Gerçeklerden Haberdar Olun
İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Ara
yazar
Stratejik İletişim Danışmanı
Tüm Yazıları

Venezuela meselesi: Müdahale, egemenlik ve çifte standartlar

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Venezuela meselesi:  Müdahale, egemenlik ve çifte standartlar

Venezuela’da yaşanan son gelişmeler, yalnızca bu ülkenin iç siyasetini değil, aynı zamanda uluslararası sistemin nasıl işlediğini de yeniden tartışmaya açtı. Nicolás Maduro’nun tutuklanması ve ABD’nin bu sürece doğrudan dahil olması, “hukuk”, “demokrasi” ve “egemenlik” kavramlarının küresel ölçekte ne kadar esnek yorumlanabildiğini bir kez daha gösteriyor.

ABD yönetimi, operasyonu uyuşturucu ticareti ve organize suç iddialarıyla gerekçelendiriyor. Ancak bir ülkenin devlet başkanının, Birleşmiş Milletler onayı ya da uluslararası bir mutabakat olmaksızın başka bir ülke tarafından tutuklanması, hukuki olduğu kadar siyasi bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Bu durum, devletlerin egemenliği ilkesinin hangi koşullarda geçerli sayıldığı sorusunu gündeme taşıyor.

Venezuela’nın ABD ile gerilimli ilişkileri yeni değil. Hugo Chávez döneminden bu yana Caracas-Washington hattında süregelen kriz, ideolojik farklılıkların ötesinde enerji politikaları ve bölgesel nüfuz mücadelesiyle de yakından ilişkili. Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip ve bu gerçek, ülkeyi küresel güç dengelerinin merkezine yerleştiriyor.

Maduro yönetiminin iç politikada ciddi sorunlar yaşadığı da bir gerçek. Ekonomik kriz, yüksek enflasyon, göç dalgası ve siyasal kutuplaşma, toplumda derin yarılmalara yol açmış durumda. Bu sorunların sorumluluğunu yalnızca dış faktörlere bağlamak elbette gerçekçi olmaz. Ancak bu tablo, dış müdahaleyi meşrulaştıran bir gerekçe olarak da okunmamalı.

Uluslararası ilişkilerde sıklıkla karşımıza çıkan çifte standart meselesi, Venezuela örneğinde daha görünür hale geliyor. ABD’nin demokrasi ve insan hakları vurgusu, bazı ülkelerde sert yaptırımlarla desteklenirken; benzer ya da daha ağır ihlallerin yaşandığı başka coğrafyalarda aynı hassasiyetin gösterilmediği görülüyor. Bu durum, müdahalelerin ilkesel değil, çoğu zaman stratejik çıkarlar doğrultusunda şekillendiği eleştirilerini güçlendiriyor.

Venezuela meselesi aynı zamanda Latin Amerika’nın tarihsel hafızasını da harekete geçiriyor. Bölge, geçmişte pek çok kez dış müdahalelerle karşı karşıya kaldı ve bu müdahalelerin çoğu, uzun vadede istikrar değil, daha derin sorunlar üretti. Bugün yaşananlar, bu hafızanın yeniden canlanmasına neden oluyor.

Sonuç olarak Venezuela’daki kriz, basit bir iktidar değişimi tartışmasının ötesinde ele alınmalı. Demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve ekonomik istikrar hedefleri, dış müdahalelerle değil; toplumun kendi dinamikleri ve uluslararası uzlaşı mekanizmalarıyla desteklenebilir. Aksi halde atılan her adım, yalnızca Venezuela için değil, küresel düzen için de yeni soru işaretleri doğurmaya devam edecektir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *