Gücün körleştirdiği yer vicdanın susturulduğu andır
Toplumların en eski tartışmalarından biri şudur: Güç insanı mı bozar, yoksa insan zaten bozulmaya meyilli olduğu için mi gücü kötüye kullanır?
Bu sorunun cevabını ararken bilim bize önemli bir kapı aralar. Çünkü birçok psikolojik araştırma, güç arttıkça empati ve merhametin azaldığını ortaya koyuyor. Fakat mesele yalnızca “gücün cazibesi” değildir; asıl belirleyici olan, gücün beyinde oluşturduğu algısal değişimlerdir.
Yetki sahibi bir insan, zamanla kendini diğerlerinden daha farklı, daha önemli, daha “haklı” hissetmeye başlar. Bu süreç, kişinin karşısındakini bir özne olarak değil, bir “nesne” olarak görmesine neden olur. Bir başka deyişle, benmerkezci algı güçlenir; başkalarının kırılganlığı, duygusu, korkusu görünmez hale gelir. Kontrol etme hissi, empatiyi bastırır. İşte psikolojide bu duruma “otorite körlüğü” denir.
Bu körlüğün ne kadar hızlı gelişebileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri, Zimbardo’nun meşhur Stanford Hapishane Deneyi’dir.
Deneyde tamamen sıradan bireylere “mahkûm” ve “gardiyan” rolleri verildi. Sonuç mu? Sadece birkaç gün içinde gardiyan rolündeki kişiler, yetkinin etkisiyle kendi arkadaşlarına karşı acımasızlık, şiddet eğilimi ve tahakküm isteği geliştirmeye başladı. Deney, insan zihninin güç karşısında ne kadar çabuk bozulabileceğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Ancak bütün bu bulgulara rağmen, gücü eline aldığında merhametini kaybetmeyen insanlar da vardır. Çünkü güç her insanı aynı şekilde bozmaz. Asıl belirleyici olan, kişinin benlik bütünlüğü, duygusal farkındalığı ve iç denetim mekanizmalarıdır.
Kendi iç çatışmalarını tanıyan, geçmişindeki travmalarla yüzleşebilen, duygularını bastırmak yerine yönetebilen bir birey, gücü bir “üstünlük” değil, bir sorumluluk olarak görür. Böyle bir insan otoritesini baskı aracı olarak değil, başkalarının hayatını kolaylaştıran bir mekanizma olarak kullanır.
Dolayısıyla mesele, gücün kendisi değildir.
Merhameti azaltan şey, gücün denetimsiz kalması ve kişinin kendi iç otokontrolünü kaybetmesidir. Vicdanın sustuğu yerlerde güç, çok kolay bir şekilde zulme dönüşür. Ama vicdanla dengelenmiş bir güç, hem bireyi hem toplumu koruyan bir değere dönüşür.
Unutmayalım:
Gerçek güç, insanı kibirli kılmaz; gerçek güç, insanı sorumlu kılar.
Ve vicdanın eşlik etmediği her güç, en parlak makamda bile karanlık üretir.