Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
4°
Ara

Diktatörlerin raf ömrü

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Diktatörlerin raf ömrü

İran'da 1979 yılında darbe ile iktidara gelen molla rejimi, diktatörlerin yolunda giderek iktidarını güçlendirmek ve devam ettirmek için halkın yoksullaşmasına gözünü kapatması halkı sokağa döktü. İran'da mevcut rejim ayak diretip gitmediği için dış müdahaleye davetiye çıkardı.

Tarihe baktığımızda halkına yaşattıkları ile kendilerinin yaşadığı birbirine benzer olan;  Almanya'da Adolf Hitler, Çin'de Mao Zedong, İtalya'da Benito Mussolini, Romanya'da Nikolay Çavuşesku, Libya'da Muammer Kaddafi, Irak'ta Saddam Hüseyin, Mısır'da Hüsnü Mübarek, Suriye'de Beşar Esad ve çok sayıda diktatörlerin hayatları ve sonları birbiriyle aynı olduğunu görebiliyoruz. Şimdi ise sıranın İran'da Molla rejimine geldiğini görüyoruz.

İran'da mevcut ekonomik kriz ve hızla düşen yaşam koşullarına karşı 28 Aralık'ta Tahran Kapalı Çarşı’da başlayan ve “Aralık Protestoları” olarak adlandırılan eylemler, kısa sürede tüm eyaletlere yayılarak son yılların en kapsamlı protesto dalgasına dönüştü. İran’da protestolarda yaklaşık 2 bin kişi öldüğü ve 11 bin kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. İran, 46 yıldır her olumsuzluğu ABD ve İsrail üstüne yıkması artık işe yaramadığı görülüyor.

Tarih boyunca hiç yıkılmayacağını düşünerek insanlara kan kusturan çok sayıda diktatörün ve ibretlik sonuçlarını görebilirsiniz. Tüm bu diktatörlerin en belirgin özellikleri lüks içinde ve sıkı bir koruma altında yaşamaları, insan hakları ve düşünce başta olmak üzere özgürlükleri rafa kaldırmaları ve halkın da yoksulluk içinde yaşaması olarak sıralayabiliriz. Diktatörler için halkın yaşam koşulları ve refahı yerine kendi iktidarlarının güvenliği ve devamlılığı onlar için hayatı öneme sahip. Diktatörlerin hesap veremedikleri için yaptıkları yolsuzluklar, küresel güçler için yumuşak karınları oluyor.

Demokrasiyi ve özgürlüğü sınırlayan, laik, demokratik ve insan haklarına saygılı olmayan, hukukun üstünlüğünü tanımayan tüm bu nedenlerle insanlara her türlü acıyı yaşatan ve bir bakıma yaşama sevincini karartan liderlerin sonu ''Dinsizin hakkında imansız gelir'' atasözünü hatırlatan dış müdahale ile sonlanıyor.

 Ülkelerini cehenneme çeviren diktatörlerin ölümleri gibi hayatları da birbirine benziyor. Bütün siyasi yetkileri kendinde toplayan ve halklarına her türlü acıyı yaşatan diktatörlerin çoğu halk ayaklanmalarıyla devrildiğini tarihte gördük. Bazıları gönderildikleri sürgünlerde yaşamlarını yitirirken, kimi diktatörler ise ya öldürüldü ya da intihar ettiğini geçmişte şahit olduk.

Dünyada demokrasi ve insan haklarına saygılı olan ülkelerin liderlerine dışarıdan müdahale oldukça zordur. Çünkü demokrasiye inanmış bir halkın liderini devirsenizde, öldürsenizde yönetimi ele geçiremiyorsunuz. Oysa diktatörlerin yönettiği ve tüm yetkileri kendinde topladığı ülkelerde rejimi devirmek için lideri devirmek yeterli oluyor.

ABD'de ülkenin başkanı en fazla iki dönem seçilebilir. Avrupa'da aynı şekilde var olan demokrasi ve seçim yasaları liderin uzun yıllar iktidarda kalıp yetkileri kendinde toplamaya müsade etmiyor. Başta ortadoğu ülkeleri olmak üzere çok sayıda ülkede liderler 20-30 yıl koltuğunu koruyabiliyor. Hatta bazı petrol zengini ülkeler babadan oğula yönetim devam edebiliyor. Eğer bir ülkede tüm yetkiler bir kişide toplanmış ve halk yoksulluk içinde yaşıyorsa bu durum dış müdahaleye davet olarak algılanır. Uzun yıllar koltuğa yapışıp gitmek istemeyen ülke liderleri, İran'da yaşanan olayları görüp ders çıkarmaları gerekiyor.


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *