiğinde, Aziz Koçal ne diyecek; Belediye Başkanı ne söyleyecek, doğrusu merak ediyorum.
Ben olsam, “Aman belediyemize, aman partimize laf gelmesin” demem, aykırı penguen gibi çeker giderim…
Bu yazı nereden mi çıktı?
Geçtiğimiz gün Bahçelievler Belediyesi’nin astığı “Dernek ve STK’lara ücretsiz salon desteği” pankartını görünce…
Bakırköy’de durum tam tersi.
Şanslıysanız, araya bir “ağır abi(!)” girerse, salonu ücretsiz değil, 3 bin liraya alabiliyorsunuz.
Ama sorsanız, herkes “sosyal demokrat belediye”.
Tüm bunların ışığında sorumuz açık:
Kendisinin de desteklediği Kent Konseyi’ne, Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu gerçekten yer veriyor mu?
Vermiyorsa, neden vermiyor?
Bakırköy’de sorular çok...
Cevaplar ise hâlâ sessiz.